top of page
  • Yazarın fotoğrafıİshakEdebiyat

Öykü- Abdullah Kara- Öbür

Çıkmışlar. Hiç duymadım. Camdan bakarken bu durumun son zamanlarda sıklaştığını düşünüyorum. Küremek zorunda kalabileceğim karlar şimdiden canımı sıkıyor. İnşallah hemen kesilir ya da şimdi veya birkaç saat sonra kesilir. Yağacaksa da eve dönmeme yakın veya döndükten hemen sonra yağar. Yağmur işime gelir ama yağmura çevirecek hava hiç yok. Poyraz kuvvetlenirse yarın öğlen devre keserim herhalde.

Kahve hafif soğumuş. O da bekletmeme alışık değil. Ya da makine eskidi. Belki öbürünü kullanmaya başlamanın vakti geldi. Bahçe kapısına yürürken en fazla üç buçuk saat uyuduğumu hesaplıyorum. Kapının üzerine renkli boyalarla çizilmiş karmaşık çizgiler, soyut çalışma demem daha doğru olur, hakikati, hırpani benliğimi meraklı bir bilinçsizlikle çalkalayan, içkinleştirmeye çalıştığım hakikatimi hatırlatıyor. Burada daha doğru oluru doğru kullandım. Beynim uyuşmaya yüz tutmuş, ezbere göz kırpan bölümlerine gözdağı.

Ciple gitmişler. Bu mu, öbürü mü? Lastikleri daha yeni değiştirileni seçiyorum. Hemen telefonu arabaya bağlıyorum. Beğenebileceğim şarkıları çal. İşimi şansa bırakamam radyoyla. Bir şarkıdan öbürüne atlıyorum. Yol açık, çoğunluk arabayla çıkmamış demek ki. Ya da biraz geç oldu. Öbür şarkı. Teoride sınırsız öbür şarkı olma olasılığı canımı sıkıyor. Uykusuz kaldığım o otobüs yolculuğu geliyor aklıma. Gece tek başına yaptığım ilk yolculuk. Evin yakınına giderken serviste dinlediğim şarkı. Hâlâ aklımda. Yine, uykusuzken dinlediğim şarkılardan daha çok etkilenebildiğimi düşündüğümü hatırlıyorum. Daha bir hissedebiliyorum, içlerine girebiliyorum herhalde. Öbür. O yolculuktan sonra aldığım kararlar, yaptığım planlar. Bunlara yıllarca sadık kalma dirayetime şaşırıyorum. Neden, ne zaman akışına bırakmaya karar verdim? Akışına bırakmaya karar mı verdim? Akışına mı bıraktım? Bilmiyorum.

Arabalar yavaşlıyor. İşlememekten gerilmiş kaldırımlar, umursamaz bina bahçeleri, kurak otların bittiği ızdıraplı araziler, kavşaklardaki yalnız çimler hep karla kaplı. Duruyoruz. Öbür şarkı. Meraklı kıvranışlar ileride kaza olduğunu telkin ediyor. Öbür şarkı. Öbürü. İnip yürümeyi düşünüyorum. Eskiden olsa bir dakika beklemezdim. Güncel ruhumu etkileyecek şarkı arayışım, buğulu uykusuzluğum, titrek dalgınlığım, debdebeli karmaşıklıklarım hırpani benliğimi tembelliğe teşvik ediyor. Öbürü. Biraz geride bir pide salonu görüyorum. Bahçesinin önündeki kaldırımda iki bayrak direği. Bayraksız. Bahçesine hiç kar yok. Kıvırcık paspasta bir iki ayak izi. Ne yandaki dükkanların önünde ne yolda fazladan kar var. Nereye kürediler acaba? Kornalar giderek daha ısrarlı ve derinden çalıyor. Her araba ayrı enstrüman. Farklı tempolarda korna çalan besteciler karmaşıklıklarımı çekiştiriyor ama adacyo zihnim tüm sesleri soğuruyor. Kaldırımların içini bir nebze rahatlatan biri pide salonuna doğru yöneliyor.

Otobüs yolculuğundan bir iki gün sonra, üç değil en fazla iki, bekliyorum. Yedi sekiz bayrak direği yan yana. Ne bayrakları asılıydı acaba? Sırtım en baştaki direkte. Yanlış yerde mi bekliyorum? Köşeyi dönüp bakıyorum. Aşağı yukarı. Aşağı neresi, yukarı neresi? Yirmi dakika geçmiş. Tekrar aynı yere yaslanıyorum. Kırk dakikaya yakın nasıl bu kadar yakınımdan geldiğini anlamadığım bir ses: Merhaba. Durgunluğum bekletilmemdendi diye yorumluyorum kendimi tanımaya çalışma seanslarımda. O zaman böyle düşünebilsem durgun olmamaya çabalardım herhalde. Uzun zamandır beklediğim ilk buluşma. Bir iki ay sonra, üç değil ikiye daha yakın, bu sefer büyük bekletme olayı. Ne yazmış ama. Pide yaptırıyoruz. Şu pideleri anneannemlere götür gel diyor ablam. İki dakika yürüyorum, üç dakika sürmesi zor. Zili çalıyorum. İki dakika içeri gir diyorlar, herkes burada, göremedik seni epeydir. Sorulara cevap veriyorum. Şimdi gitsem daha iyi, yine gelirim. Bitmeyen konuşmalar. Telefon çalıyor. Annem. Hemen gitsin ablasının yanına. Bekliyormuş. Bir dakikada koşuyorum, belki daha az. Ablam konuşuyor ama anlayamıyorum. Yanağımdan ziyade benliğimi sızlatmak için konuşmasına küçük bir es veriyor. Önceden çok hırpalamıştı ama onlar sayılmaz. Oruçluyken insanlar sinirli olabilirmiş ama bu sızıyı silmez. Sayılır.

Yedi dakika geç kaldım. Defterinizi okuduktan sonra geç kalmanıza çok şaşırdım. Bu defterdeki gerçekten siz misiniz? Ya da ben de sizi bekliyordum, hoş geldiniz. Yeni sizi uygulamalı olarak tecrübe etmiş oldum. Böyle demez herhalde. Beni bekliyormuş. Kapıyı tıklatıp, biraz bekledikten sonra içeri giriyorum. Bu arada belki iki dakika daha geciktim. Telefonuna odaklanmış. Ben girince kafasını kaldırıyor: Hoş geldin. Bir şey içer miyim diye sorup hiç beklemeden konuya giriyor. Defterimi pürdikkat okumuş. Hem çok şaşırmış hem de çok saygı duymuş, hayatımı düşünerek, planlayarak, aldığım kararlara uygun şekillendirmeme. İmrenmiş. Beni henüz çok tanımıyormuş ama defterdekileri benim yazdığıma inanamamış. Bunları kim yazsa şaşırırmış. Ne ayrıntılı düşünmüşüm. Tabletini eline alıyor. Not almış. Defterimi bana anlatmaya başlıyor. Hiç kimseyi bekletmek istemememi çok iyi anlamış. Tabii bunda işin büyük sorumluluğu senin elinde olduğundan nispeten daha kolay diyor. Aslında anlatmak, konuşmak, tartışmak istiyorum ama yorumlarını etkilemek istemediğimden susuyorum. Şimdilik aşırıya kaçmayan mimikler yeterli. Bekletmeme işini suda ve karada diye sınıflandırmamı komik bulmuş. Kendisi şu anda iyi bir yüzücü olmadığından beni, yani eski beni, çok iyi anlıyormuş. Açılanları sahilde beklemek can sıkıcı olabiliyormuş. Defteri sadece yüzme kursuna giderken mi yazdığımı soruyor. Çocuksu buldu. Ne gerek vardı hemen her şeyini paylaşmaya? Çok istekliydi ama. Daha doğrusu, kaç yılda oluşturmuşum bu planları? Yanlış ama daha önyargısız bir soru sanki. Acaba anladı mı sansürlü olduğunu? Gözümden kaçmış mıdır bir şey? Mümkün değil çok kontrol ettim. Cevap vermem lazım: ana hatlarını birkaç yılda. Ama zaman zaman bir şeyler ekleyip çıkardığımı, bunu da zaten karalamalardan, notlardan anlayabileceğini söylüyorum. Edebi yönümü kuvvetli bulmuş. Herhalde çok okuyormuşum. Ne nereye gittiğiyle ilgilenmeyen Pozzo gibi olmaya ne sevgi görünmez olanı görür diyerek Tanrı’yı beklemeye ne de ne beklediğimi bilmeden Bastiani Kalesi’nde yaşamaya niyetliyim; alelade beklemek istemiyorum. Çok lirik bulmuş bu cümlemi, çok beğenmiş. Bastiani hayali bir kaleymiş diyor. Hayali kale ilgisini çekmiş. Okumak istiyorum, okuyacağım demiyor ama olsun. En azından araştırmış. Bu da olumlu. Ekonomi okumayı tercih etmeden aracı firma kurmayı, yatırımcı olmayı planlayıp planlamadığımı soruyor. Hadi beklememeyi düstur edinmiş birinin aracı firma kurmasını biraz anlıyormuş ama yatırımcı olmak bazen yıllarca beklemeyi gerektirirmiş. Sentetik ipler bayrak direklerine biteviye vuruyor. Duyuyorum ama göremiyorum. Poyraz başlamış. Kar devam. Haklı olduğunu, birçok fırsatı sabırsızlıktan kaçırdığımı söylüyorum. Sıkmadığını umuyormuş. Hayır hayır, sıkılmadım. Kara bakıyordum. Çocuk diyor. Defterde çocuk başlığının boş olması çocuğun plansız olduğunu mu gösteriyormuş? Bunu gerçekten not mu aldın? Şaşırdığımı belli etmemeye çalışıyorum. İyi niyetli yaklaşmalıyım. Sadece açığımı arıyor. Devam ediyor. Yani çocuk yapmak için bir süre beklediğinizi bildiğimden soruyorum diyor. Boşandıktan sonra çocuk yapmak ne önemli eylemmiş? Sen de mi? Bir şey beklemedim. Oldu ve istediğimize karar verdik.

Kısa sessizlikten sonra tabletini masaya bırakıp yüzüme bakmaya başlıyor. Beni kırmayı kesinlikle istemezmiş. Kırdıysa gücendirdiyse özür diliyormuş. Çocuk konusunda kafasını hiçbir zaman netleştirememiş. Tecrübelerimden faydalanmak amacıyla sormuş. Duygusal eğitime ihtiyacın olduğu açık. Beni üzebileceğini düşünememiş. Üzülmedim. Defterimi onunla paylaştığım için çok mutlu olmuş, onur duymuş. En azından evlilikle boşanmayla ilgili soru sormadı. Baya malzeme vardı elinde halbuki. Beni daha yakından tanımaya başlamak çok güzelmiş. Masasından kalkıyor. Hafif aralık camı kapatıyor. Zemin ıslak. Karşıma oturuyor. Aramızda diz seviyesinde bir sehpa. O da biraz gergin. Belki içimdeki kararlılık biraz tembelleşmiş olabilirmiş son zamanlarda. Asıl şaşırtıcı olan hayatım boyunca planlı yaşamam, hiç kimseyi bekletmemeye ve elimden geldiğince beklememeye çalışmammış. Ben bir aykırı gözlenmişim ama buradaki doğru aykırı olmakmış. Tabii psikolog değilmiş ama bir yerlere geç kalmak, biraz boş vermek, umursamamak hiç de sorun değilmiş. Bunları duymak için mi buraya geldim? Bilmiyorum ama duymak iyi gelmedi. Müsebbip karşımdaki. Hava belki de. Eski ve yeni beni bilen arkadaşlarımın nasıl yorumlar yaptığını soruyor? Kaç kişi okumuş defterimi? Planım var desem şaşırmaz herhalde. Demek şanslı yedi sekiz kişiden biriymiş.

Arabaya dönüyorum. Zihnim boş levha. Neden sonra telefona bakıyorum. Esra aramış. Ofiste acil bir durum yokmuş ama merak etmiş. Haftaya görüşürüz diyorum. Kar adacyo yağmaya devam ediyor. Öbür. Saat daha erken. Bu saatte boş vakit olunca ne yapılıyordu? Sinemaya gitmeye karar veriyorum. Aklıma başka bir etkinlik gelmiyor. Eksi iki ö on üç. En yakın filme bilet alıyorum. Sandviçimle koltuğa oturuyorum. Yedi sekiz kişi var benden başka. Uyuyakalmışım. Antrakt ne zaman diye düşünmekten filme tam odaklanamıyorum. Jeneriği görünce biraz utanıyorum. Filmin sonunu beğeniyorum. Çocuğunun ifadesiyle suçsuz bulunmak iyi bir duygu olsa gerek.

Eve dönüyorum. Yüzüme bakmıyor, oyuncaklarına odaklanmış. Summer uzanmış televizyon izliyor. Duş alsam da öyle çıksan olur mu diyorum. Planları varmış ama biraz bekleyebilirmiş. Şarkı söylemeye başlıyorlar. Su sesinden şarkıyı seçemiyorum. Belki de bilmediğim bir şarkı. Ses giderek kapıya yaklaşıyor. Beni çağırıyor. İstemsizce yavaşlayan hareketlerimi vicdanım ya da bilmediğim bir güç hızlandırıyor.

Yordum seni bu hafta diyorum Summer’a. Sabah zor olmamış gidişleri. Oyun grubuna yeni bir çocuk katılmış, onunla iyi anlaşmışlar. Her şey yolundaymış. Karnı tokmuş. Banyo yapmış. Teşekkür ediyorum. İyi hafta sonları.

Yatıyoruz. Emmeye başlıyor. Memede uyumayı ne zaman bırakacak acaba? O da ayrı bir tantana. Kaygılanıyorum. Telefonumu yastığın altından alıyorum. Bir ülke adını değiştirmiş, liseden arkadaşım paylaşmaktan heyecan duyacağı başarı kazanmış, otuz dokuz yıl komada kalan futbolcu ölmüş, üç yaşından önce kreş fayda sağlamıyormuş, hafta sonu boyunca kar bekleniyormuş. Acıyla irkilip varlığımı hatırlıyorum. Kararlı bir ses: Öbür.


Abdullah Kara

0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


bottom of page