• İshakEdebiyat

Öykü- Halil Yörükoğlu- İktidar

“Sonra bana döndü diyor ki, ‘Valla Murat senden korkulur. O lafı orada nasıl aklına getirdin de söyledin. Sanki ağzında bekliyordu.’

‘Müdürüm biz de bir şeyler gördük, geçirdik. Ağaç kovuğundan mı çıktık ya,’ dedim.

‘Bak bak, gene hazır cevaplılık, bak. Dediğim bu işte,’ diyor benim takım arkadaşına.

‘Her ne kadar senin gibi müdür olamasak da… Ha ne dersin?’ dedim. Gülüştük. Arkasına birer bira daha içip dağıldık.

Neyse, öyle işte millet. Hadi afiyet olsun. Hah şöyle ya, keyfimiz yerinde olsun. E siz bir şey yemediniz ya Salih. Hayatım Necla'ya uzat şu yaptığın ezmelerden, mezelerden. Et koy şu tabaklara. Lokum oldular lokum. Valla devamı geliyor ha mangal, yanıyor hâlâ. Salih bak bu mezeyi geçen gittim ya hani Akhisar'a, oradan gelirken yoldan aldığım domateslerden yaptı Yasemin. Benim güzel karım ya, valla çok yetenekli.”

“Oğlum karını övme, biliyoruz,” diyor Salih.

“Överim abi, becerikli benim karım. Gel kız öpeyim seni, bunlar aşk görsün, içleri geçmiş bunların.”

Yasemin ciddiye alıp, “Murat utandırma beni,” diye çıkışıyor.

“Gel kız,” diye üsteleyince, “Sen sarhoş mu oldun?” diyor.

“Valla sarhoş falan olmadım ya. Öpmek istiyorum altı üstü.”

“Tamam sen biraz yavaş iç,” diye ekliyor. Bozulmuyorum.

“E oğlum hep ben anlattım,” diyorum Salih'e.

“Abi aynı, iş güç keyfimiz yerinde. Gel sen de bize ortak ol, elimizden geleni yaparız diye söyledik,” gibi bir şeyler geveliyor.

“Eyvallah, şimdilik iyiyim,” diyorum o öyle söyleyince. Ağzını açmadan dudaklarına bir baskı oluşturuyor. Gülüp gülmediği belli olmayan yavşak herif suratı. Biliyorum ben onu. Bir yudum daha alıyorum rakıdan.

“Şu tabakları içeri götürelim biz,” diye mutfağa gidiyor Yasemin ile Necla.

“Yasemin, sana zahmet şu abinlerin getirdiği rakıyı da getir canım, onların gelip bizle içeceği yok. Başka dünyada onlar,” diyorum.

Sessizlik oluyor masada. Işığın etrafındaki sineklere bakıp uzaktan gelen çocuk ağlamalarını duyacağımız bir sessizlik.

Ellerinde birer tabak, bir rakı ile geliyor kadınlar. Yasemin yeniden cesaretlenip, “Bence içmeyin ama siz bilirsiniz,” diyor.

“İyiyim ben,” diyorum. Salih’le kendi bardağıma dolduruyorum.

“Bak geçen ne oldu?” diye başlıyorum lafa.

“Ne oldu abi?” diyor sandalyesini bana çevirip.

“Bu az evvel anlattığım müdür, bizi Akhisar'a gönderdi ya. Hah, orada müşteriyle konuşurken yanımdaki çocuğun telefonu çaldı. Kalktı gitti bu. Ben devam ettim tabii müşteriyle konuşmaya. Adamla kontağı kurmuşum, satacağız yani ürünü. Neyse, telefon konuşması bitti herhalde, geri geldi bu eleman. Ben de konuşmayı bitirdim, numuneyi bıraktım. Biraz daha dolaşıp otele döndük. ‘Ne diyordu müdür?’ dedim odaya çıkınca. ‘Abi öylesine aramış,’ dedi. ‘Oğlum öylesine aramaz o, ne diyor?’ dedim. Çocuk tabii korkuyor hafif benden. ‘Abi seni sordu, nasıl konuşuyor müşteriyle falan diye,’ dedi. Hiçbir şey demedim. İstanbul'a gelince çıktım karşısına. Bak iyi dinle burayı. Dedim ki…”

“Murat,” diyor Yasemin.

“Bir saniye,” diye anında durduruyorum karımı.

Ne dediğimi merak ediyor Salih. Topa vuracak bir futbolcu gibi hafif kaykılıyorum.

“Bak bakalım yüzüme, ben sence mangal yakamayacak bir adama mı benziyorum? Bak bakalım ya. Sence ben bir mangal dahi yakamaz mıyım? Sen geldin, benim yakmaya çalıştığım mangala, ben yakarım, dedin müdürüm, dedim. Abi sen ne diyorsun,” demeye kalmadan ayaklandı Salih.

“Otur lan! Sana içimdekileri anlatamayacak mıyım oğlum. Ben müdüre de söyledim aynılarını. Ben beceriksiz miyim lan,” dedim.

Yasemin kalktı, Salih'in eşi kalktı, Salih kalktı.

“Adama yardımcı olmaya çalışıyoruz, adam lafı götünden anlıyor Yasemin,” diyor içeri giderken.

“Ben beceriksizim, sen beceriklisin. Öyle mi yavşak müdür, dedim,” diye arkalarından konuşuyorum.

Uyuyakalmışım. Sabah uyandım. Kimse yok.

“Hayatım günaydın,” dedi Yasemin.

“Salih nerede?” dedim.

“Kahvaltıda, menemen istemişler, onu yapıyor,” dedi.

“Yapar, kahvaltıyı da hazırlar,” deyip bir bardak buzlu suyu içtim. Uyumaya devam ettim.


Halil Yörükoğlu


101 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör