• İshakEdebiyat

Öykü- Ahmet Rıfat İlhan- Meydan

Kadın, bir anne. Her kadın gibi acıya dayanıklı. Her anne kadar acıyla baş etmenin yollarını arıyor. Adam, bir baba. Her erkek gibi acıya dayanıksız. Her baba kadar acı karşısında çaresiz. Fısır fısır tekrarlayıp duruyor. “Yardım et Allah’ım, sabır ver…”

Cılız bir ses duyuluyor meydanda, ardıcın altındaki tahta banktan.

“Evladım, bakar mısın?”

“Efendim teyze, bana mı dedin?”

“Bacağım çok fena ağrıyor, yardım eder misin eve kadar?”

“Ederim de… Nerede oturuyorsun?”

“Hemen şu arka sokak,” diyerek eliyle gösteriyor meydanın sonunu. Koluna giriyor gencin. Birlikte yürümeye başlıyorlar. Siyatiği azmış. İki üç adımda bir duruyorlar. Mevsimden, diye geçiriyor aklından, artık ısıtmayan güneşe bakarak. Köşeyi dönüyorlar.

Kadın, susmasını istiyor kocasından. Hamile kaldığında tutmaya başladığı anı defterini, bir de kalemini getirmesini... Yazmaya başlıyor sonra. O günün sabahını. Oğlunun, evden çıktığı ana kadar yaptığı her şeyi. Kaleminin ucundan kâğıda döküyor yavrusunu, durmadan. Doğurur gibi. Özenle. Delikanlının, harf harf yeniden hayat bulmasıyla teselli ediyor kendini. Harfler sözcüklere, sözcükler cümlelere evrildikçe, o günün yükü üzerinden kalkıyor. Acısını çoğaltan adama inat…

Sapsarı yerler, arnavut kaldırımlı sokakta. Kuru dallara tutunan tek tük yaprak, rüzgâra direniyor.

“Teyze neresi?”

“Geldik, işte. Bak, hemen karşıdaki kırmızı apartman. Şu bankta biraz soluklanayım, eve çıkarım sonra.”

“Sen bilirsin teyze, iyi günler.”

“Teşekkür ederim oğlum, sana da.”

Ertesi gün hava bozuyor. Güneşin ortalarda olmamasını fırsat biliyor yağmur. Soğuk havanın elinden tutup iniyor yeryüzüne, baskın yapar gibi. Dalların isteksizce ona verdiği yaprakları da katıyor önüne. Ta ki güneş tekrar ortaya çıkana kadar. Ardıcın altındaki tahta banktan, cılız bir ses duyuluyor meydanda.

“Oğlum, buradayım. Bakar mısın, iki dakika?”

“Görmedim teyze, buyur.”

“Yürüyecek halim yok, beni eve kadar götürür müsün?”

“Götürürüm tabii.”

“Uzak değil buradan gideceğimiz yer zaten. Şu köşeyi dönünce, hemen o sokakta.”

Delikanlının kolundan destek alarak yürümeye başlıyor ağır adımlarla. Meydanın sonuna doğru… Siyatiği, bacağına kendini hatırlatıyor yine. Hedefine yaklaştıkça, ondan uzaklaştığı hissine kapılıyor. Rüzgâr, kırçıllaşmış saçlarını bir an evvel dağıtmak için onu köşede sabırsızca beklemiş sanki. Bununla da yetinmeyip çıplak kalan kuru dalları titretiyor.

“Yazdıkça unutulmaz yaşananlar,” diyor kocasına, “oğlum için öyle bir son yazacağım ki… Hiç çıkmamış sanki bu evden. Adaletsizliğe, haksızlığa, eşitsizliğe isyan etmemiş. Sonra o gün, ortasında kaldığı çatışmanın geçtiği meydana gideceğim. Olanları sessizce izleyen, her şeyin tanığı tahta heykelin alnına çivileyeceğim bu defteri.” Söylediğini yapıyor kadın. Adamsa eli kolu bağlı, yitip gidiyor yılların ardından.

Sarı renkleri koyulaşmış yapraklarla dolu yerler, arnavut kaldırımlı sokakta. Adımları yavaşlıyor giderek. Bankın önünde duruyorlar.

“Teyze, burası mı?”

“Şu kırmızı apartman işte, karşıdaki.”

“Yürüyebilecek misin?”

“Yok vallahi, nefesim sıkıştı. Oturayım biraz şuracıkta, düzelince girerim eve.”

“Tamam o zaman, bana müsaade. Hayırlı günler.”

“Sağ ol evladım, sana da...”

Ertesi gün hava açıyor. Güneş, bulutların arasından görünüp görünmemekte kararsız.

Ne heykel ne de alnındaki defter duruyor o meydanda artık. Heykel kaldırılmış, yerine ardıç dikilmiş. Ağacın altında tahta bir bank. Gündüzleri oradan geçenleri kısa süreliğine de olsa nefeslendiriyor, geceleri evsizlere yatak olmuş. Yıllar sonra değişen tek şey bu değil üstelik. Onu görmeden gelip geçen delikanlıları durduran, bir de müdavimi var o bankın şimdilerde.


Ahmet Rıfat İlhan


241 görüntüleme10 yorum