top of page
  • Yazarın fotoğrafıİshakEdebiyat

Öykü- Fulya Taşçeviren- Sancar’a Ağıt

Sancar vuruldu!

Koştuk. Bir telaş bir hengâme... Ağlıyor, zılgıt çekiyor kadınlar. Herkes ağıt peşinde sense koşturuyorsun. Benim aklımda Ziya türküsü…

Çamlığın başında tüter bir tütün;

Acı görmeyenin yüreği bütün

Ziya'nın atını bazara dutun

Gelen geçen Ziyam ölmüş desinler.

At üstünde guşlar gibi dönen yar

Gendi gedip emsalleri kalan yar

Yakışıklı Ziya’yı düşünüyorum. Cirit oynarken attan düşüp ölen Ziya’yı... Ziya’ya sevgilisinin yaktığı ağıtı... Oysa ben nişanlısı değilim Sancar’ın, ona ağıt yakamam. Ağlayamam bile doya doya. Yine de engel olamıyorum, gözlerimden yaşlar pınar gibi fışkırıyor. Hayalimde at üstünde dönüyor Sancar, sonra aniden yere yuvarlanıyor.

Jandarma geldi. Sen gitmek istemiyorsun. Jandarmadan önce ambulans gelmeli diye ağlıyorsun. Sarılmak istiyorum sana o sıra. Beni bir tek sen anlıyorsun. Belki ölmemiştir diyoruz Sancar, Sancar belki hala hayatta. Boynundaki fuları çıkarıyorsun, seni ilk kez boynu açık görüyorum. Sıkı sıkı Sancar’ın yarasına bağlıyorsun. Hiç kımıldamıyor Sancar. Elini üç parmağa indirip Sancar’ın boyun damarına bastırıyorsun. Tüm sınıf gözümüzü dikmiş sana bakıyoruz. Yaşamaz diyor Siti, bir diğeri sırtını dönüp gidiyor. Burada her gün birileri ölüyor. Babaları, amcaları, dedeleri kimi kendileri ölüyor. Alışkınlar. Ben alışamıyorum. Hele Sancar’ın ölümüne hiç…

Kim vurmuş diyorsun, kimseden ses çıkmıyor. Herkesin bildiğini bir ikimiz bilmiyoruz. Herkesin alıştığına bir ikimiz alışamıyoruz. Sancar bile alışmış gibi kendi ölümüne, öyle sessiz, kedersiz yatıyor.

Bir şey yapsanıza diye ağlıyorsun. Susuyor herkes. Öğrenciler birden büyüyor gözümüzün önünde, kırk yaş birden atıyorlar. Oysa sen hala yirmi birindesin. Yeni atanmışsın bizim köye. Sevinmişsiniz. Annen baban sevinç gözyaşları dökmüş mesleğini eline aldın diye. Ama ne Sancar’ın haberi var bundan ne Ziya’nın… Onlar yalnız ölmeyi biliyorlar. Beyaz benekli pembe şalın al kanlara boyanmış.

Annem koştur koştur okula geliyor. Tutuyor beni bir kolumdan, eve çekiştiriyor. Oysa eve gitmek istemiyorum ben. Sancar’ın başında öylece durmak istiyorum. Doya doya ağlamak… Gözyaşlarım Sancar’ın yüzüne değsin ve senin derste anlattığın masalda olduğu gibi sevdiğinin gözyaşı yüzüne değince sevilen hemen dirilsin istiyorum. Olmuyor, hiçbir şey masallardaki gibi olmuyor. Ne ben doya doya ağlayabiliyorum ne de Sancar diriliyor.

Gömdüler Sancar’ı. Akşama mevlidi var. Ne hevesli ne hızlı kazdılar toprağı. Burada işini bitirdi, yerine yerleşti dediler. Yalan söylüyor hepsi. Hiçbir işi bitmedi Sancar’ın. Daha okuyacak, büyüyecekti. Evlenecekti, belki, belki evlenecektik. Hiçbir işi bitmedi Sancar’ın, daha senin yazdığın soruyu çözecekti. Defteri açık kalmış. O kalın, küt, beyaz parmaklarıyla kalemi tuttu mu eli nasıl da yusyuvarlak olur, kalem o yuvarlak elin içinde nasıl da kaybolurdu. Uçlu kalem kullanmazdı hiç. Kurşun kalemi hep sonuna kadar açardı, çakıyla, daima sonuna kadar… Özenmez miydi uçlu kaleme yoksa özenirdi de parası mı yetmezdi? O küçük kalemin elinin içinde kayboluşu… O kurşunun…

O küçük kalem gibi şimdi Sancar da, açmışlar görünmüyor, yuvarlak, yusyuvarlak, yumuk bir mezarın içinde…

Mevlidi varmış… Halide elinde bir tabak, tabakta fıstıklı helvası Sancar’ın, bir de ayran getirdi. Sancar’ın annesine yardım ediyor zor gününde. Ne olsa yaranacak. Seviyor ya Sancar’ı, Sancar’la evlenme hayalleri kuruyor ya! Nasıl da sahiplenmiş ölüsünü bile. İstemem dedim, ne o öyle ölüsünü yer gibi. Sus, günah, dedi. Sen ye o zaman, dedim. Benim boğazımdan geçmiyor. Sen de seviyordun di mi Sancar’ı, dedi. Gözlerim kıpkırmızı oldu, Halide’nin gözlerinin içine baktım, dolu dolu öyle dimdik baktım. Ama günahımı yüzüme vurdu diye değil, seviyordumdaki “d” harfi için baktım. Sanki Sancar’ın öldüğünü bir kez daha hatırlatan “d” için. Hem de Halide’nin yalancılığına baktım. Neden seviyordun dedim, gözlerimi iri iri açıp. İnsanlar ölünce sevilmiyor mu; sadece yaşayanlara mı mahsus sevilmek? Senin derste öğrettiğin gibi çekimledim sevmeyi. Seviyordum, seviyorum, seveceğim dedim. Nereye çeksem oraya geldi sevgisi benle Sancar’ın. Halide ne bilsin? Orta bitince bir sene göstermelik Kur’an kursuna gidecek, sonra da evlenecek. Sanki Sancar’ı hiç sevmemiş gibi başkasıyla evlenecek. Düğün evi olacak yüreği. Aynı evin duruma uygun aldığı hâl ekleri… Baba evi, dünya evi, asker evi… Benim yüreğim hep ölü evi şimdi. Halide bilsin!

Sana da oyalı bir tülbent vermişler, camın kenarında oturuyorsun. Sen de yiyememişsin helvanı, öylece önünde duruyor. Burnun kızarmış ağlamaktan. Gözün, burnun, tüm uzuvların Sancar’ın öldüğünü bağırıyor. İlk kez senden de nefret ediyorum. Hani güneşli güzel günlere inanan yusufçuklar… Hani senin ümit dolu şiirlerin… Hani güzel olacak yarınlar?

Halide, Sancar’ın annesinin dizinin dibinde hanım hanımcık helvasını yiyor. Ara sıra burnunu da çekiyor, arkasından bir yudum ayran içiyor. Yüzü, gözü, ağzı, burnu her yeri ayran olsun istiyorum.

O yedikçe benim midem bulanıyor. Kardeşimin sünnet pilavını ye diye ısrar ettiklerinde de böyle olmuştu içim, bütün gece kusmuştum. Kusmaktan korkuyorum. Kusup rezil olmaktan değil, kusup Sancar’dan rol çalmaktan. Herkes Sancar’dan konuşuyor, şu kısa ahir ömründe ne çok anısı varmış meğer, herkesle ne de güzel geçinip gidermiş meğer. Dinledikçe kendime hâkim olamıyorum. Gözlerim kararıyor.

Bakıyorum, arkamdasın. Kimseye belli etmeden tuvalete götürüyorsun beni. Elimi yüzümü yıkıyorsun. Bayılacağım öğretmenim, diyorum. Yüzüme, gözüme, bileklerime kolonya sürüyorsun. Her yer tütün kokuyor. Herkesten uzak bir kenara oturuyoruz. Elin elimde sıcacık… Tam azıcık iyi oldum sanıyorum, bakıyorum karşımda Sancar. Gülümsüyor. Kara kara koca gözleri büyüdükçe büyüyor. Kolonyanın kokusu geçmiyor bir türlü, ne zaman bu kokuyu duysam, Sancar bir kez daha ölüyor.

Duası yedi gün sürüyor.

Sonra okula gidiyoruz. Sancar’ın sırasına çiçekler koymuşlar. Sen, dudaklarını ısırıp bana bakıyorsun. Kitabınızdan sayfa seksen dördü açın diyorsun, sesin titriyor. Kaldığımız yerden devam edelim.

Hiçbir şeyin kaldığı yerden devam etmeyeceğini ve yine de öyleymiş gibi aynen süreceğini bilerek seksen dördü açıyoruz. Halide; ben okuyabilir miyim öğretmenim, diyor. Sen bana dönüp; sen okumak ister misin diyorsun. Gözlerimiz buluşuyor. Bir ağıt gibi, dökemediğim gözyaşları gibi, nişanlısı gibi Sancar’ın, okuyorum:


Çamlığın başında tüter bir tütün

Acı çekmeyenin yüreği bütün

Ziyamın atını pazara tutun

Gelen geçen Ziyam ölmüş desinler


Fulya Taşçeviren


0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


bottom of page