top of page
  • İshakEdebiyat

Öykü- Emel Taşkesen- Antiloplu Gece


“İkramiyeler bensiz çekiliyor dünyada

Daha ilk oturumda suçsuz çıkıyorum”

(Turgut Uyar)


Tül perdenin aralık kalmış yerinden güneş vuruyor gözlerime; yataktan kalkmak istemiyorum. Bugün çok işim var. Yastığıma sarılıp diğer tarafıma dönüyorum. Yorganın üzerinde bir kuş tüyü izi var. Belli ki Nedim geç saatte gelip beni uyandırmamak için yorganın üstüne incecik uzanıvermiş yine.

Komodinin üzerindeki siyah saten sabahlığımı üzerime geçirip dolabın kapaklarına uzanıyorum, dönüp tuvalet aynamdan sırtıma bakıyorum. Bu gecelik takımımı her giydiğimde yaptığım gibi… Geceliğimin sırt tarafında kalp şeklinde bir açıklık var. Sabahlığın aynı kısmı kalpli bir tülle kaplanmış. Buradan tenim gözüküyor. Tenimi gizemli bir pencereden izlemek hoşuma gidiyor.

Akşamdan ütüleyip astığım siyah kumaş pantolonumu ve beyaz gömleğimi dolaptan çıkarıp yatağın üstüne koyuyorum. Mutfaktan kahve kokusu geliyor. Nedim fincanını alıp çalışma odasına geçecek, orada günün ilk sigarasını içtikten sonra duş almak için banyoya girecek. Elimi yüzümü yıkamak için elimi çabuk tutup ondan önce girmeliyim banyoya. Böylece çabucak giyiniyorum. Ben banyodan çıkarken Nedim giriyor içeri. “Günaydın,’’ diyor. “Günaydın,’’ diye karşılık vererek mutfağa geçiyorum. Çocukları öperek, koklayarak, gıdıklayarak uyandırmaya vaktim yok bu sabah. Mutfaktan sesleniyorum. “Çocuklaaar, haydi kalkın bakayım.” Bir yandan kahvaltı hazırlarken bir yandan kek malzemelerini çırpıyorum.

Kızım kahvaltısını yaparken ben onun uzun saçlarını tarayıp örüyorum. Nedim’e bir bardak daha çay dolduruyorum. Fırın tepsisini tezgâha koyup pişmiş kekime bakıyorum, “Hım, hacimli olmuş,’’ diyorum. Sonra gülüyorum kendime. Kek hacimli olmaz, kabartma tozunu basarsan kabarık olur sadece. Nedim’in geçen akşam bize gelen eleştirmen arkadaşı demişti, “Abi, senin şiirlerin hacimli, okudukça anlam genişliyor,” diye. Oradan kalmış olmalı aklımda, hacimli.

Çocuklarla kapıdan çıkmaya hazırlanırken Nedim elinde çay bardağıyla bekliyor bizi. Birazdan o bardakla çalışma odasına girecek ve akşam arkadaşları gelene kadar da bir daha hiç çıkmayacak. “Görüşürüz,” diyor, “Görüşürüz,’’ diyorum.

Çocukları okula bıraktıktan sonra yarısını paketleyip yanıma aldığım kekimle okul aile birliği toplantısına katılıyorum. Gündem her zamanki gibi yoğun: Bozuk klimalar tamir ettirilecek, engelli çocuklar için rampalı yol projesi var. Niyetim toplantıdan sonra anneme uğramak. Anneme gidince biraz dinlenir, günün geri kalan kısmı için güç toplarım, diye geçiriyorum içimden.

Annem çok seviniyor beni gördüğüne. “Çay hazır,’’ diyor. Salonun yola bakan camının önündeki fiskos masasına oturuyoruz. Getirdiğim keki servis ediyor çayın yanına. Kekten bir lokma alınca bugün ağzıma hiçbir şey girmemiş olduğunu anımsıyorum. Şekeri mi az olmuş bunun? Annem babamdan şikâyet ediyor her zamanki gibi. Komşularla ilgili son dedikoduları veriyor. Sonra ara verip, gözlüğünü burnunun üstüne yerleştiriyor: “Nedim nasıl, çocuklar nasıl?” diye soruyor. “Oğlanın okuma bayramı var haftaya. Kız il bazındaki resim yarışmasında ikinci oldu, geçen hafta plaket verdiler. Nedim de son şiir kitabını baskıya vermek için çalışıyor bu aralar. Akşama arkadaşlarını ağırlayacağız,” diyorum yavaş yavaş. “Amma çok çalışıyor kocan. Yer bilmez, iz bilmez, akraba bilmez. Bizi sayıp da geldiği gittiği yok hiç,” diyor. “Kitap baskıya girsin, bir akşam yemeğe geliriz beraber,” diye karşılık veriyorum boynumu bükerek. Annem dedikodularını anlatmaya kaldığı yerden devam ediyor, ben de akşama ne hazırlayacağımı, eksik malzemelerimi, nereden ne alacağımı düşünüyorum o sırada.

Of, içim sıkılıyor bu akşamı düşününce. Masayı hazırlarım o hiç sorun değil de o masanın bir ucunda öylece oturmak sıkıyor içimi. Alkol de kullanmıyorum zaten. Nedim’in arkadaşlarının hepsi nazik, ince, keyifli insanlardır, hepsi de şairdir aynı zamanda. Ne hazırlasam överler. “Duygu olmasa Nedim ne yapar,” diyerek beni yüceltirler, içkilerini kendileri getirir, servislerini kendileri yaparlar. Neden bilmem, ben yine de yabancı hissederim o masalarda kendimi. Daha doğrusu yabancı gibi değil de yokmuşum gibi.

Nedim’in arkadaşlarından birinin bir şiiri var. “Antiloplu Gece” ismi. “Biz” diye bahseder bir grup insandan şiirinde. Onların hayata bakışlarından, içsel deneyimlerinden, esrimelerinden bahseder. İşte o masadaki herkes Antiloplu Gece’de de ben gündüzdeymişim gibi gelir bana. Bu Antiloplu Gece’yi yazan arkadaşının karısı da gelir bazen. O şair değil, öykücüdür ama o da Antiloplu Gece’nin içindedir. Kıskandığımdan değil, çok nazik biridir. Kadındır sonuçta, annedir benim gibi. Bulaşıkları makineye dizmeme yardım eder, çocukları sorar, cevaplarımı çok dikkatle dinler ama masaya tekrar oturduğumuzda, benim salata tabağını ona uzatan elim el değildir de onun kıvrılıp tabağı kavrayan eli eldir gibi mesela.

Annemden çıktığımda biraz yürüyorum ara sokaklarda, iyi geliyor. Bizim sokağın başındaki küçük markete giriyorum eksikleri almak için. Otuzlarının ortalarında enerjisi yüksek yeni biri var bakkalda. Kot pantolon, rahat bir tişört giymiş. Kafeste bir kuş koymuş tezgâha, onunla ilgileniyor. “Bayram Bey yok mu?” diye soruyorum. “Dükkânı yeni devir aldım ondan,” diyor sıcacık gülümsemesiyle. Elini uzatıyor, gözlerimin ta içine bakarak “Taylan ben,” diyor. “Duygu ben de,” diyorum ve gözlerimi kaçırıyorum. Çok mu sıcak oluyor birden? Kalbimde hızlı atmaya başladı, sıcaktan herhalde. “Hayırlı uğurlu olsun o halde,” derken sesim titriyor. “Hayrı bilmem ama çoktan uğurlu oldu bu dükkân bana,” derken yine gözlerimin içine bakıp tatlı tatlı gülümsüyor. Dikkatlice baktığımda alt dudağının titrediğini görüyorum. “Ne istemiştiniz, yardımcı olayım?” Bu defa da onun sesi titriyor. “Bir bakayım hatırlamak için,” diyorum hafifçe, raflarda gezdiriyorum gözlerimi. Neye baksam eliyle gösterip, o nesneye dokunuyor Taylan. Bu kez gülümsemiyor daha çok tutku var gözlerinde. Birden kendimi Nedim’in bir şiiri gibi hissediyorum. Şöyle demişti Nedim’in geçen gece gelen eleştirmen arkadaşı: “Senin şiirlerin prizma gibi abi, nereye koysan, oradaki tüm nesnelere yansıyor görüntüsü, daha doğrusu içine alıyor nesneleri.”

“Ne alacağımı unuttum,” diyerek dükkândan çıkıyorum. Taylan arkamdan geliyor.

“Yardım ederdim belki hatırlamana.”

Arkama bakmıyorum, önce adımlarımı hızlandırıyorum sonra koşuyorum eve kadar.

Ellerim titrediği için anahtarı yuvasında çevirmek çok zor oluyor. Kapıyı açmayı becerdiğimde kendimi ayakkabılığın üstüne atıyorum. Mutfaktan kahve kokusu geliyor. Demek ki Nedim çıkmış çalışma odasından. Nedim fincanıyla mutfaktan çıktığında “Hoş geldin, hiç duymadım kapının açıldığını,” diyor. Konuşamıyorum, sadece bir el sallama işareti yapıyorum ona. Ah ben ne aptalım! “Ne alacağımı unuttum,” diyen müşteri var mıdır benden başka? Sahi ne alacaktım? Arkamdan çıktı! “Yardım ederdim hatırlamana,” mı dedi? Evet, öyle dedi. Yardım edecekse gideyim ben. Gideyim.

Nedim beni süzdükten sonra yanıma geliyor. Ayakkabılarımı giymek üzere eğiliyorum. “Bir şey almayı unuttum da tekrar gitmem gerekiyor,” diyorum. Nedim beni kaldırıp kendine doğru çekiyor, belime sarılıp kim bilir ne zamandır ilk defa gözlerime bakıyor. “Benim fedakâr karıcığım. Gitme, otur, kahveni iç, ne unuttuysan söyle, ben alıp geleyim.”

Nedim bana bakarken bir an ama sadece bir an kendimi onunla beraber Antiloplu Gece’nin içindeymişim gibi hissediyorum. “Nar ekşisi,” diyorum sessizce. Nedim ellerini gevşetiyor, ayakkabılarını giyiyor. Hemen mutfağa girmeliyim. Birkaç saat kaldı sadece. Dört beş çeşit meze, iki çeşit salata yapsam iyi olur. Aa dur, söyleyeyim de kavun da alsın Nedim.


Emel Taşkesen

119 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör
bottom of page