• İshakEdebiyat

Öykü- Hüseyin Kılıç- Çay Hazır

Sakallı Fethi mahallenin eskilerinden. İlk tüyü dokuz yaşında konmuş dudağının üstüne. Bayram günleri hariç abdest alıp namaz kılmayan, yüzünü de ekseriyetle yıkamayan bu âdemin sakallarına yüzündeki kirlerin ilaç olduğunu söyleyenler çokçaydı.

Lakabı sakallı olduğunda on yaşındaydı. Sağ yanağında iki üç tüy daha çıktı. Bundan sonra mahalle maçında kaleye geçmekten kurtulduğu yetmezmiş gibi forvete bile yükseldi. Adı da Sakallı Fethi oldu. Mahalledeki abileri karar vermek için erken olduğunu düşünüp ona bir süre daha sadece Fethi demeye devam ettiler. Gelin görün ki sakalları öyle bir coştu ki on beş yaşında basbayağı adam gibi görünür oldu Fethi. Mahalleden kimsenin ona Sakallı dememek için bir bahanesi kalmadı.

Askere gidene kadar neredeyse hiç kesmedi sakalını. Memleketten sakallarıyla bindi otobüse, nizamiyenin karşısındaki berberde tıraş oldu. Askerden geldiği gün dolmuşçu Harun ondan para alacak oldu. Bakkal Fehim, “Aleyküm selam,” dedikten sonra niye ne istediğini söylemeden beklediğine anlam veremeden televizyondaki yarışa çevirdi kafasını. Neredeyse annesi bile eve almayacaktı. Öyle başka bir adam olmuştu saçı sakalı kesince Fethi.

Kısa sürede sakalı eski uzunluğuna döndü ama saçı hala nispeten kısa sayılırdı. Saç uzatmak günah olmasa da mahallenin oğlanları bunu pek düşünmez, aklından şöyle bir geçirenler de kız gibi diyecekler diye bundan vazgeçerlerdi. Fethi de askerden geldikten sonra bir gün aynada yeniden eski haline dönen sakallarına bakarken saçı uzun olsa nasıl olacağını düşündü. Birkaç şarkıcı geldi aklına, hem filmlerde de vardı öyle saçlı saçlı aktörler. Kimi kız gibi olsa da sakalından damlayan suyun yere düşme hızına bakıp güldü. Böylece saçını uzatmaya karar verdi Fethi.

Birkaç ay aylak aylak dolaştıktan sonra dolmuşa bindi. Gidip gelirken fırının köşeden binen Hatun’u kestirdi gözüne. Sordu, soruşturdu. Köylüsünün kiracısı olduklarını öğrendi. Annesine söyledi, haber salındı eşi dosta, münasip görüldü, gidip istediler. Nazlanmadan verdiler kızı, o günden sonra dolmuşa Hatun biner binmez sol cebinde hazır beklettiği bir kişilik ücreti bırakıverdi ahşabın içine. Aynadan Hatun’a bakıp güldü hep, Hatun kızarıp başını önüne eğdi.

Düğünde herkes Fethi’yi merak ediyordu. Saçını sakalını kesecek miydi? Kesmedi. Kimse bir şey diyemedi yüzüne karşı ama ayıpladılar. Ne o öyle? Kimi zaten bereketsiz derdi Fethi’ye, bu fırsatı da kaçırmadılar. Arkasından konuştular ama Fethi duymadı, duymazdan geldi. Aldı Hatun’u koynuna. Öptü, öptü, öptü. Hatun da onu öptü, saçını sakalını kenara çekip bulduğu boşluktan. Çocukları olsun fabrikayı da bırakacaktı Hatun ama o zamana kadar biraz çalışıp köşeye biraz koysa iyi olacağına karar verdiler. Bir türlü çocukları olmadı. Hatun fabrikayı bırakamadı. Bekleyiş uzadıkça uzadı. Birbirlerinin gözünün içine baktılar ama bir şey demediler.

Artık çocuk olmayacak kadar uzun zaman geçti. Bu isteklerini unuttukları bir gün Hatun yattı, kalkmadı. Cenazede saçına sakalına baktılar yine Fethi’nin. Aynı. Bereketsiz dediler. Duymadı. Dolmuşunu sürmeye devam etti.

Herkes Fethi’nin kendine bakmadığını söylese de Hatun’un bakması ayrıydı. Karısının ölümünden bir yıl sonra dul bir tazeyi gösterdiler Fethi’ye. Bir de çocuğu vardı, bu demekti ki çocuğu olacağı garantiydi. Test edilmiş onaylanmıştı. Taze çocuğu annesine bıraktı. Ev işlerini hiç aksatmadan yaptı Fethi’nin. Bulaşığını, çamaşırını yıkadı, yemeklerini yaptı, evi tertemiz yaptı. Yalnız iş çocuk meselesine gelince hemen uykusu geldi. Fethi gözünün içine bakıyordu, o Fethi’ye bakmıyordu.

Taze ev işleri yapmadığı zaman tek yaptığı şey televizyona bakmaktı. Gündüz ne yaptığını Fethi bilmezdi. Akşam yetmiş yedi kanaldaki yedi yüz yetmiş yedi diziye aynı anda bakardı. Taze gözlerini ekrandan, Fethi gözlerini Tazeden ayırmazdı. Bütün diziler bitince de odaya gider, yattı mı da öyle bir yatardı ki top patlasa, deprem olsa, hatta hırsız gelip yatağı altından götürse uyanmazdı Taze.

Televizyona bakarken Fethi bilhassa sakallı adamların çıktıkları sahnelerde dikkat kesilir, tazenin kaşından gözünden yüzünün her bir santimetrekaresinden geçen tiksinmeye büyük bir üzüntüyle bakardı. Ne zaman asker tıraşlı, parlak yüzlü bir jön görse bu kez yüzü ay gibi ışıldar, Fethi eski kocasının aklına geldiğini düşünürdü.

Hatunu aklından çıkmamıştı ama unuttuğu çocuğunun özlemi de her tarafını sarmıştı Fethi’nin. Taze çok konuşmuyor, işin aksi gibi kavga da etmiyordu. Belki çocuğu olsaydı Taze’den daha büyük olacaktı ama onu düşünmüyordu. Nikahtan önce o düşünceyi çoktan gömmüştü zihninin en derin mezarlığına.

Bir ikindi vakti Fethi dolmuşu bir arkadaşına emanet edip daha önce hiç gitmediği uzak bir mahalleye gitti. Kendini ilk defa gören berbere sadece kes dedi ve gözünü yumdu. Nihayet berber, “Tamam abi,” deyip Fethi gözünü açtığında aynadaki adamı tanıyamadı. Yüzünde bazı kırışıklıklar olsa da fena değildi. Dizilerdeki oyuncuları düşündü. Biraz yaşlıcaydı tabii ama olsundu. Saçları üç numara, yüzü sinekkaydı, çıktı dükkândan.

Bilmediği bir başka mahalleye gidip genç işi cin pantolon aldı, güzel de bir gömlek. Utana sıkıla çamaşır satılıp satılmadığını sordu, birer tane de don atlet aldı. Her şey yavaş yavaş geliyordu aklına. Bir de pijama takımı almalı, dedi. Aldı. Tüm aldıklarını tek bir poşete koydu. Poşeti elinde sıkı sıkı tutup girdiği bir lokantada karnını doyurduktan sonra kalktı ve başka mahalleye gitmek üzere taksiye bindi. Tazeyi arayıp geç geleceğini uyumasını söylemişti bu arada.

Taksi tarihi hamamın önünde durdu. Umumhaneye girer gibi tedirgin, girdi içeri. Tek tek çıkardı üstündekileri, peştamalı sarınıp tellağa el etti. Yerdeki su birikintilerinde aksini görür gibi oldukça ürperiyordu ama bir an önce temizlenmek istiyordu. Tellak konuşmak üzere bir iki hamle yaptıysa da Fethi berberdeki gibi gözünü yummuş sadece komutlara uyuyordu. Tellağın, “Geçmiş olsun,” komutuyla gözlerini açtı. Sadece saçı sakalı gitse de başka bir adammış gibi kendine baktı. Kime baktığını düşündü. Kurulandı ve yeni aldığı kıyafetleri giydi. Çıkardıklarını dolapta bırakıp hesabı ödedi.

Elinde sadece pijama takımının olduğu poşetle hamamdan çıktı, saatine baktı. Ona geliyordu. Hemen eve gitse yarım saat sürerdi. Tazenin uyumasına daha bir saat vardı. Bir süre yürüdü. Kapalı mekanlara girmek istemiyordu. Bir çay bahçesi gördü. Bir saat orada oturduktan sonra kalkıp bir taksiye el etti.

Taksi evin önünde durduğunda sokak lambasından başka yanan ışık yoktu. Eğildi bir taş aldı, sokak lambasını da o söndürdü. En son bunu yaptığında askerden yeni gelmişti. Gürültü yapmadan gecekondunun anahtarını çevirdi. Nefes içeri bir adım attı, nefes alamadı, geri çıktı. Besmele çekip tekrar içeri girdi. Ayakkabılarını çıkararak parmak ucunda yatak odasına gitti. Pijamaların olduğu poşeti bırakıp Taze’ye baktı. Yine derin uykudaydı. Yüzü seçilmiyordu ama orada olduğunu biliyordu. Taze gibi kokuyordu.

Gözü karanlığa alışıp iyice etrafı seçebilene kadar bekledi. Üstündekileri tek tek çıkardıktan sonra tazeye yaklaştı. Saçını okşadı, Taze hissetmedi. Yanına uzandı Fethi. Öpmeye başladı tazeyi. Taze gözlerini yarım açtı. Fethi’yi tanımadı ama vücudunun ısısını vücudu tanıdı. Rüya gördüğünü sandı. O da öperek karşılık verdi kocasına.

Fethi rüyada gibiydi. Taze ise uyurla uyanıklık arasında rüya gördüğünü sanıyordu. İkisinin de rüyasının gerçek olduğunu düşünerek gülümsedi Fethi. Demek ondandı bu uzaklığı. Yeni pijamalarını giyip uzandı karısının yanına. O sırada taze rüyasının bittiğini ve başka bir rüyada memlekete gittiğini görüyordu. İkisi de temiz birer uyku çektiler.

Sabah oldu, Taze uyandı. Kocasına hiç bakmadan mutfağa gidip kahvaltıyı hazırladı. Çay hazır olunca geri döndü. Sandalyedeki pantolonla gömleği gördü, anlam veremedi. Kocasını omzundan tutup uyandıracakken bastı çığlığı. Fethi uyandı, ne olduğunu anlamadı. Yatağın karşısındaki aynada birisini gördü. Karısının bağırışı devam edince aynadaki adamın kendi olduğunu anladı ve hatırladı evvelki günü. Üstündeki sersemliği atıp, “Benim,” diyebildi. Taze sustu. Ne diyeceğini bilemedi. Baktı baktı, anladı o olduğunu. Önceki gece aklına geldi, utandı. Yazmasını düzeltti. Fethi kurbanlık koyun gibi bakıyordu son kararı ne olacak diye. Taze, yataktaki adama baktı, sandalyedeki pantolona gömleğe kaydı gözleri. En son aynada durdu bakışları. Kendine baktı, kocasına baktı. Kocasını göremedi, tekrar kendine baktı. Aynadaki adama baktı. Yutkundu.

“Çay hazır,” dedi.


Hüseyin Kılıç

110 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör