top of page
  • Yazarın fotoğrafıİshakEdebiyat

Öykü- Bayram S. Taşkın- El Kınamaz Ayrılığı

Kadındı, Kapıcı Âdem Efendi’nin karısının adı. Kendinden on yaş büyük amcaoğlu Âdem’le daha on beşindeyken evlendirilmişti. Babası, adını o doğduktan üç sene sonra ilçeye gidip -kadın olduğunu ömür boyu aklından çıkarmasın diye midir, bilinmez- Kadın olarak yazdırdığı yılın ertesine aniden ölünce annesi yeniden evlenmişti. Ortada kalan yeğenini yanına alan amcası, ilkokulu bitirir bitirmez küçük Kadın’ı oğlu Âdem’le nişanlamış, on beşine basar basmaz da izinname çıkarıp baş göz edivermişti. Böylelikle bir taşla iki kuş vurmuş; yeğenini hem başını sokacağı bir yuva hem de namusunu koruyacak bir koca sahibi etmişti. Fakat Âdem pek de matah bir adam sayılmazdı. Ne doğru dürüst çift çubuk sürerdi ne de ahırda açlıktan bağrışan hayvanların önüne iki kucak ot atardı kendiliğinden. Gün yirmi dört saat kendi gibi üç beş arkadaşıyla, ipsiz urgansız gezer, tenhalarda it boğuştururdu kimi.

O zamana kadar köylünün ağzına laf vermek istemeyen babası bir gün Âdem’e iyice bir öfkelendi. “Yeter, şurama geldi hiyerif! Ne vakta kadar ben bakacağım? Şehere göndereyim de götünü sıkıp çalışsın, kendi baksın çoluğuna çocuğuna!” dedi. Karısının, “Boklarını yiyeyim, etme herif! Âdem’imi şehere gönderme,” diye yalvar yakar olmasına aldırmadı. Bir ahbabı vasıtasıyla hayırsız oğluna şehirde kapıcılık işi buldu rica minnet. Güze doğru oğlu Adem’i, gelini Kadın’ı ve biri üç biri iki yaşındaki torunlarını -evlendikten hemen sonra döl tutmuş, art arda iki çocuk doğurmuştu Kadın- Dolmuşçu Üsüyün Ağa’nın dolmuşuna bindirdi, uğum uğum gözyaşı akıtan karısıyla birlikte arkalarından bir tas su serpip şehre gönderdi.

Kadın, Âdem ve çocukları; bir sandık, iki döşek, ıstardan yeni kesilmiş bir yeni bir eski kilim, üç beş yorgan, yastık, birkaç parça kap kacak ve eski bir tahta bavulla Elit Apartmanı’nın bodrum katındaki kapıcı dairesine geldiler. Âdem’e hava hoştu ya, köyde bir kalbur horantayla birlikte yatıp kalktıkları kayınbabasının iki göz kemer odasından sonra mutfağı ve musluğundan şar şar su akan, hamamı, tuvaleti olan kapıcı dairesi Kadın’ın gözüne saray göründü.  Kocasına, “Aman Âdem,” dedi kıvançla. “Biz bu işe sıkı sarılalım, iyi sahap çıkalım bu kapıya!” Ondan azıcık yüz bulsa boynuna atılacaktı. Fakat Âdem dudak büktü. “Köy iyiydi, iyiydi,” dedi. Kadın, köyden getirdikleri öteberiyi odalara yerleştirirken o, çömelip sıvası avuç avuç dökülmüş duvara sırtını verdi, bir sigara yaktı, düşüne düşüne içti.

Kapıcı Âdem sonra sonra sevdi şehri. “İyiymiş, iyiymiş bu şeher!” dedi. Kahveye çaya, okeye derken ayağı iyice dışarıya alıştı. Apartmanın işlerinin çoğunu Kadın’ın üstüne yıkıp arada kumara, sık sık içmeye gitti. Yeni arkadaşları onu kadına kıza da götürdü. Kadın; onu ne yaptı, ne ettiyse de -kayınbabama söyleyeceğim, dediği için dayak bile yemişti- evde barkta tutamaz oldu geceleri. Sonunda gönlüne küstü. Ses etmemeye başladı, kan kusup kızılcık şerbeti içtim dedi hep. Tekrardan köye dönmek istemediğinden apartmanın işlerini canını dişine takarak yaptı. Bir günden bir güne öf demedi; işi batsın, bu şeherlilerin yumuşu da hiç bitmiyor, kaynanamdan beterler demedi. Apartman sakinlerine yüz göz eğdirip kendilerine kötü söyletmedi. Huyunu husunu sevdirdi, işini gücünü beğendirdi. Apartman yönetimi işleri savsaklayan Âdem’i işten kovmuyor, onları çoluk çocuk kapıya koymuyorsa sırf Kadın’nın bu gayretinden ötürüydü. Yoksa ohoo! Elit Apartmanı’na kapıcı durmak isteyen çoktu. Ev bedava; elektrik, su, kömür bedavaydı. Üstelik döküntüleri boldu; bir değil iki yoksul aileyi ihya ederdi apartmandakilerin artıkları.     

Bir akşam arkadaşlarıyla birlikte ormana içmeye gitti Elit Apartmanı’nın kapıcısı Âdem Efendi. Ağaç diplerinde buldukları el büyüklüğündeki mantarları közde pişirip yediler. Arabanın teybinde çalan Konyalıda oynayıp güldüler; yarasın aslanıma diye bağrışarak rakı kadehlerini tokuşturdular. Öbürlerine bir şey olmamıştı lakin Âdem, gece yarısına doğru soğuk soğuk terlemeye başladı. “Vay anam, karnım!” diye kıvrandı. Onun zehirlenmiş olabileceğini akıllarına getirmeyen arkadaşları, “Rakı çarptı aslanımı,” dediler. Gülüşerek Âdem’i arabaya karga tulumba attılar, Elit Apartmanı’nın lağım ve rutubet kokan bodrum katındaki kapıcı dairesinin önüne bırakıp gittiler.   

Âdem içeriye daha ilk adımını açmıştı ki girişteki halıya öğğ diye kusuverdi. Kendi etrafında bozuk para gibi bir tur atıp kusmuğunun üzerine ağız üstü kapaklandı. Kocasını sarhoş görmeye alışkındı fakat benzini ilk defa böyle soluk, gözlerini kan çanağına dönmüş görüyordu Kadın. Üstü başı kusmuk içinde, yerde yarı baygın yatan kocasından o gece iyice tiksindi. Buz gibi soğudu ondan.  Yine de sızıp kaldığı yerde bırakmadı Âdem’i. Kaynanama bakma ya, kayınbabamın hatırı var, deyip esbaplarını soydu, götürüp yatağına yatırdı. Hazırladığı bir kova deterjanlı suyla hole yeniden geldi.  “Kurban olduğum Mevla’m el kınamaz ayrılığı verse de kurtulsam gayrı senden!” diye ilenerek halıyı dönüp dönüp sildi. 

İşi bitince yatağa gitti Kadın; Âdem’e uzak uzak yattı, uyudu. Sabah erkenden kalktı, kocasına hiç ellemedi. “Uyusun da kendine gelsin gâvur!” dedi. Dairelere ekmekleri, gazeteleri dağıtıp beş numaraya temizliğe gitti. Her cuma gidiyordu. İşi bitince Güleser Hanım’ın avcuna sıkıştırdığı parayı koynuna sokup aşağıya indi. Âdem daha yatıyordu. “Kalk herif, ne yatıp duruyon üleş gibi?” diye yatak odasının kapısından seslendi. Uyandıramadı. Başucuna gitti; sarstı, evirdi çevirdi; yüzüne su, kolonya serpti. Yok, Âdem’den ses soluk alamadı. İçeri koştu, babalarının o saate kadar kalkmamasını canlarına minnet bilen çocuklarından en büyüğünü beş numaraya, “Babamı uyandıramıyoruz Güleser teyze, bir zahmet aşağı gelecekmişsin,” demeye yolladı. Güleser Hanım, çocukla birlikte aşağı indi. Önce yüzü kâğıt gibi olan Âdem’in bileğini tuttu, sonra işaret ve orta parmağını boynuna koydu. Nabız alamadı. Dönüp yanı başında endişeyle bekleyen Kadın’a baktı. Bakışları Kadın’ın göğsüne battı. Kadın yere çöktü. “Oy anam! Ben şimdi ne diyecem kaynanamla kayınbabama!” dedi, diliyle dişi arasında. Güleser Hanım kapıya yöneldi. Evine gidip ambulansı arayacaktı. Kapının önündeki çocuklarla göz göze geldi. Birbirlerine ip çilesi gibi dolaşmış zavallıları çözdü, ellerinden tutup onlarla birlikte evine çıktı.   

Sağlık görevlileri geldiklerinde, Elit Apartmanı’nın kapıcısı Âdem Eroğlu’nun çoktan öldüğünü tespit ettiler. Kadın’a, “Başınız sağ olsun,” dediler esefle. Polis çağırdılar. Çok sürmeden Elit apartmanının kapıcı dairesine gelen ekipler olayın nasıl gerçekleştiğini sordular. Kadın, “Gece eve sarhoş geldiydi, yerine yatırdım, sabah uyandıramadım,” dedi. Boynunu büktü, memurların yüzüne bakmadan, “Allah el kınamaz ayrılığı verse de gayrı kurtulsam senden, dediydim,” diye ekledi. Polis memurları birbirlerine baktılar, gülseler mi ağlasalar mı bilemediler. “Tamam, bacım,” diye karşılık verdiler. Tutanak tuttular, altını Kadın’a tükenmez kalemle karalattılar. Üstüne eski bir battaniye örttükleri Âdem’in ölüsünü ambulansa taşıttılar. Otopsisi yapılmak üzere götürüp devlet hastanesinin çürük et kokulu morguna koydurdular.  

Kadın, cenaze için gittiği köyden Âdem’in yedisini okutur okutmaz tekrar apartmana döndü. Hemen işe koyuldu. Ortalığı sildi süpürdü. Bir ihtiyaçları var mı diye daireleri dolaştı bir bir. Kimine ekmek gazete, kimine bir kilo kuşbaşı et aldı. Akşamüstü kapıda yöneticiyle karşılaştı. İlyas Bey; saat sekizde toplantı yapacağını, daireleri dolaşıp toplantıyı haber etmesini söyledi. Tam, asansöre binecekken birden döndü, “Sen de katıl,” dedi, “konuşacaklarımız var.” Kadın’ın içine ince sızılar çöktü, sırtından soğuk terler boşaldı. Yönetici asansöre binip gidince, “Vay başıma! Gayrı beni durdurmayacaklar apartımanda,” diye dövündü koridorda bir ileri bir geri gezeleyerek.

Akşam, dokuz numaralı daireye korka korka çıktı. Toplantıya katılanların neredeyse tamamı erkekti. Kadın olarak bir Güleser Hanım vardı. Gidip yanına oturdu sessizce. Yönetici önce lafı dolandırdı. Bir kez daha başsağlığı diledi, hizmetleri için rahmetli Âdem’e ve ona teşekkür etti. Sonunda baklayı ağzından çıkardı. “Apartmana yeni bir kapıcı lazım. Çok üzgünüz Kadın, ama kapıcı dairesini bir an evvel boşaltman gerekiyor.” Kadın ne diyeceğini ne edeceğini bilemedi. Başını önüne düşürdü, susup tırnaklarıyla oynadı. “Böyle olmasını biz de istemezdik lakin malum... İşler…” diye ekledi yönetici. Bir hafta boyunca apartman silinip süpürülmemişti; üstelik çöplerini kendileri atmak, bakkala, manava kendileri gitmek zorunda kalmışlardı. Allahtan, yaz mevsimindeydiler de soğuktan titrememişlerdi çoluk çocuk.

Yönetici konuşurken aklından Âdem’in sağlığında zaten bu işlerin çoğunu Kadın’ın yaptığını geçiren Güleser Hanım söz aldı. “Sayın yönetici,” dedi, “bir teklifim var. Âdem’in yerine Kadın’ı işe alalım!” Salondakiler içtikleri çayı püskürecek oldular. Kendi aralarında hararetli konuşmaya başladılar. Kimin ne dediği anlaşılmıyordu. Yönetici, “Beyler! Beyler!” diyerek konuşanları susturdu. Güleser Hanım’a döndü. “Hiç, kadından kapıcı olur mu avukat hanım? Bu, duyulmuş, görülmüş şey mi?” dedi. Suratı şaşırdınız mı siz, der gibiydi. Güleser Hanım, “Niçin olmayacakmış sayın yönetici? Kadın’ın Âdem’den neyi eksik? Zaten kocası ölmeden önce de apartmanın çoğu işini Kadın yapıyordu. Bir günden bir güne işlerin aksadığını görmedik. Görseydik çoktan yol verirdik Âdem’e ve Kadın’a. Bırakalım da Kadın apartmanda çalışmaya devam etsin, çocuklarının rızkını çıkarsın,”  diye cevap verdi. Yönetici salondakilerin gözüne baktı. Kimi kafasını, kimi çenesini kaşıdı. Kimseden ses çıkmadı. Müteahhit Harun Bey öne atıldı birden, itiraz etti. “Binanın tamiri, tadilatı; kaçağı göçeği var. Ya onlar ne olacak?” Güleser Hanım imalı gülümsedi. “Âdem ölmeden, bunları sizin şirketin ustaları parayla gelip yapıyordu Harun Bey! Ne olacak? Yine gelir yaparlar,” diye karşılık verdi. Herkes aynı anda kafa salladı. Doğru söze ne denirdi ki! Suratı kapkara kesilen Harun Bey bir daha ağzını açamadı. Birkaç saat daha konuşuldu, görüşüldü; nihayet karar alındı.  

Kadın ertesi gün Elit Apartmanı’nda Kapıcı olarak işe başladı. Her sabah serçelerle bir uyandı; tek tek dolaşarak dairelere ekmekleri, gazeteleri bıraktı. Merdivenleri dış kapıya kadar süpürdü, sildi. Asansörün aynasını gazete kâğıdıyla güzelce parlattı. Çöpleri kokutmadı, vaktinde aldı. Çimleri biçti, suladı. Gülleri budadı, diplerinin otunu kazdı. Bahçenin dört bir yanına rengârenk çiçekler ekti. Akşam çocuklarının başında durdu. Sofra kurdu, Allah ne verdiyse yağlı yavan demeden çocuklarıyla birlikte yedi hırıltısız gürültüsüz. Kalktı kendine iki bardak çay demledi, televizyonda dizi seyrederken içti. Üşenmedi elma dilimledi, portakal, mandalina soyup uzattı çocuklarına. Uykusu gelince yatak odasına geçti.  Sağ tarafta hâlâ Âdem varmış gibi yatağın soluna kıvrılıp yattı.

Fakat yatmadan önce mutlaka ellerini göğe açtı Kadın. 

“Ey! Yüce Yaradanım. Gözel Yaradanım. İyi Yaradanım. Bana, el kınamaz ayrılığı verdiğin, Âdem kulunu tez vakıtta yanına aldığın için sana dağlarca hamdolsun!” diye şükretti.  “Amin,” derken ellerini yüzüne sürdü. 


Bayram S. Taşkın

0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


bottom of page