• İshakEdebiyat

Öykü- Hasan Sezer- Stefan’ın Uşakları

Üç kişi, yatağın başında. Beklediler on saatten fazla. Homurtular artınca inledi acıyla.

Kızarmış gözleri, kurumuş boğazı, bembeyaz yüzü. “Kral Midas nerede?” Ellerini kaldırdı tavana, avuç içlerinde yankılandı yalvarışlar.

Yaklaştı üçünden biri, aman en çirkini. Sarı saçlı bir bunak, sakalları kızıl hepten boya. Eğildi kulağına, tiz sesiyle: “Son nefesinde kelime-i şehadet!” Ben olsam utanırım ses gelmiyor kümesten.

Öksürdü hınçla, düşmüştü yataklara gençliğinin baharında. Ölüm beklemekte kapıda; ipince sanki buruşuk elleri, daha toy delikanlı serzenişlerinden belli.

Seslendi öteki, gencecik biri. Pörtlek gözleri fıldır fıldır dönmekteydi. Üfledi kulağına yılan gibi: “Amca miras nerede?” Kefene cep diktirir, Azrail’den haber beklese.

Nefesi kesilince, kıpkırmızı beyaz yüzü. Bir öksürük tuttu ardı arkası kesilmez. Sigara dumanı kaçar beklemez. Alt kattan bir ses: “Ölmedi mi hala!” ah ne vardı bir yirmi yıl daha?

Köşedeki kükredi hınçla, sıkılgan, dikiliyordu. “Hadisene be baba! İşimiz var şuracıkta, daha öleceksin de gömeceğiz sonra.”

Doldu ciğeri delicesine. “Şu işe bak ölünmez ki ha deyince!” “Oğlum,” dedi sessizce, “Affet beni gidince.” Kapandı gözleri, daldı uykuya. Üçü gitti çöktü masaya.

Günler koştu dörtnala. İhtiyar uyandı konuşamadı bir hafta. Hizmetçi kaçtı, kucağında torunuyla. Yeni evlenmiş kızı başladı ağlamaya: “Paralar nerede sevgili baba?”

İki kız bir oğlan yanlarında bir üç daha. Daldılar karanlık odaya. Köşedeki başladı ağlamaya. “Sus!” dedi sarı çirkin olan. “Ne ağlarsın şu bunağa.” Düştü başı parkenin ucuna.

Bir sabah oldu bir de akşam. Hep beraber sofraya. Şaraplar döküldü altın kaplı verandaya. Anılar, hikayeler peşi sıra.

Dinledikçe kahkahaları açıldı göz pınarları. Umut doldu içi. “Hele bir kalksam yiyeceğim hepsini.” Haziran oldu temmuz. Ağustosa vakit çok, zaten gitmek isteyen de yok.

Beklediler başında, ağladılar gün geçtikçe iyileşen hastaya. Sivri zekalar konuştu: “Zehri verdin mi bitti cefa.” Başladı birden koşuşturma, sarayın yemekleri dizildi kapıya.

Ayaklandı, döndü gençliğinin baharına. Çok geçmeden vakit gezinmeye başladı atıyla.

Altısı yuhalandı, kaçtılar usulca. Bir eş buldu, tuttu elinden doğru malikaneye. Miras da onun üstüne.

Sigara içerken bir gece, tansiyon yerden yere. Uluyan kurtları görünce, sabaha kanlar içinde. Bir pabuçla yürüdü cenaze.

Şatafatı kılarken imam, ahali bağırdı: “Elveda!” Çocukların gözü yaşlı, ne de hayırlı evlatları. Miras elden gidince, yüreklerinde derin bir acı.

Gökkuşağı parlıyor cehennemin evinde.

Sesler toprağın altından yükselmekte.


Hasan Sezer

57 görüntüleme