top of page

Öykü- Lokman Çetin- Anılar da Bir Nefes Kadar Kısa

  • Yazarın fotoğrafı: İshakEdebiyat
    İshakEdebiyat
  • 24 Şub
  • 2 dakikada okunur

Annemin mutfakta bıraktığı sandalye boşluğunu fark ettiğim gün, büyümenin aslında sessiz bir iş olduğunu anlamıştım. Gürültüsüz, törensiz, kimseye haber vermeden oluyor. Bir dal sigarayı paketten çıkarırken bu düşünce hâlâ içimde. Parmaklarım tanıdık bir tereddütle filtreyi yokluyor. Çakmağı yakıyorum. Alev sigaranın ucuna değince, sanki geçmişim de aynı noktadan tutuşuyor. Sayacağım, diyorum içimden. Bu sigara bitene kadar düşüneceğim. Kaç nefes sürecekse, o kadar hatıra.

Birinci nefes. Duman içime dolarken çocukluğumun evi aklıma geliyor. Duvarları açık renkti, ama asıl aydınlık annemin sesindeydi. Sabahları beni uyandırırken söylediği sözleri tam hatırlamıyorum; ses tonu kaldı sadece. İnsan bazı şeyleri kelimeleriyle değil, yankısıyla saklıyor.

İkinci nefes. Babam çoğu akşam evde olmazdı. Kapının açılmasını beklerdim; bazen gelirdi, bazen ben uyumuş olurdum. Gece sessizce odaya girer, uykumda öperdi. Ben, farkında olmadan; gözlerimi tam açamadan boynuna sarılırdım. Onun sesi, sessiz gelişleriyle; gündüzleri değil, geceleri güven verirdi. Şimdi kapılar açılıyor, kapanıyor ama o sessiz gelişin bıraktığı anlam yok.

Üçüncü nefes. Çocukken yalnız kalmayı sevmezdim. Oysa yalnızlık o zamanlar geçiciydi; annem birazdan mutfaktan çıkacak, babam birazdan kapıyı açacaktı. Yalnızlık, o yıllarda sadece beklemekti.

Dördüncü nefes. Annemin elini ilk bıraktığım gün. Okulun bahçesinde durmuş, bana gülümsemişti. Ben arkamı dönüp sınıfa girmiştim. O gülümsemenin arkasında ne kadar endişe vardı, şimdi anlıyorum.

Beşinci nefes. Büyümek, biraz da insanın fark etmeden uzaklaşmasıymış. Önce evden, sonra sesten, sonra dokunuştan. En son da sorulardan uzaklaşıyor insan. Bir zamanlar her şeyi sorduğum anneme, yıllar sonra hiçbir şey anlatamayacaktım.

Altıncı nefes. Babamla konuşmalarımız zamanla kısalmıştı. Önce uzun cümleler gitti, sonra sorular. En son sadece “iyi misin” kaldı. O da bir süre sonra gereksizleşti.

Yedinci nefes. Sigaranın dumanı ağırlaştıkça hatıralar da ağırlaşıyor. Çocukken her şey netti: iyi olan iyiydi, kötü olan kötü. Şimdi gri diye bir renk var ve hayatın çoğu oradan yapılmış.

Sekizinci nefes. Evden ayrıldığım günü hatırlıyorum. Annem kapının önünde durdu. Babam arkamdan bakmadı. O an ikisinin de beni çok sevdiğini ama artık bana yetişemeyeceklerini hissettim.

Dokuzuncu nefes. Yalnızlık artık geçici değildi. Kimse birazdan gelmeyecekti. Beklemek, bir alışkanlığa dönüştü. Akşamlar uzadı, odalar büyüdü.

Onuncu nefes. Sigara hâlâ yanıyor. Hayatın da böyle uzamasını isterdim bazen. Aynı evde, aynı masada, aynı seslerle. Ama zaman kısa nefesli; biz fark etmeden hızlanıyor.

On birinci nefes. Kendimi düşündüğümde, annemden kalan sabrı, babamdan kalan suskunluğu taşıdığımı fark ediyorum. İkisi de bende yarım.

On ikinci nefes. Çocukluğumda korktuğum karanlık, şimdi içimde. Işığı açınca geçmiyor. Sigara dumanı gibi: dağılıyor ama kokusu kalıyor.

On üçüncü nefes. Yalnızlığın bir yaşı var. Gençken eksiklik gibi duruyor, büyüdükçe alışkanlık oluyor. En sonunda insan onu yanına alıp yaşıyor.

On dördüncü nefes. Sigaranın boyu kısalmış. Babamın sesi. “Her şey geçer,” derdi. Geçti ama yerine başka şeyler geldi. Demek ki mesele geçmesi değilmiş, yer değiştirmesiymiş.

On beşinci nefes. İçimde tuhaf bir sükûnet var. Her şey olması gerektiği yere gelmiş gibi. Çocukluk geride, büyümek tamam, yalnızlık yerleşik.

On altıncı nefes. Küllüğe bakıyorum. İçindeki izmaritler bana önceki günleri hatırlatıyor. Hepsi bir zamanlar uzun, hepsi bir zamanlar yanıyordu.

On yedinci nefes. Son nefes. Dumanı içime alırken annemin sesiyle babamın suskunluğu birbirine karışıyor. Ben onların çocukluğu kadar uzağım artık.

Sigarayı küllüğe bastırıyorum. İnce bir sesten sonra ev sessiz. Duman dağılıyor, koku ve yalnızlık kalıyor.


Lokman Çetin

 
 
 

Yorumlar


bottom of page