• İshakEdebiyat

Öykü- Hüseyin Kılıç- Mübarek Fil Bobo

Bundan yüz yirmi yıl önce İstanbul’un o dönemdeki Büyükşehir Belediye Başkanı Selami Yılmazer’in yeni alınan metrobüsleri[1] tanıtırken yaptığı benzetme bazılarını güldürürken bazılarının aklına “Bu adamı niye seçtik?” sorusunu getirmişti.

Hatırlamak gerekirse, Başkan yeni araçların genişliğini vurgulamak isterken “Fil bile sığar,” dediğinde kim ne düşünürse düşünsün hiç kimse bir vatandaşın tutup da bir fille metrobüse binmeye kalkacağını aklının sağından, solundan, kıyısından, köşesinden, ucundan, bucağından geçirmemişti. Dünya o zaman da biz farkına varmasak bile çoğu zaman hiç beklenmedik şeylerin gerçekleştiği bir yerdi. Başkanın sözleri ilginç bir olayı tetikleyecek ve bu ilginç olay da birçok insanın kaderini kesin bir şekilde, ülkenin kaderini de tarihçiler daha iyi bilse de muhtemelen önemli ölçüde etkileyecekti.

Bu yazıyı kaleme almamızın sebebi ise tarihten bihaber insanların birazdan bahsedeceğim olayların yüz yirminci yıldönümünde tarihe yaptıkları saygısızlıktır. Ne bu olayın önemini ne de yıldönümü olduğunu bildiklerini sanmıyorum ama en azından birkaç kişinin bile Mübarek Fil Bobo’yu unutmamasına katkım olsa kârdır diye düşünüyorum. Dilerseniz şimdi o güne dönelim.

20 Temmuz 2052 günü sabah saatlerinde mesai yoğunluğu geçtikten sonra Zincirlikuyu Metrobüs İstasyonuna[2] gelenler büyük şok yaşadılar. Darıca’daki hayvanat bahçesinde[3] çalıştığı öğrenilen Mahmut Görgülü, Levent yönünden gelip metrobüs girişine yanaşan kapalı kasa bir kamyonetten indiğinde kimse ona dikkat etmedi. Ta ki kasayı açıp içinden iki buçuk metre yüksekliğinde, üç ton ağırlığında bir Afrika Savan fili indirene kadar. Şaşkın bakışlar arasında daha sonra adı Bobo olduğu öğrenilen fille metrobüs gişelerine inen Görgülü, yanına gelen yetkililere ve meraklı gözlere filiyle birlikte metrobüse binmek istediğini söyledi.

Böyle bir şeye izin verilemeyeceğini söyleyen görevlilerle tartışan Görgülünün ve filinin görüntüleri saniyeler içinde sosyal medya üzerinden anbean yayınlanmaya başlamıştı. Görgülü ısrarla “Başkan yalan mı söyledi? Başkan yalan mı söyledi?” diye sorarken o dönemde kucaklarda ya da kafeslerde taşınan kedileri, köpekleri ve kuşları örnek vererek bir filin onlardan farkının ne olabileceğini de defalarca soruyor, o esnada tüm ülke kilitlenmiş milyon kameralı bu oyunu izliyordu. Zira herkes telefonlarının kameralarını açıp ulaşılmayan bir kişi kalmamacasına canlı yayın yapıyordu.

Görüntüler üzerine yapılan ilk yorumların çoğu bunun rakip partinin başkana yaptığı bir sabotaj olduğu yönünde olsa da bazıları bunun partililer tarafından bir haftadır dalga geçilen başkanı düze çıkarmak için organize edilmiş bir halkla ilişkiler çalışması olduğunu söylemişti. Başkan bundan habersiz olacak ve operasyonun başarı durumuna göre hazır bulunan mesajlar sosyal ve sosyal olmayan tüm medyada dolaşıma sokulacaktı.

Böylesine önemli bir durumda hayatında ilk defa bu kadar üst bir otorite konumuna yükselen Zincirlikuyu istasyon amiri başta öfkelense de Mahmut Görgülü ve iki kol kalınlığındaki tasmasıyla duran Fil Bobo’nun sinirli bakışları karşısında geri adım atmıştı. Amir, gerçekleştirdiği telefon trafiği sonunda yüz on milyonluk bu tiyatroda söylediğini yutmak istemeyerek “bir seferliğine” metrobüse kabul edildiğini söyledi. Filin nerden geldiği, gerekli izinlerinin olup olmadığı gibi hususlar daha sonra kontrol edilecekti ama birazdan anlayacağınız üzere buna gerek de kalmayacaktı.

Problem çözülmüş gibiydi ama Bobo’yu görme umuduyla kısa sürede Barbaros Bulvarı’ndan Beşiktaş İskelesine kadar uzanan meraklı kalabalıktan istasyon amirine en yakın olanlar filin öylece metrobüse alınmasını kabul etmediler. “Bu hayvanla biz niye aynı parayı vereceğiz! Onun yüzünden en az 10 kişi binemeyecek,” diye söylenmeye başladılar. “Bula bula bunu mu buldular?” diyebilirsiniz ama bir kere başlayınca bir elektrik dalgası gibi yayılan bu itiraz İstanbul semalarında daha önce hiç duyulmadık bir yankıya sebep olmuştu. Hatta kimilerine göre Silivri’den “On kişi”, kimilerine göre Sakarya’dan sadece “kişi” şeklinde olmak üzere çok uzaklardan bile duyulmuştu. İşlerin çığırından çıkacağını hisseden istasyon amiri inisiyatif alarak böyle garip bir itiraza bir o kadar garip bir çözüm buldu. Ortalama insanı 80 kilodan hesaplayan amir Mahmut Görgülü’ye ancak 37,5’tan 38 tam bilet basarsa fili metrobüse alabileceğini bildirdi. Görgülü elbette bu teklifi kabul etti.

Muzaffer bir komutan edasına bürünen ve hemen Filci diye anılmaya başlanan Görgülü, akbilini[4] kırk kere üst üste bastıktan sonra filin sırtına çıkıp istasyona girdi. İlk otuz sekiz basış Bobo için otuz dokuzuncu ise kendi içindi. Kırkıncı basış öncesinde istasyon amiri elini uzatıp yeter dediyse de filci çalımla “Bu da benden olsun,” demiş, İstanbul semaları bu sefer kahkahalarla çınlamıştı.

Tüm bunlar olurken Başkanın fille ilgili söylediklerinin doğruluğu yanlışlığı üzerine yani filin sığıp sığamayacağıyla ilgili anlık açılan bahislere tüm ülkede yirmi milyon kişi katılmıştı bile.

Bundan sonra olanlar, sanki daha öncesindekiler değildi, adeta yavaş çekim bir film sahnesiydi. Mahmut Bobo’dan inerek onunla birlikte onlar için açılan boşluktan en öndeki metrobüse doğru yürüdü. Tüm kapıları açık olan aracın arka kapısını geçtikten sonra orta kapının yanında durdu. Beş metre yüksekliğindeki bu yeni araçların Başkanın dediği kadar ferah olup olmayacağını, Bobo’nun en olarak sığıp sığamayacağını ölçtü. Cebinden çıkardığı balık krakeri Bobo’ya verdi, besmele çekti ve file “Haydi,” dedi. Bobo metrobüse doğru ilk adımını attı. Kafası ve gövdesinin bir kısmı ve iki ayağı içeri giren fili herkes alkışlamaya hazırlanırken Bobo bir anda kapıya sıkıştı. Mahmut en ufak bir tedirginlik göstermeden -biraz önceki şefkatinin aksine- nereden çıkardığı belirsiz bir kırbacı şaklatınca Bobo gerçekten metrobüse sığdı. Beşiktaş’ı geçip Üsküdar’da uzamaya devam eden kalabalığın bu seferki alkışlarının Ankara’dan duyulduğu iddia edildi.

Metrobüse doluşan kalabalığı kameraları adım adım körüğe doğru ilerleyen Bobo’yu çekiyordu. Arka kapıdan girenlerin ve Bobo’nun görmediği, ön kapıdan girenlerin ise görüp dehşetle bağırdığı noktada yaz günü olmasına rağmen kat kat giyinmiş, saçı sakalına karışmış bir adam, körükte ne yapacağını bilmez bir şekilde hareket edemeden duruyordu. Görenlerin çığlıkları zaten tüm göğü dolduran gürültüden dolayı işe yaramıyordu. Bobo gitti, gitti, gitti ve “Ezeceksin! Yapma! Dur!” çığlıkları arasında Mahmut’un onu durdurmak için vurduğu kırbaçla birlikte bu adamın üstüne oturdu. Oturur oturmaz da adamın ezileceğini an be an görenlerin hiçbirinin daha fazla üzülmesine zaman kalmadan Bobonun parçaları metrobüsün körüğünü ve koltukları deri kaplı hale getirdi.

Hokus pokus! Fil ortadan kaybolmuş, Filcinin bütün güveni yerini muazzam bir korkuya bırakmıştı. Tüm ülkeyi, hatta dünyayı ekran başına kilitleyen Bobo bir anda yok olmuş, Filci dâhil yüz kişi yaralanmıştı. Yüz on milyonun ekranları başında dehşetle izlediği olayın aslı ortaya çıktığında Bobo’nun şehit olduğu anlaşılmıştı. İstihbarat teşkilatı gibi her şeyden habersiz, niye olduğu anlaşılmayan bir şov peşinde olan Mahmut Görgülü’nün filiyle olan gösterisi tam Bobo’nun üstüne oturduğu teröristin kendini patlatacağı güne denk gelmişti. Terörist, içtiği tüm uyuşturuculara rağmen böylesi beklenmeyen bir şey sonrasında ayılmış ama ne yapacağını bilemeden üzerindeki yirmi kilo patlayıcıyla birlikte ancak o ana kadar kimsenin umursamadığı körüğe sığınmıştı. Bobo üzerine oturunca basınca dayanamayan patlayıcılar ise Bobo’nun şehit olmasına sebep olmuş ve İstanbul’u tarihinin en büyük terör saldırısından korumuştu.

Bobo’ya şehit unvanı verildi. Bobo’nun nereden geldiği, neleri sevip neleri sevmediği günlerce konuşuldu. Mahmut Görgülü, “Bobo, bobo, bobo” diye diye akıl hastanesine kapatıldı. Üç ay gibi kısa bir sürede Bobo’nun heykeli Zincirlikuyu Metrobüs Durağı girişine yerleştirildi ve bütün partiler Bobo’nun kendilerinden olduğunu ispat etmek için yarışa girdiler ve ona Mübarek Fil demeye başladılar. Hatta şimdi dilimizde kullanılan zor durumdaki insanların “bir mübarek fil gelir mi?” deyişi bir yıl içinde derdi olsun olmasın herkesin ağzına pelesenk oldu.

Ve dün, 20 Temmuz 2172’de sanki bunlar hiç olmamış gibi Bobo’nun Zincirlikuyu Botanik Bahçesi’nde bulunan ve şimdiye kadar çeşitli gerekçelerle üç kez yeri değiştirilen heykeli o alana yapılacak lojmana yer açma bahanesiyle sessiz sedasız Sarıyer’deki depoya kaldırıldı.

Bize de Bobo’nun hikâyesini belki de son kez hatırlatmak kaldı.

[1] Metrobüs: Temel olarak kendine ait özel bir şeridi olduğu için trafikte hızlı hareket edebilen, 2007 – 2053 arasında önce İstanbul’da sonra Türkiye’nin çeşitli illerinde faaliyet gösteren halen Moğol, Arap ve Afrika çöllerinde kullanılmaya devam eden otobüs denilen araca benzeyen toplu taşıma (insanların bir arada seyahat ettiği insan taşıma şekli) türü [2] O dönemde Zincirlikuyu Levent Bölgesi gökdelenlerin ve iş merkezlerinin olduğu yoğun bir bölgeydi ve Zincirlikuyu da bu bölgeye ve İstanbul’un diğer yerlerine ulaşmak için önemli aktarma merkezlerinden birisini oluşturuyordu. [3] Dünyanın çeşitli yerlerinde bulunan hayvanların özgün doğalarından koparılarak insanlara ücret karşılığı sergilendiği 2083 yılına kadar varlıklarını korumayı başarmış ilkel alanlardan biri. [4] Toplu taşıma araçlarına binmekte kullanılan Akıllı Biletlerin doğaya zararlı plastikten üretilmiş kartlarının yaygın adı


Hüseyin Kılıç

126 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör