top of page
  • Yazarın fotoğrafıİshakEdebiyat

Öykü- Dilek Altundağ- Peride Bibi ve Puhu Kuşları

“Doğru değil mi öldüğümüz ve ancak görünüşte yaşadığımız.”

Pagan şair, Palladas


Kırkıma girdiğim şu hayatın bana alıştırdığı tek şey ayrılık. Bu duygu mesut vakitler geçirme arzumu tüketti. Senelerdir gözüme sürme bile çekmedim. Kadınlığımı unuttum. Unutturdum. İstedim ki Haypet’ime ait çizgiler silinmesin yüzümden. Başkaları gözlerimin içinde mesken edinmesin hayallerini. Babam Hüsrev Efendi bu kızı baş göz edelim, dediğinde anlamıştım. Paşa dedemin şanına, soyuna yakışan bir paşayla evlenmem gerektiğini. Haypet'le evleneceğimize inanmıyorlardı hâlâ. Denizler bana Haypet’imi verecek.

Peride Bibi, öncesiz bir zamanda kesintisiz konuşuyor, üryan bir dilin savruntusuyla çağırıyordu Haypet’i. Uzaklara baktıkça bugününü görmüyor, devrilmiş bir zamana lâl oluyordu.

***

Her şey Peride Bibi’yle Medine Pasajı’nda kumaş bakarken isminin Haypet olduğunu söyleyen kavruk tenli, uzun boylu bir adamın, “Puhu kuşuna ancak zümrüt yeşili yakışır,” demesiyle başladı. Kendisine hayran hayran bakan bu adamın ilgisini fark ettiğinde suya düşmüş yaprak gibiydi Peride Bibi. Titrek bakışlarıyla süzdüğü kumaşın bir parçasını kestirip göğsünün içine koydu hemen. Göğüs kafesinden fırlayacak gibiydi kalbi. Konuşmuyordu adamla ama. Paşa dedemin suretini düşündükçe kıymık taşları gibi yaralayıcı öfkesini kestirebiliyordum. Hafazanallah! Peride Bibi de aynı şeyleri düşünmüş olacak ki birden kavradı ellerimi. Arnavut kaldırımlarında koşmaya başladık. Haypet arkamızdan yetişerek, “Puhu kuşları o mendili bana getirecek,” dedi. Peride Bibi göğsünü tuta tuta sarıldı mendiline.

Konağa geldiğimizde odasına kilitlendi Peride Bibi. Mendilin ortasına “PH” işledi hemen. Haypet’i söylemeyeceğime yemin ettirdi bana. Puhu kuşlarına şarkı söylüyordu mendilini koklayarak. Haypet’i düşünüyor, odasından çıkmıyordu. Kimse anlamıyordu ondaki bu değişimi. Haypet’e olan tutkusunu, duygularını benden başka bilen yoktu çünkü. Her gün Peride Bibi’yle puhu kuşlarının keşfine çıkıyorduk. “PH” işlemeli mendiliyle selamladığımız kuşların evrenine dönüyorduk yüzümüzü. Bir koro halinde bazen ardı ardına kesilmeyen serenatlarla uçuşup kaçışıyorduk konağın bahçesinde.

Peride Bibi, “PH” işlemeli mendil için puhu kuşum bana getirecek, diyen Haypet’e göstermek istiyordu. Medine Pasajı’na gittik, Haypet’in alışveriş yaptığı Ermeni dükkânına. Beni bir iskemlenin üstüne oturtup dükkânın kuytu köşesine çekildiler. Peride Bibi, “Haypet'im, sevgilim,” çığlıkları atıyordu coşkusunu henüz söylenmemiş sözlerin akışına bırakarak. Titremiyordu elleri Haypet’in göğsünde, omzunda. Yüreği puhu kuşu gibiydi kıpır kıpır.

Bir gün yine Haypet’i görmek için Medine Pasajı’na gittik Peride Bibi’yle. Haypet yoktu ortalarda. Pasajın her yerinde aradık onu. Ermeni dükkânları. Kiliseler. Yoktu. İstanbul’dan Mısır’a uzanan ticaret ağının önemli tüccarlarından biri olduğunu öğrendik Haypet’in. Alışveriş yaptığı bir Ermeni kumaşçıdan. Öyle palas pandıras Hindistan'a gitmiş. Ticaret kervanının başında yola çıkmış mecbur. Peride Bibi’nin yüreğine taş oturdu o an. İçerledi. Ama dilinden ne bir sitem ne de bir kızgınlık döküldü. Haypet’in hayatından sessizce çıktığına inanmak istemeyip, “Beklerim limanlarda. Denizlerden gelen yük gemilerini karşılarım martılarla. Denizler bana Haypet’imi verecek,” dedi. Martılar meçhule giden sevgililerin limanlara dönmeyeceğini söylüyordu tiz çığlıklarıyla.

***

Peride Bibi paşa dedemin ikinci karısı Fitnat anneyle Fransız mürebbiyelerin elinde büyümüştü. Hiç sevmezdim onu. Cadı. Konakta herkese dişini geçirirdi. Peride Bibi'yi evlendirmek için dedeme baskı yapıyordu. Konağa ancak asil, zeki ve soylu bir paşanın yakışacağını söylüyordu sürekli. Peride Bibi evlenmek istemediğini söyleyip ağlıyor, odasına kapanıyordu. Durumun vahametini düşünen Fitnat anne, Peride Bibi’nin delirdiğini söylüyor, ilaçlarla uyutuyordu. Sevmiyordu Peride Bibi’yi. Ondan kurtulmak için deli olduğuna inandırmak istiyordu herkesi.

Fransız mürebbiyeler konuşurken duydum. Meğer Fitnat anne Peride Bibi'ye tuzak kurmuş. Medine Pasajı’na giderken gizlice takip ettirmiş bizi. Fransız mürebbiyeler gördüklerini bir bir anlatmış ona. Hatta Peride Bibi’nin göğsündeki “PH” işli mendilden bile haberi varmış Fitnat annenin. Bu gizli sevda paşa dedemin kulağına gitmeden örtbas etmiş. Babam Rüştü Efendi’ye söylemiş olanları kışkırtarak. Babam Rüştü Efendi; Ermeni tüccar Haypet’i soyumuza münasip görmemiş. Gerekli tedbirleri aldırıp Haypet'i derhâl huzuruna getirtip öldürmekle tehdit etmiş. Buralardan gitmesi için eline bir kese de altın saymış. Yük gemileriyle doğru Hindistan’a postalamış Haypet’i. Fransız mürebbiyeler günlerce konuştu fiskos fiskos. Peride Bibi’nin her sabah puhu kuşlarını selamladığı mendilini elinden nasıl aldıklarını da anlattılar keyifle.

Sevdalısı Haypet’ten haber alamayan Peride Bibi günden güne eriyor, tırnaklarıyla göğsünü parçalıyordu yırtarak. Akzambak gerdanında izler kaldı. İnce, kanlı çizgiler. Babam Rüştü Efendi beni de yanına alarak Anadolu’daki çiftliğimize götürdü Peride Bibi'yi. Tanrı’ya şükür mendili gizlice yanımda getirdim. Burada da durumu değişmedi Peride Bibi’nin. Mendile bile bakışları boş boştu. Çiftliğin bahçe kapısından uzaklara uzanan yolun bitiminde bir avuç görünen denizlere dalıp “Haypet sevdalım gelecek. Denizler bana Haypet’imi verecek,” diyordu.

Babam Rüştü Efendi kız kardeşinin yol ağzında sevdalısını beklemesini itibarının zedelenmesi olarak görüyordu. O da Peride Bibi’yi ilaçlarla uyutuyordu. Tek derdi ona aşkını unutturmaktı. Peri Bibi, ilaçların etkisiyle haritasız, yönsüz acemi bir yolcu gibi etrafını seyrediyordu tekinsiz. Babam Rüstem Efendi çiftlikten ayrılırken Peride Bibi'nin ilaçlarını bana teslim etti düzenli içirmem için. Perde Bibi’nin gün ışığını görmesini istemiyordu. Onun yüreğindeki sevgiden başka her şeyi çekip alan ilaçları içirmedim hiç. Kıyamadım ona. Hasta değildi ki. Sevdalısı Haypet'in bir gün denizlerden çıkıp geleceğine inanıyordu sadece. Ben de inanıyordum buna. Nasıl da aşkla bakarlardı birbirlerine yanık yanık.

Peride Bibi ilaçları içmeyince kendine geliyor, güzelleşiyordu. Sahile gezintiye çıktık bir gün. İlaçları denize attık gülüşerek. Saatlerce burada kalıp dalgaların ritmine teslim olmak istiyordu. Haypet'i, ben onu görmemişim gibi, anlatıyordu. Güçsüz, incecik kollarımdan tutup, “Dillere destan yakışıklılığını anlatsam anlatılmaz, şuna buna benzemez. Sevdalım. Haypet’im,” diyerek denizde onun suretini görüyormuş gibi devam ediyordu anlatmaya. “Haypet'in göz alıcı güzelliğini yoldan geçen yaşlı kadınlar, genç kızlar hayran hayran bakardı da kem gözlerden korunması için nasıl dua ederdim ona?” diyordu. Puhu kuşlarından duymuş Peride Bibi. Haypet'in böyle güzel olmasında Peder Krikor Damadyan’ın da payı varmış. Güya Peder Krikor Damadyan yalın ayak ateşlerde yürüyerek Haypet’i bebekken kucağına alırmış. Yedi kiliseden getirttiği kutsal suyu ona içirirmiş. Kulağına Ermeni duaları üfürürmüş. Peride Bibi, bunları tüm kalbiyle inanarak söylüyordu; öyle seviyor, öyle seviyordu ki Haypet’i.

Sevdalısı Haypet ona, puhu kuşum, dediği zamanlarda bembeyaz kuğu gibiydi Peride Bibi. Kızıl saçları uzun. Boynu kiraz dalı gibi narin. Gerdanı benli. Şimdilerde öyle değil. Peride Bibi. Gözleri yaşlı, çökük beli. “PH” işli mendiliyle selamlamıyor puhu kuşlarını. Sanki hava boşluğuna asılmış. Ne gücü ne arzusu var. Son bir kanat çırpmaya hâli yok. Sessiz. Telaşsız.

Haypet Akdeniz'in azıp köpürdüğü bir akşam rüzgârlardan hıncını çıkaran gemilerle salındığı yerden bir daha dönmedi. Peride Bibi şimdi bir dervişin sabrıyla göçe hazırlanan puhu kuşlarının yitirilen dünyasının diliydi. Ateşler küllerini savururken örttü alacakaranlıkların üstünü. Yönsüz, çapsız mevsimler kendi göğünden çoktan ayrılmıştı. Huzursuz.

Ah! Keşke Peride Bibi uyansa. Puhu kuşlarının varlığının keşfine çıksak yine. Kuşların evrenine yüzümüzü dönüp bir koro halinde bazen ardı ardına kesilmeyen serenatla uçuşup kaçışsak bahçelerde. Ah, keşke gizemli kuşların oyununu oynasak Peride Bibi’yle. Kuşlar kolonisinin güne başlama telaşları onun uyanış sesi olsa. Katmer katmer gri renkli bulutlar üveyik kuşu gurlamasıyla bülbülün şakımasıyla helezonlar yaparak katılsa oyunumuza. Bir süre sonra dağın rengini kendi rengimize dönüştürsek.

Ah! Keşke Peride Bibi uyansa.


Dilek Altundağ

0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


bottom of page