• İshakEdebiyat

Öykü- Özlem Güzelharcan- Ben Robot Değilim

“Bu ne biçim şey ya,” diyor altmış sekiz yaşındaki babam, “ben neden sürekli robot olmadığımı kanıtlamaya uğraşıyorum?”

Babam böyle biri. Bir şeye gerçekten mi kızıyor yoksa espri mi yapıyor, anlamak güçtür. Bana da çocukken böyle çıkışırdı. Fazladan harçlık istediğimde, “Ne yapacaksın parayı çocuğum, holding mi yönetiyorsun,” derdi. Holdingin ne olduğunu bilmezdim ama babamın ses tonundan ve ifadesinden benim yönetemeyeceğim bir şey olduğunu sezer, sorunun cevabının hayır olduğunu anlardım. Zeki çocuktum vesselam. Babam yine de bana kıyamaz ve fazladan harçlık verirdi. Ben de gider okul kantininin en sağlıksız, çocukların yememesi gereken ne varsa onları satın alırdım. 1990'larda bu zararlı şeyler metre sakızlardı. Şimdikiler bilmez o sakızları.

Babam da bilmez. Onun zamanında bırakın sakızı, dışarıdan ekmek alıp yemeleri bile lüks sayılırmış. Bu bebek patlaması kuşağının, yani babam ve arkadaşlarının böyle garip huyları var. Kendilerini sürekli şimdiki nesille karşılaştırma telaşındalar. Sizin zamanınız, bizim zamanımız… O vardı, bu yoktu! Siz çok harcıyorsunuz, ah bizim paramız mı vardı, blah blah… (Böyle deyince de çok kızıyor. “Blah nereden çıktı, bizim zamanımızda falan filan vardı,” diyor.)

Bir gün ona Einstein’dan bahsettim. İzafiyet teorisini anlattım. “Babacığım, zaman göreceli bir kavram,” dedim, “Aslında geçen bir zaman yok, biz onun içinde ilerliyoruz,” dedim. Ben robot değilim, der gibi baktı yüzüme. Fazla üstüne düşmemeye karar verdim.

Annem onu bırakıp da ikinci baharını başka bir adamla yaşamaya karar verdiğinden bu yana babam kendini teknolojiye adadı. Gece gündüz bilgisayarda Candy Crush ve Sanal Okey oynuyor. Koskoca adamın renkli şekerlerin peşinde uykularını feda etmesi kanıma dokunmuyor değil aslında ama baba işte, ne yapabilirsiniz ki?

Tabii arada çöken bilgisayarının ve gidip gelen internetinin de hasta bakıcısı ben olmak durumundayım. Evde değilsem telefonla arayıp soruyor. Ben de nerede olursam olayım, işin gücün içinde, utana sıkıla telefonda ona durumu izah etmeye çalışıyorum. Bir defasında bir randevu sırasında aradı (Bebek patlaması kuşağı babaların her an bir sağlık sorunları çıkabiliyor, telefonlarını açmamazlık gibi bir lüksüm yok maalesef!). Okey masasında arkadaşlarına mesaj atamıyormuş. Çok uğraşmış ama olmamış. “Sonra konuşuruz baba,” diyerek telefonu aceleyle kapattım. Flörtüm, “Ay, konuşsaydın ya,” dedi ama konuşmadığıma da sevinmiş gibiydi.

Babam sırf bu yüzden benle bir hafta boyunca konuşmadı. Bir okey masası chati yüzünden birbirimize girdik. Ben ona, annemin onu terk etmesini hâlâ sindiremediğini ve bu yüzden hayatı kendisine ve bana zindan ettiğini söyledim. Çıktı işte ağzımdan laf bir kere. Sonra çok pişman oldum elbette ama yapacak bir şey yok, ben de robot değilim ki!

O da değilmiş işte! Ne alakaymış, her yerde karşısına çıkıyormuş! Geç tanıştığı sanal dünya ile arasına mesafe koyuyormuş bu insan olduğunu kanıtlama işleri. Çok sinir bozucuymuş. İki hafta sonra yana yakıla bunları anlattı bana. Sakin olmasını söyledim. “Hallederiz baba,” dedim. Nihayetinde bir gün bizler de yaşlanacağız, değil mi?

O gün oturup babamla karşılıklı okey oynadık. O, bilgisayar başında, ben de kanepede elimde telefonla karşı takımı bir güzel yendik.


Özlem Güzelharcan



56 görüntüleme1 yorum