• İshakEdebiyat

Öykü- Ayşen Beyza Lezgioğlu- Gidecek Olan

Biraz solgun görünüyordu bu sabah. İsteksizce kemiriyordu önündeki kızarmış ekmekleri. Kahvaltı masasında otururken seziyordum, şimdiyse eminim. Akşam döndüğümde evde olmayacak. O her gözümün önünde olmadığında içimi kemiren şüphe, usul usul geldi yine, zihnimin baş köşesine kuruldu. Bu sefer kesin…

Her gün evden çıkarken, bu sefer gitti diyorum. Akşam bu kapıyı bir kez daha açacağım ve arkasında biri olmayacak. Akşam her girdiğimde kapıdan ya çiçeklere su veriyor oluyor ya da ağır ağır kavuruyor temizlenmiş ıspanakları. Şaşırıyorum fakat bekleyişim sona ermiyor. Her Allah’ın günü aynı şüpheyle çıkıyorum evden. Akşamları tükenmiş bir halde dış kapı paspasında bitiştiriyorum ayaklarımı. Derin nefesler alıyorum, kapının ardında olmayanı yeterince metin karşılayabilmek için. Çok eminim her defasında gittiğine. Neden kalsın ki? Kalışına anlam veremiyorum. Bekleyiş mi denir çekince mi, bu duyguya ne denir bilmiyorum. Bir yandan da her gün tekrar eden bu duygudan, bu sonsuz döngüden kurtulmak için bir an önce gitsin istiyorum. Hemen bitsin çünkü olacağı belli bir işin çabuk olması daha iyidir zira çabuk olmak gerek ki acı daha az hissedilsin, zamana yayılmasın. Gitmiyor. Onu burada tutan ne bilmiyorum. Bana olan sevgisi mi, sanmam. Kalacak bir yer ihtiyacı, gidecek yer yokluğu mu? Değil. Annesinden kalan ev bin kat daha güzel bu sıkış tıkış yaşadığımız, balkonsuz apartman dairesinden. Arkadaşlarına da yakın olur hem orada, yalnızlık çekmez, alerjim olduğu için sahiplenemediği kedileri sahiplenir, vegan beslenir.

Ama yok, o ısrarla enginarlarla, karnıyarıklarla besliyor benim gibi huysuz birini. “Al” diyor sanki tabağı önüme koyarken, “Gitmeden önceki son yemek bu. Sana son yemek yapışım. Titreme ye, kaldıramayacağın yük değil, en fazla dünyanın sonu olur bu.” Bense ürkek ürkek minik parçalara bölüyorum yemeğimi. Boğazımdan anca öyle geçecek, sıkıntıdan gırtlağım kurumuş.

Mesela, sabahleyin çiçeklere su veriyorsa eğer, bu kalacağının işareti olabilir. Sonuçta bırakıp gidecekse şayet, neden su versin ki bitkilere? Ama aynı zamanda son kez sulayayım sizi demek de olabilir bu. “O size bakamaz, kurutur sizleri. Son bir kez besleyeyim sizi, dün akşam onu beslediğim gibi. Ne de olsa kendine de bakamaz o ve içten içe çürür. Sizin gibi. Sizden fena. Tersini yapmak elinde onun. Ama yapamaz.”

Hangi seçenek doğru, hangisini mırıldanıyor çiçekleri sularken? Emin olamıyorum. Emin olduğum tek bir şey var: Bugün gidecek.

Eve dönerken biraz uzatıyorum yolumu. Kendime zaman tanıyorum. Balkonsuz, terkedilmiş daireme olabildiğince geç ayak basmaya çalışıyorum. Bol çukurlu yollara girip çıkıyorum, göbeğine göbeğine basıyorum su birikintilerinin. Paçalarım sırılsıklam oluyor. Önemi yok artık.

Sonunda usul usul çıkıyorum binanın döner merdivenlerini. Kapının önünde nefesimi tutuyorum yine. Ayaklarım gene bitişik, azı dişimde belli belirsiz bir ağrı… Mutfak tezgâhının önünde duruyor o, hayal gibi şimdi. Yürüyorum odanın ortasına. Gözünün ucuyla süzüyor beni, geç kaldığımın farkında. Hiçbir şey söylemiyor.

“Salatayı yapayım mı,” diyorum.

“Olur,” diyor.

Şimdi çok daha eminim yarın gideceğine.


Ayşen Beyza Lezgioğlu

152 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör