• İshakEdebiyat

Öykü- Emrah Sağlam- Zaman Aldı

Özle diyor, beni özle.

Saçlarımı, boynumun kokusunu, karşında zangır zangır titreyişimi.

Umursamazlığını senin.”


Dingin harfler, uzun kelimeleri karşı konulmaz bir dansa çağırıyor. Boğazımdaki çetrefilli soluk, bütün yaşam belirtilerine rağmen ötelerden bir şeyler fısıldıyor. Bu saate uyandıran kedere, hayli söylenecek şey var elbet. Aldırış etmeyip duşa giriyorum. Kalp atışıma yetişmek ne mümkün. Sol tarafım kütük gibi. Umursamazlığım ve neşesi alınmış şarkılar yankılanıyor banyonun akustiğinde, gecenin kör vaktine.

İnsan eti ağırdır derler de insanın kendi etinin ona olan yükünden bahsetmezler. Keskin ve steril kokulardan, soğuk stetoskoplardan, öksür aksır kızımlardan.

Posta kutusundaki elektrik faturası çekiyor dikkatimi. Ev aylardır boş, bu fatura neden? Sokak kapısının açılmasıyla duyulan rahatsız edici gıcırtı, küfrümü heceliyor elektrik idaresine. Aklım saçılıyor etrafa, tenime karışan sokak, gökyüzü ve karanlık. Tırnaklarım birbirine sürtünüyor, dişlerimde gıcırtı. Bebek saçı gibi kalmış saçlarım, pörsümüş, seyrelmiş. Otuz üçümde.

Arabanın içindeki benzin kokusu ve havanın soğuğuyla irkiliyorum. Hareketsiz halde yaklaşık on dakika. Vazgeçip eve dönme hissi, çoğalsan ya içimde. Ne yazık. Gaza yükleniyor ayağım, renklerim düşüyor kirpiklerimden. Asfaltın çizgilerine karışan şuura, bir vakit sonra da hiçbir şey düşünemeyen varlığıma dolanıyorum.

İç çamaşırıyla karşılıyor beni. İlk kez kızarmıyor yüzüm, utanmıyorum da. Geniş omuzları ve pürüzsüz teni, ormanım benim. Hasretle bakmak, ne içersin sorusuna, “su,” diye verilen cevap. Dudak izim bardağa geçmeden yaklaşıyor yanıma. Yukarılara doğru uzanmaya çalıştığında, aşağıya itekliyorum. Kollarının soğuğu hep kalsın istiyorum bacaklarımda. Bir süre sonra, o süre hiç olmasa. Göğüslerimi yokluyor, eli kaburgamın içinde. Tekrar ediyor, tekrar, tekrar. Sonra hareketsizleşiyor, alnını kaldırıp karnımdan, hızla kalkıyor üzerimden. Birbirimize karıştığımız birkaç dakika, artık çok yabancı. Tam anlamıyla şimdi boşandık.

Hayli dağınık mutfak, yağ kokusunun sindiği hava ve değebildiğim yüzeylerdeki yapışıklık hissi, uzun süredir buraya uğramadığımı anlatıyor ısrarla. Bu defa içimdeki kal sesini dinlemiyorum ama arkasından sarılıp gitmem gerektiğini söylüyorum. “Tabii, nasıl istersen,” diyor.

Hani itiraz…

Böğüren insanlar, kontrolsüz bir sürüş, beynimdeki karıncalanma ani bir frenle noktalanıyor. Etraf yanık lastik kokusu. Yolun ortasında dörtlüler yanık, bir süre. Küfrede küfrede geçiyorlar yanımdan. Beyazı, siyahı, sarısı, taksisi, dolmuşu, kamyonu.

İlaçlarımı çıkarıyorum torpidodan. Kutuların üzerindeki harfler saç diplerimde. Tek bir hapa değmeden dilim, selektör ve korna sesine karışanlara, kenara çekerek, son veriyorum. Güzel, hatta kocamın gözünde, kadın bile değilim. Ojeli tırnaklara, silikonlu dudaklara, hoş kokulara ne gerek.

Gökyüzü aydınlığa kavuşuyor, eklemlerim kazık gibi. Kuş sesleri kesilinceye kadar kapalı tutuyorum gözlerimi. Doktoru aramak üzere telefona uzandığımda, hayatım çatlıyor avuçlarımda. Bildiğim bir zamandan, bilmediğim bir zamana, duyana duymana.

Bir ben geçiyor dünyadan, geçiyor da ne’m var olacak, geride kalanlara.


Emrah Sağlam

118 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör