• İshakEdebiyat

Öykü- Cem Alptekin- Buz, Balık ve Gelin

Uçsuz bucaksız, bembeyaz bir düzlüktü adamın üzerinde durduğu göl. Ağarmış sakallarını sıvazladı. Kırışık ve güneşte yanmış yüzünü donmuş güneşe çevirdi. Kalpağını hafif geriye iteleyip alnının üzerindeki terlemiş bir tutam saçı ovaladı. Tam burası olmalıydı Resul'ün dediği nokta. Göl, buzdan bir gelin gibi oturmuş da Aladağlar kol kola halaya durmuş gibiydi etrafında. Avucuna tükürdü, kızağından küreğini çıkardı ve karı eşelemeye başladı. Güneş tepeye varmış Bala Ahmet’in nefesinden daha az buhar çıkar olmuştu. Oyduğu delikten kurşundan ağırlıklar takılmış filesini gölün midesine gönderiverdi. Bekleyiş uzundu ama alabalık için değildi. Alabalık kolaydı. Ulan Resul, şu can borcum olmasa girer miydim böyle işe? Aklı anca böyle şeytanlığa çalışır. Çantasından kumanyasını çıkardı. Mis gibi tandırın içinde yağlı torak! Bir de çay olsaydı şimdi, diye düşündü. Başparmağın sırtıyla ağzının kenarını sildi.

Kar, tepelerin ardından bir konvoy, yol aça aça yürüyordu. Birkaç silahlı atlı, atlı kızak ve üstlerinde allı yeşilli kadınlar vardı. Bekir sisin, tipinin, boranın kokusunu alırdı. Bir semender kadar şiş ve pullu göz kapakları arasında bıçak yarası gibi gözleriyle taradı beyaz ufku. Çok uzaktan gördü göl üstündeki adamı. Atının yularını hızlıca çekti. Islak kara bata çıka giden hayvan, burnundan şimendifer buharı üflerken kişnedi. Güneş göğün batı duvarına başını dayamıştı.

Resul, Turna'nın evinin arkasındaki kilere öyle ustalıkla sızmıştı ki etraftaki kazlar bile huylanmadı. Oradan evin damına bir kedi gibi tırmandı. Tembihliydi evdekiler ama bugün düğündü. Birazdan gelip Turna'yı alacaklardı. Biraz rahat bırakmanın ne zararı olabilirdi ki. Su uyur, Resul uyumaz. Bilemezlerdi ama anladılar. Resul Turna'yı ilk gördüğünde tilkiliği bırakmış ilk köy düğününde de Japon turnası gibi seğirtmişti etrafında. Hal bu ya, köylük yerde alev gibidir sevda. Bir anda tutuşuverir. Sonrası malumdur. Olmaz, kız verilmez. Çoğu zaman da olay kapanır gider. Resulün yarası iyileşmemişti. İyileşmeyen yaranın derdi bitmez.

Bala Ahmet alabalık dolu fileyi çekerken işitti Bekir’in boz atının kişnemesini. Hah geliyorlar işte. Ne diyecektim bunlara şimdi. Heyecanlandı. Balıklar karın üstünde bir ileri bir geri zıplıyorlardı.

Resul atının terkisine Turna'yı atmış dörtnala uzaklaşıyordu Tanyolu köyünden. Reşo hızlıydı, çevikti ama bir o kadar da karaydı. Bekir bunu fırsata çevirebilirdi. Resul Reşo’yu kamçılarken bunları düşünüyordu. Karanlık çökmeden Suluçem’e, ertesi sabahın köründe Ağrı Dağı'nın eteklerinde olmalıydı.

Bala Ahmet’in atı kişnedi, huysuzlandı. Sol bacağını sertçe buza vuruyordu. Bala Ahmet alabalıkları kovaya doldurmaya başlamıştı.

"Selâmun aleyküm!"

"Ve aleyküm selam gardaş."

"Tipiden yolumuzu şaşırmışız, yol silinmiş gitmiş. Bu Tanyolu nerededir?"

"İsmin nedir ağam?"

"Bekir."

Elindeki son balığı kovaya atan Bala,

"Şimdi ağam iki yol vardır. Ya kısa yoldan gölün üstünden kayacaksın şu tepenin sağına, ya da güneyden gölün etrafından dolanacaksın."

Bekir bir savcı gibi süzdü Bala'yı, atı öfkeyle kişnedi. Arkadaki konvoy yetişmişti.

"Peki buz sağlam mı Bala kurban?"

"Sağlamdır ağam. Sen beni bilmezsin ama nece beyler tanır beni. Taşlıçay’dan tut te Kağızman’a kadar."

Kirli bir gülümseme belirdi Bekir'de, buz tutmuş sakallarının arasından. Bala içinden “Ne bok yedim ben,” dedi. Resul bana az konuş, dedi. Ben sülalemi anlattım. Hay anasını…

Konvoy tepenin sağına, gölün akarsu dökülen tarafına doğru ilerlemeye başladı. Konvoy gözden kaybolunca Bala Ahmet derin bir oh çekti. Hızlıca toparlanmaya başladı. İzleniyordu.

Bekir bir sürüngen kadar soğukkanlıydı. Tepenin en görünmez ucunda dürbünle Bala'ya bakıyordu. Yanına tüyleri yeni bitme, gençten, sırtında çiftesi ile biri yanaştı.

"Ağam nasıl anladın bunun puşt olduğunu?"

"Şimdi evvela evladım, durduğu yer boğaz. Boğazda balık tutulmaz ayaza keser götün donar. İkincisi bizi sürdüğü yer akarsu boyudur ki burada yetişmiş her it oğlu it akarsu boyu daha zor donar bilir. Aslında onun balık tutması gereken yer de tam burasıdır. Amma velakin bu Resul'ün tuzağıdır. Aklınca bizi buzda boğacak itin oğlu."

Reşo’nun simsiyah bedeni çok uzaklardan seçiliyordu. Bala Ahmet el salladı.

"Hey kurban olduğum nasıl geliyor maşallah!"

Resul arkasında ona sımsıkı sarılmış Turna ile doğruca Bala'ya doğru ilerliyordu.

Bala tersliği sezdi. Önde Bekir arkasında iki atlı, kepçe gibi karı yararak Resul'e doğru ilerliyordu. Silahına davrandı. Mesafe çok fazlaydı. Daha mühimi konvoyun kalanı Apaçiler gibi üstüne doğru at sürüyordu. Ya kaçacak ya çatışacaktı.

Resul üstüne yürüyenleri görmüş atını iyice güneye çevirmişti. Reşo deli gibi inliyor, simsiyah derisinden terler buhara karışıyordu. Bekir’i fazla hafife almıştı. Yanılmıştı. Atını durdurdu. Turna'ya döndü.

"Seni daha fazla tehlikeye atamam Turna'm. Beko’nun kötülüğü beni alt etti."

"Ölürüm de varmam Resul. Ne köye dönerim ne bu uğursuzlara. Sür atı Resul! Sür sür!"

Resul atını kamçılarken silah sesleri geliyordu boğazdan. Kalpağı yerde yuvarlanırken kanayan yarasını tutmuş, atının yelesine diğer eliyle sıkıca yapışmış yarı baygın uzaklaşıyordu Bala. Ağlıyordu.

Resul derin koyağa sürdü atını, mahşerin atlıları da peşinden. Reşo’nun dalağı şişti acı acı kişnedi. Şaha kalktı, üstündekileri atıverdi. Sonra da boylu boyunca yıkıldı karların üstüne. Kurt görmüş gibi pörtlemişti gözleri. Resul Turna'yı arkasına aldı.

İlk kurşun Reşo’nun anlında patladı. Dili son kez yaladı tuz gibi karı. Nişanı Bekir’e çekti Resul. Bekir kendini sağa vurdu. Kurşun arkadaki tüysüzü boğazından vurdu. Fışkıran kanın şiddeti ile diğer atlı panikleyip atını yarım daire döndürerek kenardaki kar balyasına düştü. Bekir’in gözleri bukalemun gözü gibi fır dönüyordu. Bu iş nasıl bu hale gelmişti. Ortalık kana bulanmıştı. Resul tehdit altındaki pars gibi kükrüyor, küfürler savuruyordu. Bekir, fazla beklemenin aleyhine olacağını biliyordu. Arkadan dolanacaktı, diğer atlıya işaret etti. Mermiler havada uçuşmaya başladı. Resul ikincinin etrafında dönen paniklemiş ata dikkat etti. İkinci atlı hemen yanındaki yükseltinin arkasındaydı. Atı alnından vurdu. At bir kütük gibi yükseltinin üzerine düştü. Bir ah sesi sızladı koyakta. Bekir puştu neredeydi? Namlu sağa dönüyor, Bekir nerede? Namlu sola dönüyor, Bekir nerede? Yok. Allah’ın uğursuz iti! Sırtını ısıran bir şimşek sesi ile hızlıca arkasına döndü mavzeri ateşledi. Bekir’in sağ kulağı koptu. Turna’nın iki eli kulaklarında çığlık atarken Resul göğsü kan içinde bir kaplan gibi kara gömüldü.

Turnayı saçlarından sürükleyerek götürdü Kulaksız Bekir.


Cem Alptekin

208 görüntüleme