top of page

Öykü- Elif Nur Günay- Yarım Kalan Cümleler

  • Yazarın fotoğrafı: İshakEdebiyat
    İshakEdebiyat
  • 4 Ağu
  • 3 dakikada okunur

Sahafa gittiğim o yağmurlu günü hâlâ dün gibi hatırlıyorum. Yağmur, kaldırım taşlarına usul usul düşüyor; vitrindeki eski kitapların üzerine ince bir buğu bırakıyordu. İçeri adım attığımda beni eski kâğıdın, mürekkebin ve yılların kokusu karşıladı. Tozlu rafların arasında ağır ağır dolaşırken, sanki her kitap okunmayı değil de yeniden hatırlanmayı bekliyordu. Rastgele uzandım ve yıpranmış ciltli bir kitabı elime aldım. Sayfalarını çevirmeye başladığım sırada içinden küçük, sararmış bir kâğıt yere düştü. Eğilip aldım. Üzerinde tek bir cümle yazıyordu: "Kelimeler yetmez bazen gerçeklerin gücüne."

Defalarca okudum. Basit görünüyordu; ama insanın zihnine yerleşen bazı cümleler vardır. Anlamını o an kavrayamazsınız. Yine de içinizde bir yere dokunur ve sessizce beklemeye başlar.

Notu dikkatlice kitabın arasına yerleştirdim. Ama aklım artık kitapta değildi. Bu cümleyi kim yazmıştı? Kime yazmıştı? Ve neden kitabın arasında bırakmıştı? Belki de cevabını henüz yaşayamadığım bir soruydu bu. Kitabı alıp dükkândan çıktım. Yağmur hâlâ yağıyordu. Eve dönerken zihnimde yalnızca o cümle vardı. Salonun loş ışığını yaktım, kahvemden bir yudum aldım ve kitabı yeniden açtım. Not masanın üzerinde duruyordu. Uzun süre ona baktım.

O an fark ettim: İnsan, hayatı boyunca kurduğu cümlelerden çok, kuramadıklarını hatırlıyor. Dilinin ucuna kadar gelip geri dönen kelimeleri…İçinde büyüyüp hiçbir yere sığmayan cümleleri…Belki de hafızamız, en çok yarım kalanları saklıyor. Ben susmayı önce öğrendim; konuşmayı ise çok sonra. Büyüdükçe anladım ki insanın en derin sessizlikleri, aslında en çok şey söylemek istediği zamanlara denk geliyor. Çünkü insan, çoğu zaman söyleyecek sözü olmadığı için değil; o sözleri emanet edebileceği bir kalp bulamadığı için susuyor.

Bazen hayat, tam da görülmeye en çok ihtiyaç duyduğumuz anda birini çıkarıyor karşımıza. Yanlarında güçlü görünmeye çalışmıyor, eksiklerimizi saklama ihtiyacı hissetmiyoruz. Çünkü bizi değiştirmeye uğraşmadan, olduğumuz hâlimizle kabul ediyorlar.

Belki de sevilmenin ilk hâli budur. Kendini ispatlamak zorunda kalmadan, bütün eksiklerinle birinin yanında var olabilmek. Ama hayat, en güzel cümleleri bile yarım bırakmayı seviyor.

Bir gün kahkahaların yerini sessizlik alır. Mesajlar kısalır, bekleyişler uzar. Ve insan, hiçbir veda cümlesi kurulmadan da bir ilişkinin bitebileceğini öğrenir. En büyük gürültü bazen tam da o sessizliğin içinde kopar. Biten şeylere zamanla alışılıyor. Peki ya yarım kalanlar? Onlar hiçbir yere gitmiyor. İçimizde, kabuğu hiç düşmeyen bir yara gibi bekliyorlar. Bazen bir şarkının ilk notasına, bazen eski bir kitabın arasından düşen sararmış bir kâğıda, bazen de tanıdık bir kokuya tutunup yeniden çıkıyorlar karşımıza. O zaman insan şunu anlıyor: Özlediği yalnızca bir kişi değil. Onun yanında hiçbir şey anlatmak zorunda kalmadan anlaşılabildiği hâli…Korkmadan susabildiği, eksiklerini saklamadan var olabildiği o güven duygusu.

Hayat bana zamanla şunu öğretti: Bazı insanlar giderken yalnızca kendilerini götürmüyor. Onlarla konuşabilme ihtimalini de yanlarında götürüyorlar. Bu yüzden bazı cümleler yıllarca söylenemiyor. Bugün geriye dönüp baktığımda, söyleyemediğim cümleler için kendime kızmıyorum. Onlar benim eksikliğim değildi. İnsan olmanın en kırılgan tarafıydı. Çünkü bazen cesaret yetmiyor. Bazen zaman… Bazen de hayat, iki insanı aynı cümlenin içinde buluşturmuyor.

Masanın üzerindeki sararmış kâğıdı yeniden elime alıyorum. Parmaklarım ilk günkü gibi dikkatle dokunuyor kâğıda. Bu kez o cümleyi ilk okuduğum günkü gibi düşünmüyorum. Çünkü artık biliyorum. Bazı gerçekler anlatılarak değil, yaşanarak öğreniliyor. Bazı ayrılıklar konuşularak değil, susularak tamamlanıyor. Belki de gerçekten kelimeler yetmiyor. Ama insan yine de yazıyor. Çünkü yazmak, unutmak için değil; hatırladıklarıyla barışabilmek için. Belki bir gün isimler silinecek. Yüzler bulanıklaşacak. Sesler birbirine karışacak. Ama insanın içinde kalan cümleler kaybolmayacak. Belki de büyümek tam olarak budur. İçimizde eksik kalan cümlelere rağmen hayata küsmemek… Konuşmaya, hissetmeye ve sevmeye devam edebilmek.

Ve belki… Bir gün bir başkası da yağmurlu bir öğleden sonra eski bir kitabın arasından düşen sararmış bir notu eline alacak. Üzerinde tek bir cümle yazacak:

"Kelimeler yetmez bazen gerçeklerin gücüne."

O da önce anlam veremeyecek. Sonra yaşayacak. Ve belki yıllar sonra… Bu satırları yazacak.


Elif Nur Günay

 
 
 

Yorumlar


bottom of page