• İshakEdebiyat

Öykü- İdris Erdoğdu- Allah'ın Emri

Karısının onu bu dünyada yapayalnız bırakıp gitmesiyle İpsiz Cemal, sahiden de ipsiz kalmıştı. Çocukluğundan beri her işi kendi bildiği gibi hallettiği için herkes ona “İpsiz” derdi. Şimdilerde her ne kadar bu ismin neden verildiğini bilenler azalmış olsa da onun ne ipsiz olduğunu bilenler bilir. Nazo onun ipini bırakıp gidince bir zaman öylece dolanıp durdu. Arkasından çocukları biraz ilgilendi, ipsiz bu dayanır mı, ondan da sıkıldı. Öyle ki kaç zamandır evin kabarmış kireçli duvarlarında, darabalara çakılı tereklerde, tereklerdeki çinko sahanların desenlerinden ambarların üstündeki toz kaplamış çuvallara kadar her yerde karşılaştığı yaşanmışlıkların izleri İpsiz’i iyice sıkmıştı.

Her gün koca evde odadan odaya dolanıp duruyor bir yakaya çıkamıyordu. En sonunda kararını verdi. Komşusunun kızlarını çağırdı. “Evde ne var ne yoksa hepsini temizleyin, yıkanacakları yıkayın, atılacakları atın.” Karısından kalan birkaç parça kıyafeti göstererek: “Yakılacakları da yakın.” diyerek tüfeğini omuzladığı gibi evden çıktı. İki gün sonra döndüğünde ev yenilenmiş, eskiyi hatırlatan hiçbir şey kalmamıştı. Altmış gündür saçı sakalı birbirine girmiş o sünepe adam gitmiş; yerine gözlerinin içi parlayan, her sözünde şakıyan, kanlı canlı bir adam gelmişti.

Cemal bir sabah atını eyerledi, ceviz kabuğuyla boyadığı bıyıklarını sıvazlayıp atına atladığı gibi gözden kayboldu. Görenler pek hayra yormadı ama İpsiz bu, ne yapacağı bilinmediğinden bilenler güldü geçti, bilmeyenler sustu. İki gün at sırtında köyden köye dolaştıktan sonra, gün mızrak boyu yükselmişti ki İpsiz başka bir köye girdi. Köyün girişinde bostan çeperlerini tamir eden çırpı bacaklı uzun boylu biriyle karşılaştı. Bu Katana Ali’den başkası değildir. Çırpı bacakları üzerinde kartal kanat yürüyen Ali’ye köyündeki herkes “Katana” der. Yalnız kendi köyünden çıkınca namını bilmeyenler onu Uzun Ali Efendi diye çağırırdı.

Ali kargalar işini görmeden yola çıkan bu adamı görünce, “Dur bakalım, burdan bize bir iş çıkar mı?” diye adamı alttan alta süzdü. Atlı yol kenarındaki adamı görünce dizginlere asıldı. At olduğu yerde oynadı. Binicisinin ineceğini anlayınca gevşedi.

“Selam aleyküm hemşerim!”

“Aleyküm selam, efendi.”

Uzun, tanımadığı herkese “efendi” derdi.

“Sabah sabah hayır mı?”

“Hayır, hayır.” diyerek hoşbeşe başladılar.

“Kimsin, kimlerdensin?” derken, İpsiz sadede geldi.

“Vallahi ağa, yalnızlık Allah’a mahsus. Bizde iki ay oldu ki evde tek nefes yok. Dört duvar arasında, sese söze hasret kaldık.” Uzun, Cemal’in meramını anlamıştı. O da kestirmeden daldı.

“Allah sevdiği kulunun işini yarına bırakmaz. İşin olur Cemal Efendi.”

“He Ali ağabey, olur mu?”

“Olmaz ne iş var? Sen bu dere köylere doğru git. Hatta bak ben sana bir de adres vereyim. Helal süt emmiş bir avrat var. Kimsesizdir, sevabına…”

Cemal Uzun Ali’nin yazdığı pusulayı cebine koyduğu gibi dudağında ıslık, yola düştü. Uzun Ali, bir haftalığına kızına misafirliğe gelmişti. O köyden değildi. Cemal, cebindeki pusulayı arada bir yoklayarak akşam esiri köye girdi. Pusulayı çıkardı. Çeşmenin başında oynayan çocuklara pusuladaki adamı sordu.

“Murtaza Efendi’nin evi neresidir?”

Çocukların her biri kendisi göstermek için atın dizginine yapışmış çekiştiriyorlardı. Cemal çaresiz, attan indi. Terkideki heybeden her birine birer avuç kuru üzüm leblebi verip, “Hadi düşün önüme.” diyerek çocukları takip etti.

Murtaza, bahçe kapısının önünde merdivenlere oturmuş el keseriyle bir şeyler yontuyordu. Çocuklardan biri, “Murtaza Emmi! Misafirin var.” deyince kafasını kaldırıp baktı. Adamı tanımıyordu. “Atını yedeklemiş gelmiş. Temiz, tırındaz giyimli… Dur bakalım beni nereden tanıyormuş?” diyerekten ayağa kalktı.

“Buyur bey, Murtaza benim, hoş geldin.” Cemal’in atını çekip misafir odasına buyur etti. Hoşbeş, yemek derken, sıra gelme nedenine geldi. Cemal heybeden çerezler ikram etti, Murtaza başı önünde dinliyor.

“Murtaza Ağa, yalnızlık Allah’a mahsus, biz de iki aydır bir nefese hasret duvarlarla konuşuyoruz. Çoluk çocuk çekildi. Düşündüm ki sünnettir. Çıktım yola. Allah’ın işi, yolda Ali ağabeye rastladım. Senin bir amca kızın varmış. O da yalnızmış, eğer sen de kabul edersen, Allah’ın emriyle…”

Bu arada Uzun Ali’nin verdiği pusulayı cebinden çıkarıp Murtaza’ya uzattı. Murtaza pusulayı aldı.

“Murtaza kardeşim! Bu hemşerim dul kalmış. Helal süt emmiş birini sordu. Ben de Pero’yu münasip gördüm. Olur da sen de kabul edersen… Kal sağlıcakla.”

Murtaza kâğıdı katlayıp cebine koydu. Cemal’e bir şey demedi.

“Buyur sen rahat uyu. Madem Allah’ın emrini anmış, buraya kadar gelmişsin. Başımız üstüne…” Misafirden ayrıldıktan sonra Murtaza kendi odasına gitti.

Karısı Perihan, “Hayırdır! Bu misafir de nereden çıktı? Yedi yabancı? Bir saat daha gidip kazada, handa, kalsa imiş…”

“Yat Pero Hanım yat, sabah ola hayrola, deyip yorganı başına çekti.”

Cemal erkenden kalktı, buruşmasın diye sandalyenin arkasına güzelce astığı elbiselerinin yanını yöresini kontrol ederek giyindi. Suratını tersten bir daha usturayla kazıdı. Tütün kolonyasını sürünüp sedire kuruldu. Murtaza misafirin uyanıp uyanmadığını kontrol etmek için kapıyı araladığında Cemal, yukarıdaki gibi duruyordu. Kahvaltıyı misafire kendisi getirdi. Cemal, kapı aralığından geçen kadınları görme umuduyla birkaç defa yeltendiyse de pek bir şey göremedi. Kahvaltı bitince, “Cemal Ağa, şimdi bizim amca kızı benim evde değil. Ben haber gönderdim. Birazdan çeşmeye, suya gider. Biz de evin damından bakarız, eğer sen beğenirsen, Allah’ın emrine boynumuz kıldan ince.”

Cemal keyiflendi. Sağ ayağını ayak kıltığına topladı, olmadı sol ayağını topladı. Duramadı, ikisini birden sedirden sallandırıp bıyıklarını sıvazladı. Şapkasını yukarı doğru birkaç kez kaldırıp indirdi.

“Eh! Hadi hayırlısı.”

Murtaza önde, Cemal arkada Uzun Ali’nin evinin karşısındaki ahırın damına çıkıp beklemeye başladılar. Bir süre sonra Ali’nin karısı Zöhre omzunda omuzluk, kovalar takılı, çeşmeye gitmek için sokağa çıktı. Başını kaldırıp damda dikilenleri görünce yaşmağını derin bağlayıp önüne bakarak yürüdü.

“Cemal Efendi, amcam kızı budur. Duldur. Çoluk çocuğu yoktur. Sen beğenirsen benden yana helali hoş olsun. Zöhre abla, boylu poslu, görkemli kadındır. Gelin gelirken yolda koçu çekip atın üstüne almıştır. Hamarattır Allah için... Tırpan çeker, nalbanttır. Hele elinin lezzeti, sorma gitsin.”

“Tamam, Murtaza Ağa Allah’tan daha ne isterim ki?”

Zöhre abla dönmeden damdan inip misafir odasına girdiler. İpsiz heybeden çıkardığı elbiselik kumaşı Murtaza’ya, “İnşallah tamamına erer,” diyerek uzattı. “Allah, oğul uşağın bağışlasın, yuva yapmak sevaptır. Murtaza ağa çok sevaba girdin.”

“Bilmem mi,” diyerek kumaşı alan Murtaza, “Hadi hayırlısı,” dedi.

Cemal öğlene doğru hazırlıklarını yaparak müsaade istedi. Murtaza atını çekti. Üzengisini tuttu. Tam gidecekken cebinden çıkardığı kapalı zarfı uzattı. “Cemal Efendi bunu dönüşte bizim Uzun’a ver. Hayırlı işten haberi olsun.” Cemal pusulayı cebine attığı gibi atı mahmuzladı. Pullu kır at, rahvanı bozmadan köyü bir solukta çıktı.

Cemal tam Murtaza’nın köyüne girdiği saatte Katana’nın misafir olduğu köye geri dönmüştü. Atını doğruca Ali’nin kızının evine sürdü. Tesadüftür ki ev sahipleri Uzun Ali’yi yolcu etmek için toplanmışlardı. Cemal büyük bir sevinçle attan atladığı gibi Ali’nin eline sarıldı.

“Vay benim babam. Sen bana babalık ettin. Dile benden ne dilersen. İşim oldu Allah senden razı olsun!”

Uzun Ali olanları anlamaya çalışıyordu. Cemal fırsat vermeden habire elini öpüyor, sarılıp duruyordu.

Ali, başını sağa sola sallayarak az da bıyık altından gülümseyip, “Sağ ol efendi, sağ ol işin olduysa ne mutlu,” deyip atına bindi. Tam, “Allah’a ısmarladık,” demişti ki İpsiz, cebinden pusulayı çıkarıp uzattı.

“Murtaza Ağa’nın selamı var. Hayırlı işten haberi olsun, mutlaka gelsin diye sana gönderdi.”

Ali pusulayı elinde kıvırıp atını mahmuzladı. Köyü çıkana kadar zor sabretti. Son evleri geçince atın dizginlerine asılıp pusulayı açtı.

“Ali, selamlarını aldım. Misafirin Pero’yu beğenmedi. Sizin eve gittik. Zöhre Hanım’ı gördü, beğendi. Allah’ın emriyle istedi, ben de ‘olur’ dedim. Haberin olsun. Sen de bilirsin Allah’ın emrine karşı gelinmez. Kardeşin Murtaza.”


İdris Erdoğdu

86 görüntüleme