• İshakEdebiyat

Öykü- Ezgi Eren- Pastel Düşler Zamanı

…ve şimdi ayaklarım bedenimden ayrılacak.

Kollarım rüzgârla yek kapıya doğru çekildi. Göğüs kafesime dokunan minik el onu en kuytu yerlerinden buzlu cama yaklaştırmaya çalışıyordu. Bu çatışmada iki zıt yöne çekilirken ayaklarım beni bedenimden ayırdı. Buzlu cama yapışmıştı gövdem. Başımı çevirip ayaklarıma baktım. Bir resim karesi gibi bileklerinden silinmiş, o güzel su yeşili ayakkabılarımın içinde uslu uslu bekliyordu sahibini.

Başımı tekrar çevirdiğimde gözlerimi tam karşıya diktim. Çirkin yapılaşma, o güzelim ağaç ve yağmur bulutları… Endüstriyel toplum kalıntılarını boyut-deneysel dünyama bırakmıştı. Dışarıda yağmur hızlanıyor, bu gri tablonun renklerini sil baştan boyamak ister gibi daha çok daha çok yağıyordu. Renkler koyu siyah asfalta akmaya başladı. Renkler birbirine karışıyor, dar caddenin kesişme noktasında karmaşa yaratıyordu. Bulutların mavileriyle ağaçların yeşil kırmızı sarı tonları, toprağın kahve dokusu, binaların renksizliği ve baca dumanlarının iflah olmaz grisi… Her şey ama her şey akıyordu. Yağmur yavaşladığında şeffaf dünya kaldı gözlerimin önünde, ben camdan ayıramıyordum göğüs kafesimi. Kollarımı renkleri akmış doğaya geri gel der gibi açtım. O çok sevdiğim ayakkabılarım su yeşiline boyandı. Cama daha sıkı bastırdım gövdemi. Aramızdaki sıkışmışlığın basıncıyla cam patladı ve beni dışarıya attı. Görünmez bir kurşun kalem görünmez bir el yardımıyla ayaklarımı geri çizdi gövdeme ve ayakkabılarım bağlandı bağcıklarından. Hazırdım doğaya renk getirmeye.

Sokaklara akmış doğanın üstünde yürüdüm saatlerce. Bazı bazı sokaklarda renkli akıntılar görüyordum. Ayakkabılarım beni yağmurun birikmişliğine sürüklüyordu.

...ve yine ayaklarım beni bedenimden ayırdı. Yolumun üstüne gelen bir başka akıntı beni içine aldı. Çocukluğumda yeşil tepelerden yuvarlanmam gibi neşeyle ve renk ahenk aktık birlikte. Akıntı beni bir kadının parmak ucuna bıraktı. Kendini gizlemek isteyen salyangoz gibi kıvrılmıştı vücudu. Yüzü anlam arayışı içinde solgun, uzun siyah saçları dünyaya hoş bir sıradanlık katıyordu. Üzüldüm renklerimizin tükenmiş olmasına. Oysa bordo nasıl da yakışırdı kim bilir kadının beni sarsan omuz kıvrımlarına. Ah ettim içimden, üstünü örtüp sarasım, bordonun içinden onu kendime çekesim geldi. Sanki tüm dünya durmuş, bordo bir telaş olmuştum şimdi. Akıntı yeniden harekete geçti. Bu defa hayatımdaki birkaç kişiye götürdü beni. Yanımdayken bile sıcaklığını özlediğim dostlar. Akıntının anlatmaya çalıştığı hikâyeyi anlamadan sonuç da çıkaramıyordum. Şimdi deli gibi beni bir bordo kadına bir dostlarıma götürüp duruyordu. Başım dönüyordu bu ikilemden. Bir şeyler yapmalıydım. Ama ne? Soluk seslerim arasından göğüs kafesim yine harekete geçti. Beni boşluğa çekti. Dostlarım ve güzel kadın arasında bekledim, akıntı kaybolmuştu. Boşluktan insan sesleri çalınıyordu. Arada da yalnızlığıma dost akşamlardan kadeh seslerimiz ve bulup da kaybettiğim şefkatli bir kadının beni isteyen yalvarışları.

Kafamda sesler, boşlukta görünmez bir kalemle renkler çizilmeye başladı doğaya. Kalem çevreme insancıklar çizdiriyor, sonsuz sarsışlarla beni bordo kadından ve dostlarımdan ayırıyordu. Şimdi de görünmez bir silgi iki yanımda duran kadını ve tabloyu siliyordu. Göğüs kafesim sıkıştı, kollarım iki yana açıldı gitmelerini engellemek için. Ama kalem durmadan çiziyor, doğaya renklerini geri veriyordu. Kalabalıklar tek kişilik dünyamı sildi, elimde bordo bir şal duruyordu. Gözlerimi durması gerektiği yere sabitledim. O çok sevdiğim su yeşili ayakkabılarım her zaman olduğu gibi beni yeni bir yolculuğa taşımaya hazır bekliyordu. Elimdeki bordo şalı kalabalığın içine bıraktım, kulağımda eski dostlarla rakılı sofralardan kadeh sesleri yeni bir geleceğe doğru ‘herkes ve birkaç kişi’mi bulmak için yola çıktım.*


*Murathan Mungan’ın Herkes ve Birkaç Kişi adlı şiiri


Ezgi Eren

114 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör