• İshakEdebiyat

Öykü- Arzu Armağan Akkanatlı- Kırmızılı Türkü

Bir kelime yazarsan arkası gelir diyorlar. Gelenler gelmiş bana, haberleri yok. Zorlama mektup yazılır mı? Yazdığına zorla varacaksan, yazılır. Mektubun ucunu yakmak icap eder mi? Hasret çekerken sevdanın zor olduğunu anlatan bir şarkı var ya. Yengem tepemde emrederken yazacaklarımı, içimden hep bu şarkıyı söylemek geliyor. Mektupların bizi birbirimize bağlayacağına emin bunlar. “Muhabbet kuracaksın,” diyorlar. Kurmaca mektuplar yazarıyım artık. Ne emredilirse onu yazıyorum, çok kişi okusa tutulur bu mektuplar, vallahi telif de ister bu imansızlar.

Askerliği bitirip geldiğinde ne olacak? Artık yengem benim yerime konuşur. Benden kurtulsun diye kadın şair oldu. Ah bir kurtulsam ben de sizden. Kurmaca lafların üstüne kurdurun hayatımı sonra çıksın ortaya her şey, kudurtun elin adamını.

Bu böyle olmaz ama nasıl olur bilmiyorum. Olamayacağını biliyorsam nasıl olacağını niye bilemiyorum? Bilememe sorunum var. Sorunlu olduğumu amcama söyleyip duruyor yengem. Amcamın da sorunu var. Oğullarının da. Bizde sorun irsi. Yengem bizim sülaleden olmadığı için şanslı ama onun da benim var oluşumla ilgili sorunu var. Çok karışık bu sorun işi. Babamın başka bir akrabasının olmaması da sorun mesela.

Yengemler öyle değil. Kız kardeşinin kocası arada yok olur ortadan. Kız kardeşi de o yok olunca yok olur. İki çocuğu getirir yengem, gıkı çıkmaz, onlara güzel yemekler yapar, en çok tatlı yapar seviyorlar diye. Tatlı yapınca bir tatlılık gelir kadına amcama tatlı tatlı cilveler yapar. İşim daha çoğalır ama severim o çocukları, hiç koymaz onların götünü toplamak. Bizdeyken yengemin anası illa gelir. Bir odaya kapanır konuşurlar. Kendilerini orada, beni evin salonunda konuşurlar. Komşulara konuşurlar, amcam eve gelince konuşurlar. Hiç yapmadığım şeyleri yapmışım gibi, yaptıklarımı yapmamışım gibi konuşurlar. Masalda lambadan çıkan cin bunların karşısına çıksa, beni alıp götürsün diye dilek haklarını kullanırlar, cin bunların cinliklerini görse lambanın içine kaçar zaten benim de gidecek yerim yok yine sesim içime kaçar. Çok sorunluyum.

İki ay sonra askerden gelecek nişanlım. Nişanlı ne demek? Bir alameti var demek. Bunun nişanı alnında. Yahu adam bula bula beni mi buldun? Git sorunsuz birini bul. Çöpsüz üzüm demişler benim için. Ne yapacaksın sen beni? Sever bir kız olsun hayatında. Bilebilen bir kız olsun. Var öyle kızlar. Nereden mi biliyorum? Arada sırada ben de bir şeyler biliyorum. Üzümünü ye bağını sorma. Çöpü de sorma. Sormayacağın kızlar var. Alt katta oturan komşunun kızı mesela.

Mektup bir düz yazıdır demişti ortaokulda Türkçe öğretmenim. Düz değil ki benim hiçbir işim. O okuduklarını yazdıran yengemin işleri de hep düzmece. Bu ya böyle gidecek ya da bir yerde düzelecek. Amcamın arada sırada kimse yokken evde halimi sorup üzgün üzgün bakışı var. Yalnızlığım gidiyor o öyle bakınca. Sonra herkes eve gelince çok kalabalık olunca özellikle, geri geliyor. Yalnızlık en çok kalabalıkta geliveren bir şey.

Durmadan ev topluyorum, kafamın içi karmakarışık. Kafa toplama hapları varmış. Alttaki sorunsuz mutlu kız verdi bir kutu. Bu kız akıl kutusu. Kimseye söylemeyeceğime de söz verdirtti. İçiyorum her gün bir tane. Kırmızı reçete dedi bir şeyler söyledi. Babam ve annemle ilgili fotoğraflar buldum ben kimsenin haberi yok. Çok oldu ama hiç gitmiyor gözümün önünden. Orada da çok kırmızı var. Kıpkırmızı. Annemin yüzü görünmüyor hatta. Ailecek kırmızıyla bağımız var. Onlar, o renk onları tutmuş gibi uyuyorlar fotoğraflarda, ben o renk reçeteli ilaçla… Yengemin eskisi kadar iyi yapılamayan temizlikle zoru var, benim kendimle. İlaçları bir mendile sarmış sarmalamış çöp atmaya indiğimde veriyor ya bittikçe, sarıp sarmalamak istiyorum kızı. Onun yerine de içiyorum.

Askere mektup yazdırmaktan vazgeçtiler. Evde artık her gün kavga var. Amcamın baldızla bacanak döndüler birkaç gün arayla. Bir süre böyle gider. Yengem bağırıp duruyor. “Ya bu gider...” Gider, bazen kafa gider. Amcamın da işi zor.

Alt kattaki kız balkondan atladı. Alt kat dediysem bizim alt kat. Epey yüksekten atladı ama ölmedi. Şimdilik beni konuşmaktan vazgeçtiler. Bir çare bulacaklar, öyle duydum. Türk Dil Kurumunun sözlüğü var evde, orada çare; ortadaki engelleri kaldırmak için tutulması gereken yol demek. Çaresiz bu bizim evdekiler. Bir türlü yol bulamadılar. Babaannemin amcama vasiyeti, mahallenin baskısı, kurumuş bir sülalenin kara kuru kızını başlarına musallat etti. Yolda çok üzücü şeyler oldu. Ben de yola gelmem zaten.

İlaçlar da bitti. Annesi kızı alıp memlekete gitti. Benim gidecek bir memleketim olmalı. Amcam en son kapıyı kırdığında bundan emin oldum. Çileden çıktı adam. Ben de çıkmak istiyorum çileden. Dervişler dayanamaz çıkarlarsa çilehaneden, çileden çıktıkları söylenirmiş. Televizyonda izlemiştim bununla ilgili bir şey. Benim de çileden çıktığım konuşulsun. Çıkıyorum artık az kaldı.

Yengem en son bana doğru nişan aldı. Amcam da o gece beni oradan çıkardı. Telli duvaklı çıkmak zaten iyi fikir değildi. Koca adam yolda sinirinden ağladı. “Yuvamı mı yıkayım kızım,” dedi. Bunu birden çok söyledi. “Yık beee…” dedim içimden. İçimde bir de türkü söyleme isteği. Bu şarkı türküyle de bir zorum var.

İlk defa tanımadığım birinin evinde kaldım. “Dünür Teyze diyeceksin” dedi amcam. İşin şekli biraz değişik oluyor demek ki hem dünür hem teyze olunca. Ertesi gün, üzerinden dökülen takım elbisesinin içinde kaybolmuş aslında galiba hiç var olmamış gencecik de biri geldi o eve. Onun da kırmızı bir çocukluğu var sanki. Kokusunu hissettim. Amcam da geldi. Beni öbür odaya yolladılar. Üstüne kaldıydım ya amcamın, üstüne para da verdi. Yok bu sefer tutmam kendimi, sesli sesli söyleyeceğim bir türkü var ağzımda. Parasıyla değil mi…


Arzu Armağan Akkanatlı

235 görüntüleme9 yorum