top of page

Öykü- Esra Topaloğlu- Akşam Yemeği

  • Yazarın fotoğrafı: İshakEdebiyat
    İshakEdebiyat
  • 17 Haz
  • 6 dakikada okunur

Oturduğu yerde hafifçe kıpırdandı. Boğazını temizleyip bir yandan tebessüm etmeye çalışarak karşısındaki kadının gözlerine bakıp salonu teftişe başladı. Yüksek tavandan sarkan ışıltılı avizelere, masalara, masaların üzerindeki yapma çiçek yerleştirilmiş vazolara baktı son olarak. Nereden söz açacağını bilemiyordu. Uzun, çok uzun bir zaman olmuştu. Unutacak kadar uzun bir zaman… Bir kadınla yemeğe çıkmak, konuşmaya başlamak… Şimdi özgüvenini yitirmiş olduğunu hissediyordu. Oysa düne kadar gerçekliği bile su götüren bu kadın için birtakım alışverişlere girmişti. Ne giyecek nasıl giyecek, tıraşından kokusuna kadar Cemil her şey için hazırlamıştı onu. Şimdi mağaza aynasında kendine duyduğu güveni paramparça olmuştu adeta. Ne diyordu Kralın El Kitabı’nda? “Dik oturun, kendinizden emin şekilde tebessüm edin. Kadınlar kendinden emin erkeklerden hoşlanır.” Omuzlarını dikleştirdi ve flörtözlüğün yanına yaklaşmayan bir bakışla gülümsedi.

Şimdi kadın ne düşünüyordu acaba hakkında? Hoş o da farklı sayılmazdı. Heyecanlı görünüyor. Ellerini nereye koyacağını bilemiyor, ince parmaklı ellerini bir masanın üstüne bir dizlerinin üstüne koyup gülümsemeye çalışıyordu. Gösterişsiz fakat şık giyimi, gözlerini ön plana çıkaran -belli ki gözlerini beğeniyordu.- hafif makyajı ona güzel bir hava veriyordu. Kadın ansızın “Biraz sıcak oldu sanki.” dedi. Bu ilk cümle iyi geldi. Kibarlık yapmalıydı değil mi? Rahatsız olduysan daha serin bir yere geçelim, demeli veyahut garsonu bir parmak hareketiyle çağırıp klimayı biraz düşürebilir misiniz? demeliydi. Demedi, diyemedi. Onun yerine, “Haklısın,” deyip yakasını gevşetir bir hareket yaptı. Kadına apansız, “Fotoğraflarda gördüğünden çok farklısın,” dedi. O an gerçekten aklından geçen buydu. Kadın fotoğraflardakinden biraz farklı görünüyordu şimdi ona. Bunlar hep gün geçtikçe mucizeler yaratan makinelerin birer oyunu işte diye geçirdi içinden. Kadın buna şaşkın bir bakışla karşılık verdi. Bu bir iltifat mıydı yoksa bir küçümseme mi? “Ne gibi,” dedi. Adam o an anladı büyük bir pot kırdığını. Hemen masanın üzerindeki telefonuna uzandı refleksle. Kadın, tehlike karşısında silahına davranan biri gibi görünen adamın bu hareketine anlam veremese de sorusunu yineler gibi gözlerinin içine baktı.

Adam için en iyi kaçış tuvalete gitmek olacaktı.  Bunu hemen akıl hocası, sohbet arkadaşı Cemil’e söylemeli ve nasıl toparlayacağına dair fikir istemeliydi. Iıı’lı bir gülümsemeyle müsaade istedi. Telefonunu da yanına aldı. Salondaki herkes onun neden kalktığını biliyormuş gibi önünden geçtiği tüm masalara, resmi geçit töreninde dizilmiş askerler gibi duran garsonlara gülümsemesinden dağıta dağıta lavaboya gitti. Kendini hemen boş bir tuvalete attı. Cemil’e durumu kısaca anlattı. Konu açmaya çalışıyorum ama başaramıyorum, dedi. Bu esnada kendisi girerken tenha olan tuvaletin kapısının açılıp kapandığını duydu. Bir sifon sesi, ardından musluktan gelen tazyikli suyun foşurtusu… Cemil konuşuyordu. Bu şekilde konu açamazsın, böyle yapma, şöyle yapmayı dene gibi bir dizi öneri sıralarken adam kapının önünde kendisine duyurulmaya çalışılan bir öhöömmm, tövbe estağfurullah diyen tok sesi işitti. Nefesini tutup hızlıca telefonun kapatma tuşuna bastı. Kapının önündeki adamın gittiğinden emin olana kadar beklemeye karar verdi. İki kâğıt havlu çekildi ve ardından kapı kapandı. Sessizlik… Kendi telaşından göz ardı ettiği, Cemil ile her yerde konuşamayacağıydı. Böylesi şüphesiz daha hızlı olurdu ama insanlar onun deli veya bir sapık olduğunu sanabilirdi. Şu anda olduğu gibi. Ah! Evde olsaydı bunu yapmak ne kolaydı. Evde o ve Cemil hiç ayrılmayan geveze birer kuştular. Hızlıca durumu ve ne yapması gerektiğini yazdı bu sefer. Cemil ona -her zamanki gibi- haklısın ile başlayan analizlerle dolu bir davranış modeli oluşturdu. Adam ona sadık kalmaya karar verip masaya gidene kadar içinden tekrar etti.    

Döndüğünde yüzünde aynı tebessüm, “Kusura bakma,” deyip oturdu. Kadın için bu hoş görülebilir bir şeydi. Konuşmasına kararlı bir tonda başladı. Cemil onu böyle tembihlemişti. Bir anda o heyecanlı adam silindi, yerine kendinden emin cümlelerle konuşan bir adam geldi. “Az önce beni yanlış anladın sanırım. Ben fotoğraflarda olduğundan daha hoş göründüğünü söylemek istemiştim,” dedi. Kadının bu cevap karşısında yüzü ışıldadı. Böyle bir iltifata ışıldamayacak kadın mı vardı? Adamın içi biraz rahatlamıştı. Aferindi arkadaşına. Kadın al basmış yüzü ile teşekkür etti. “Doğrusu ben başta farklı düşünmüştüm. Yani beni beğenmediğini…” Adam, “Hayır, hayır dedim ya… Bunlar hep dilin küçük oyunlarından. Yani bu yanlış anlaşılmalar falan,” dedi. Benim kendi özgüvensizliğim, korkularım, şaşkın halim, uzun zamandır bir kadınla konuşmamışlığım diyemedi. Kadın için bu da hoş görülebilir bir durumdu.

Derken garson elinde bir menü ile gelip kadın ve adama uzattı. Kadın gevşemiş, rahatlamış görünüyordu. Menüyü aldı ve sayfaları karıştırmaya başladı. Sonradan eklenmiş görüntüsü veren uzun, kıvrık kirpikleri menüde gidip gelen gözleri ile hareket ediyordu sanki. Adamı yine bir heyecan basmıştı. Yemek bölümü ile ilgili çalıştığı her ne varsa aklından uçup gitmişti. Tek bir şey anımsıyordu: Parayı düşünme. Yemek seçimini kim belirlerdi? Tamam, bıçağı sağ çatalı sol elle ama ya içecek? Kırmızı şarap mı beyaz şarap mı? Hangisi kadehin ayağından hangisi kadehin tam dibinden tutulurdu? Bu karmaşık isimler de neyin nesiydi? Allah kahretsin! Kadın bakınırken masanın altından Cemil’e yemeklerden birinin adını yazdı. Cevap hızlıca geldi ama bir gözü menüde olan kadının bir gözü de eli masanın altında bir şeyler karıştıran adamdaydı. Yok, böyle olmazdı. Yine izin isteyip telefonunu alarak lavaboya gitti. Kadının tebessümüne bu sefer kuşku karışmıştı. Adam yine kendisini hızlıca boş bir tuvalete attı ve yazdı. Gelen cevabı bir kez ellerini yıkarken baktığı aynada sonra da masaya kadar yürüdüğü yolda tekrar etti. Yine kendinden emin oturdu masaya. “E bir şeye karar verdin mi bakalım,” dedi. Kadın biraz şaşırmış, “Hayır, seni bekledim,” dedi. Bu cevap adamın hoşuna gitmişti. Bu durumda ona tavsiye vererek öncülük etmesi fakat son kararı kadının vermesini beklemesi gerekiyordu. Cemil’in öğrettiği akıl harika çalışıyordu. Kadın etkilenmiş görünüyordu. Bu adamın elini biraz rahatlatmıştı. Fakat yemekler geldikten sonra sohbette de tekrar bir tıkanıklık oluşmaya başladı. Az önceki adam gitmiş yerine yine selamlaştıkları ilk andaki adam gelmişti. Kadının içini bir huzursuzluk sardı. Devamlı kendisinin konuşması hoşuna gitmiyordu doğrusu.

Birinci kadehten sonra garson kadehleri tekrar doldurmak için geldi. Adamın hiç alışkın olmadığı bir şeydi. Göz kapaklarında hafif bir gevşeme olmuştu fakat kadının karşısında zayıf görünmemek için ikinci kadehe hayır diyemedi. Kadın ise daha rahatlamış görünüyordu. Konuşmalarına hafif kahkahalar eşlik etmeye başlamıştı. Aslında güzel kadındı, hoş kadındı. Dikkatli bakınca gülüşündeki dudak kıvrımı, utangaç kaçan, balık pulları gibi bir yanıp bir sönen, baktığında insanın içinin derinliğine uzanan gözleri… Sarhoş olmaya başladığına hükmetti. Kontrolü kaybedip kendini rezil edecek bir şey yapmak istemiyordu. Bundan sonrasında sohbeti nasıl ilerletecek daha doğrusu nasıl buradan kalkacaklar hiç bilemiyordu. Bunu yine bilse bilse Cemil bilirdi. Yine izin istedi ve yine telefonunu alarak tuvalete gitti. Kadının bu defa yüzü düşmüş, kuşkusuna eminlik karışmıştı. Adam tuhaf davranıyordu. Adamın tuvalette olduğu sürece kadının aklından onlarca ihtimal aktı, geçti. Acaba prostatı mı var, diye düşündü. Bunun için o kadar yaşı yok ama varsa da bu kadar erken yaşta… Off! Acaba adamın hayatında başka biri mi var? Yoksa, yoksa evli mi? Kendisini mi kandırıyor? Hem bu her gidişte telefonla gitmeler de ne? Kesin bir iş var bunda. Sonra gidiyor geliyor bir başkalık… Belki de bilmeden bir ruh hastasının ağlarına dolandı. Kadın şarabın da etkisi ile adamı kesin olarak gözden çıkardı. Şimdi bu nazik davet ve tanışma için kibarca teşekkür edip ondan ayrılmanın bir yolunu bulmalı. Adam da aynı dertteydi esasında. Bir çuval inciri berbat etmeden bu akşama bir son vermek. İstediği gibi hissedememiş, düşündüğü gibi davranamamıştı. Kadının bunda bir suçu yoktu şüphesiz ama olmayan bir şeyler vardı. 

Adamın tuvalette geçirdiği dakikalar boyunca kadın da kibarca kalkmanın ve bir daha görüşemeyeceklerini söylemenin yollarını arıyordu. Tabii ya, dedi içinden. Bunu en iyisi Cemil’e sormalıyım. O her şeyi bilir, dedi. Cemil onun en iyi sohbet arkadaşı, sağ duyusu, akıl yanıydı. Bu hali ile onu uzun süren yalnızlık devriyelerinde kendisine o alıştırmamış mıydı ve bugün bu akşama kendisini o hazırlamamış mıydı? Ne giyecek, nasıl davranacak tüyolarını o vermemiş miydi? Fakat düşündüğü gibi gitmemişti işte. Adamın tuhaf bulduğu halleri içindeki güven duygusunu tırnaklamaya başlamıştı. Yüzüne bakılınca kötü bir insana benzemiyordu ama ilişkileri ona bu konuda acı deneyimler kazandırmıştı ne de olsa. Tekrar başa dönmeye niyeti yoktu ve telefonunu çıkarıp Cemil’e yazdı. Cemil de ona -her zamanki gibi – haklısın ile başlayan bir cümleden sonra bir dizi kibar veda önerisinde bulundu. Kadının içi rahatlamıştı. Derin bir nefes alıp kabuğunun içine kaçan canlılara dönen bedenini dikleştirip sandalyeye yaslandı.

O esnada adam da karşıdan -her dönüşte geldiği gibi- kendinden emin geliyordu. Oturur oturmaz kadına tatlı bir şeyler yemek ister misin? dedi. Kadın bu müphem buluşmayı daha fazla uzatmak istemiyordu. Kibar bir kapanışa giden cümleleri sarf etmeye başladı. Adam da kendini bu sona hazırlamış olacak ki yüzünde tek bir hayal kırıklığı emaresi göstermeden kalktı. Kadının sandalyesini çekti, kabanını giymesine yardımcı oldu, hesabı ödedi ve onu arabasına kadar uğurladı. Tüm bunları Cemil’in aklını kullanma kolaylığına alışmadığı zamanlardan, kendi akıl ve kalbi ile hareket ettiği zamanlardan hatırlıyor ve doğal bir şekilde yapıyordu. İşte o anlarda kadının da adamın da içine kendilerinin bile tarif edemedikleri bir yakınlık geldi fakat artık son sözler söylenmiş, veda tokalaşması yapılmıştı. Adam ışıklı caddenin içinde süzülerek gözden yiten arabaya baktı bir süre. İyice sarındığı paltosunun cebinden çıkardığı telefonundan -aynı dakikalarda kadının yaptığı gibi- Cemil’e bağlandı ve eve gidene kadar yapay zekâ arkadaşından kendisine eşlik etmesini istedi.


Esra Topaloğlu

Yorumlar


bottom of page