top of page

Öykü- Anıl Çağal- İstemsiz Fail

  • Yazarın fotoğrafı: İshakEdebiyat
    İshakEdebiyat
  • 1 Mar
  • 5 dakikada okunur

Sabahın ilk saatleriydi çoğunlukla bu saatlerde alarm çalmadan uyanırdım. Bu sabah da aynısı olmuştu gözümü yarım bir şekilde açtım. Karşımda zıpır zıpır zıplayan Zeus vardı. Zeus bir border collieydi. İki köpeğimden hareketli olanıydı. Başımın etrafında çeşitli şebeklikler yapıyor yüzümü yalıyordu. Onun bu hareketinden sonra yanımıza king charles cinsi olan diğer köpeğim Coco uyuşuk uyuşuk yaklaştı ve ikimize katıldı. İlk iş elimi yüzümü yıkayıp, çocuklarımı gezdirmek olacaktı anlaşılan. Onlara hep çocuklarım derim.

Koruya geldiklerinde Zeus’u salmıştım, köpek çılgınlar gibi oradan oraya koşup geri dönüyordu. Coco ise yanımda benimle yürüyüşteydi. Onların bu hallerini gördükçe sabahın köründe kalkmak bana hiç de zor gelmezdi. Onları gezdirdikten sonra ilk iş Kadıköy Boğa Heykeli’nin orada yapılacak olan “Köpek Katliamına Son” eylemine katılmaktı. Meydana geldiğimizde polislerin çoktan eylemcilerin etrafını sardığını gördüm. Benim de metnin yazılmasında emeğim olan bir açıklama okuyup eylemciler dağılacaklardı aslında. Fakat polis buna izin vermedi. Yetkili olan polis memuruna gidip, “Polis Bey iki dakikalık bir açıklama metni okunacak sadece lütfen izin verin,” dedim. Uzun boylu bıyıklı ve sert görünüşlü polis amiri hiç istifini bozmadı ve en ufak samimiyet göstergesinde bulunmadı. “Verilen emir bu yönde, beş dakika içinde dağılmazsanız müdahale etmek zorundayım,” dedi. Eylemde önemli rol oynayan arkadaşım Emel’in yanına gittim. “İzin vermeyeceklermiş, müdahale edeceklermiş beş dakika içinde dağılmazsak…” Emel düşündü bir tepki vermedi. O arada bunu duyan Metin, “Dağılmak falan yok, yapacağız konuşmamızı izin vermek zorundalar.” Tam bu anda bir itiş kakış meydana geldi. Zeliha yeşile boyanmış saçlarıyla polislerden birinin üstüne atlamıştı, polis onu tek hamlede havaya fırlattı ve yere düştü. Metin’le ben hemen Zeliha’yı tutup kalabalıktan çıkardık. Polisler kalabalığın içine coplarla daldı, birkaçı da biber gazı sıktı ve kalabalık tamamen dağıldı. Üçümüz aşağı doğru koştuk, durduğumuzda barların içinde bulduk kendimizi. Metin, “Hadi bir iki içelim bari,” dedi. Öneriyi Zeliha ve ben kabul ettik.

Metin oturur oturmaz Zeliha’ya takıldı. “Yavrum senin bu deliliğin ne zaman bitecek? Bak otuz beş yaşına geldik, artık sen hala lise günlerimizdeki deli Zeliha. Ne atlıyorsun ulan polislerin üstüne!” Zeliha hiç umursamaz bir tavırla, ”Korkuyorum demiyor da bana. Eyleme geldik hakkını verelim dedim, normal slogan atıyorum, şu yeşil saçlı aşüfteyi susturmak lazım dedi. Kulaklarımla duydum ondan sonrasını hatırlamıyorum,” dedi. Metin bu sefer daha alttan alarak, “Olsun kızım ne olursa olsun atlanır mı polisin üstüne, Allah’tan çok uğraşmadılar, bir gözaltına alınsak al başına iş,” dedi. Ben söze girdim. “Bu yaptığımız eylemler çok da işe yaramayacak gibi geliyor bana, bazı yerlerde köpekleri toplayıp öldürmeye başladılar bile. Vicdan yoksunları nasıl kıyabiliyorsunuz böyle güzel hayvanlara.”

Akşam on bire doğru ben artık yanlarından kalktım, yarın erkenden işim vardı. Taksiye atladım ve eve doğru yola koyuldum. Eve gelmeden yan mahalledeki köpeklere mama vermek için durdum, hava soğuktu ama bunu yapmalıydım. Köpekler taksiden indiğimde hemen bana doğru yaklaşmışlardı bile. Hepsinin başını güzelce okşadım sonra boş bulduğum bir alana mamayı boşalttım. Acıkmışlardı hepsi heyecanla yiyorlardı önündekiler. Oh afiyet olsun dedim içimden. Sonra eve doğru yürümeye başladım, sokaklar bomboştu. Üşümeye başladığım için hızlı adımlarla yürüyordum. Birden arkamdan bir ses geldiğini duydum ve döndüm baktım. İrice bir adamdı, o da benim gibi hızlı adımlarla yürüyordu. Birden içime bir korku düştü, istemsizce aklıma kodlanmış kötü senaryolar geldi. Hemen sokağın bitiminden sağa dönüp ilerledim. Arkamı döndüm kimse yoktu. Dört beş saniye sonra tekrar döndüm ve adamın da hızlı adımlarla bana doğru geldiğini gördüm. Artık iş ciddileşti diye düşündüm. Böyle durumlar için çantamda her zaman bir çakı bulundururdum. Adamın adımlarının sesi daha da artıyordu bana daha da yaklaşmıştı, bir an koşmayı bile düşündüm içimden. Sonra adamın sesini duydum. “Tamam abi gördüm seni.” İleride bir taksi adamı bekliyordu.

Ertesi sabah daha güneş doğmadan köpekleri gezdirmeye çıkardım. Bugün işe erkenden gitmem gerekiyordu. Ben biraz zorlanarak uyanmama rağmen Zeus hazırda gözlerimin içine bakıyordu kuyruğunu sallayarak. Her zamanki gibi koruya gittik, bu saatte kimse yoktu. Patikalardan geçerken sanki bir hırıltı duydum ama çok da emin olamadım. Benimkilerin şapşikliğine daldım sonra kıvırta kıvırta yürüyordu Coco. Sonra bir hırıltı daha duydum çalılıkların arasından bu sefer durdum ve etrafıma baktım. Tam önümüze daha önce de defalarca gördüğüm Alman kurdu çıkmıştı –bu sefer tasmasızdı- dişlerini çıkarmış, ağzından salyalar çıkararak bana doğru havlıyordu. Böyle durumlarda sakin kalmanın önemini biliyordum fakat benimkilerin korkusu tüm konsantrasyonumu bozuyordu. Hırlamayı birden kesti ve ağzını kapattı, bu hiç iyiye işaret değildi. Köpek tüm vücudu havalanmadan önce donmuştu. Sonra saniseler içinde aramızdaki mesafe kapanmıştı. Bir darbe hissettim, dişlerini montuma geçirmişti, kumaşı dişleriyle yakalayarak parçaladı.  Sonra birden kafasını çok ani hareketlerle salladı, bu sefer kolumda dişlerini hissettim, koluma dişlerini kilitlemişti her hareketi dengemi biraz daha bozuyordu. Zeus o sırada yardım çağırır gibi çılgınlar gibi havlıyordu. Bir türlü kolumu bırakmıyor beni daha çok sarsıyordu, derken ayağım kaydı ve yere düştüm. İşte o an öleceğimi düşündüm. Hemen sol kolumla boynumu koruyor sağ kolumu da dişlerinden kurtarmaya çalışıyordum. Gücümü toplayıp botumun tabanıyla bir tekme atmaya başarmıştım ama köpek oralı olmadı. Sonra kolumu bırakıp yüzüme yöneldi, elimle yüzümü korumaya çalışırken parmaklarımın kanadığını gördüm. O an gözüm yerdeki çantama gitti, köpek duracak gibi değildi. Ayaklarımla, sol elime köpekle cebelleşirken yana eğildim ve çantanın içine elimi uzattım. Birkaç saniye sonra çakımın tahta sapına elim değdi, hemen çektim aldım. Tam o sırada köpek dişlerini tüm gücüyle tam koltuğumun altına geçirmişti. O andan istifade çakımı açtım ve köpeğin gövdesine bir kere sokup çıkardım. Köpekte bir değişiklik yoktu hala aynı güçte dişlerini vücuduma geçirmeye devam ediyordu. Sonra bir kere daha çakımı kaldıracaktım ki, ısırmayı birden bıraktı. Bir adım geriye çekildi ve titreyerek anlamsızca hareketler yapmaya başladı. Ben hemen ayağa kalkıp kendimi geriye çektim. Köpek ayakta zor duruyordu, biraz daha sendeledi ve yere yığıldı. Yalvarır bir şekilde derinden havlıyordu. Yavaşça yanına yaklaştım, hayvan yerde can çekişiyordu. Havlamalar, hırıltılara, hırıltılar da sessizliğe döndü. Köpek hareketsiz duruyordu, göğsünde son bir iki nefes alış oldu, sonra bir daha hareket etmedi. Aman Allah’ım bir köpeği öldürmüştüm. Coco ve Zeus da ayaklarımın ucuna gelmiş öylece duruyorlardı, onların yüzüne bakamadım. Etrafıma baktım, kimse yoktu, ne yapacağımı bilemedim. Elim önce telefona gitti 112 veya 155’i aramayı düşündüm. Ellerim titreyerek tam tuşlayacaktım ki telefonu geri koydum. Yapamadım, afişe olmaktan öylesine korktum ki herkes tanırdı beni burada, nasıl olur nasıl anlatırım insanlara. Hava hâlâ karanlıktı, kimsecikler yoktu. Köpeği bacaklarından tutup çıktığı çalılıkların içine bıraktım, Coco köşede pısmış bekliyordu. Zeus ise merakla bana bakıyordu. Köpeği bıraktıktan sonra, tam geri dönerken bir ses duydum. Geri döndüğümde köpek gözleri açık hareketsiz bana bakıyordu. Gelen ses sadece rüzgarın çalılıklardan çıkarttığı hışırtıydı.

Hızla korunun diğer uçtaki çıkışına doğru yürüyordum, artık insanlar gelmeye başlamıştı. Panikle yürürken bir ses duydum. “Sevda” diye bağırıyordu. Meral’di bu, o da köpeğini gezdirmeye çıkarmıştı. “Ne yapıyorsun kız, erkencisin bugün,” dedi. “Bu sabah önemli bir toplantımız var da ofiste bir ön hazırlık yapacağız, o yüzden sabahın köründe çıkardım benim çocukları.” “Canım hafta sonu geliyorsun değil mi mitinge, bu sefer kolay kolay dağıtamazlar ünlüler de gelecek. Çok kalabalık olacak bu sefer susturamazlar bizi.” “Tabii canım gelmez olur muyum.” dedim ve işimi bahane ederek yanından ayrıldım.

Sabah ofise girdiğimde birkaç kişi neyin var, diye sordu. Köpeğin o bakışı, yerde can çekişmesi gözümün önünden gitmiyordu. Kendi üstüme düşen sunumu önceden hazırladığımdan insanlarla çok konuşmama gerek kalmadı. Ben de her fırsatta sigara içip, kendimi sakinleştirmeye çalıştım.

Eve vardığımda benimkiler sabah yaşananları unutmuştu bile, her zamanki heyecanla kapıya koşup yanıma geldiler. Hiçbir karşılık vermeden mamalarını kaba koyup yatağıma gittim. İkisi de mamalarını yedikten sonra yatak odasına girdiler, Coco kapının girişine geldi, biraz dolandı, yatağın alt tarafına uzandı sonra. Zeus ise yatağa geldi ve ayaklarımın ucuna büzülüp uyumaya koyuldu.

Gece çok geç uykuya dalabilmiştim. O yüzden uyandığımda saat on bire geliyordu, zorlanarak da olsa kalktım. Aklıma hemen önceki sabah yaşananlar gelmişti. Acaba çok mu panik yapmıştım? Benim hareketlerim mi iyice kızdırmıştı köpeği? Yıllardır köpek bakıyordum, nasıl sakinleştirmeyi becerememiştim o zavallıyı. Acaba neyi farklı yapsaydım diye defalarca düşündüm fakat cevap yok, sadece tekrar… Saatlerce aynı düşünceyle zamanımı geçirmiştim, saat ikiyi geçiyordu, çıkıp köpek mitingine katılmak için hazırlandım.

Miting Rıhtım’daydı, bu sefer kalabalık tüm meydanı doldurmuştu, Metin’le Zeliha’yı biraz etrafa bakındıktan sonra bulabilmiştim. Metin, “Bu seferki farklı olacak, bak polis müdahale edemiyor. Tv kanallarının da çoğu gelmiş. Dolu sanatçı geldi,” dedi isimlerini sayarak. Gerçekten de ilgi büyüktü. Sonra Emel önünde mikrofon konuşmasına başladı, herkes coşmuştu. Arada alkışlarla sloganlarla sözleri kesiliyordu. Tekrar konuşmasına bir an ara verdiğinde kalabalıktan bir slogan söylenmeye başladı hep bir ağızdan. “Hapsedemezsin, öldüremezsin.” Herkes coşkuyla haykırıyordu, bense onlara katılmak istiyordum tabii ki ama bir türlü ağzımdan çıkmıyordu, çıkaramıyordum. Hapsedemezsin, öldüremezsin…


Anıl Çağal

 
 
 

Yorumlar


bottom of page