• İshakEdebiyat

Öykü- Melike Pehlivan İşler- Eskisi

Petekler ısınmıyor mu? Serin olmuş evin içi. Ooo, serin de laf mı, buza kesmiş. Nerede benim sabahlığım? Neden kalktım sabah sabah sıcacık yatağımdan? Bu saatte hazır olmamı gerektirecek ne var hayatımda? Saçma sapan sorularla kendimi sık boğaz etmeyi bırakıp camı açayım da hava alsın oda.

Kırağı mı o? Bembeyaz örtmüş her yeri ince ince. Sabah sabah hava yeni temizlenmiş ev gibi kokuyor. Biri de benim evi süpürüp silse. Hiç mecalim yok. Kırağı nasıl da makyaj gibi yakışmış dağa taşa. Parlıyor her yer. Benim ev de azıcık süslense kız gibi. Yürü Allâsen Güner. Burnunu bir temizle. Zor nefes alıyorsun. Hadi hadi… Dur dur. Gözüm de seçmiyor ki. Ecrin mi o? Gülizar’ın kızı.

“Merhaba Güner Teyze. Günaydın.”

“Günaydın Ecrin kızım. Nereye sabah sabah?”

“Manava gidiyorum. Var mı bir ihtiyacın?”

“Yok da aslında bana da küçük bir lahana alsan mı? Kaç gündür canım çekiyordu.”

“Ben pek anlamam da iyisinden. Manav yardım eder herhalde.”

“Selamımı söyle sen, o bilir. Ha Ecrin bir de kahve alıver, yanındaki marketten. Çekilmiş de satıyorlardı en son, bak bakalım. Yoksa paket al. Filanca Efendi marka yok mu? Ondan. Bildin mi?”

“Oldu oldu, Güner Teyze.”

“Hay yaşa…”

Selam verdi borçlu çıktı kızcağız. Koşar gibi gitti. Neden erken kalktı ki karga bokunu yemeden? Hadi benimki kemikleşmiş alışkanlık be kızım. Gençlik dediğin uyur şöyle osura osura. Daha çok yol var. Hayat seni uyuturken uyuyacan. Bunun anası yok mu, o rahat vermiyordur ya ondan böyle sabahın seherinde uyanıyordur. Soğukta bir de markete çıkmış. Çaçarondur bunun anası. Gülizar. Ne zaman görsem eli belinde, ağzında da bir dünya laf. İkinci kocasını da gömdü geçen kanserden. Birinci de kendi canına kıymış diyorlar ya yok bir malumatım. Kafasını kızdırmamak lazım böylelerinin. Yetmiş iki senede öğrendim bu kadarını. Hayat ister beğen ister beğenme öğretir.

Bak bak şu burnuma bak. Her yanım küçüldü, buruştu, boyum falan da kısaldı da bu burnum, ha bir de kulağım lanet gibi büyümeye devam ediyorlar. Delikleri o kadar kocaman olmuş ki dolma kalem girer. Tövbe tövbe… Bir de her sabah sondaj atar gibi sümkürüyorum. Bıktım. Bu kadar sümük bir günde nasıl oluyor. Kapı mı dövülüyor. Kızcağız geldi. Ne kadar gürültü çıkardıysam artık duymamışım kapıyı.

“Ecrin sağ ol kızım. Zahmet oldu. Kaç...”

“Sıkıntı değil Güner Teyze.”

“Olmaz öyle şey. Bak bir daha bir şey istemem senden. Kaç lira tuttu? Al bakayım...”

“Kahvaltıdan sonra, al dedim, kızdırma beni. Kahvaltıdan sonra diyorum gel de kahve içelim.”

“Bilmem ki?”

“Neyi bilmen? İstersen gel. Hadi kal sağlıcakla.”

Çok mu ısrar ettim kıza? Sanki biraz ısrar ettim. Gelirse bir de evi süpürtürsem iyi olur. Ölüme yaklaştıkça bencil oluyorsun. Sen de kimsin, ölücem ben, diyor her sözün. Ondan oluyor galiba hep benim dediğim olsun, bana karı lazım bu gece lazım hali. Hayata karşı zamanım az kaldı kartını oynuyorsun sürekli. Kahve kutusu nerede? Boşaltayım kahveyi. O ses de ne? Aman alışamadım gitti şu zımbırtıya. Alışkın değilim ki. Bir tek telefon miras bıraktı rahmetli.

“Alo!”

“Kimsin?”

“Kim?”

“Ha Musa oğlum. Bildim bildim. Nasıl işler?”

“Sağ ol, ellerine sağlık. Kaç lira dedin? O kadar ne masrafı oğlum Musa? Eski bir araba bu. Altı parça değişir dediydin. Cam mı ırlanıyor? Ha ha sağ ön cam da kapanmıyor, biliyorum. Yürümüyor zaten, haklısın. Okutalım mı? Ya...Tabii, nerede kullanacağım Musa? Benden geçti, senin ağzın ne diyo, ben nerede binecen? Motor mu? Ha bir de motor var aşağıda garajda. Onu da diyorsun. Satalım. Ciddisin sen? Kaç para eder ki ikisi? Hadi… Eder mi oğlum o kadar Musa? Len ikide bir niye nasıl olsa deyip duruyon da susuyon sen. Nasıl olsa vaktin az kaldı Güner Abla, netçen arabayı, atı desene doğrudan… Hıı, gecinden versin. Ne yapacak gecinden verip de, gelmişim yetmiş beşe... Tabii, yetmiş beş ya. Bir tek doktora gidiyom, o zaman da taksici Arif oğlum var o alıyor beni. Oldu Musa oğlum. Pazarlık et ama çok ucuza satma. Ne heveslerle almıştı Tanju Abin onları. Beni terkisine atıp da Akdeniz sahillerinde gezdirecekti... Aman, Musa… Oldu hadi gel al. İnşallah… Ha ne dedin? Yerinde? Ha oldu tabii, yerinde dinlensin. Orada iş güç yoktur diye düşünüyorum ya bence de dinleniyordur. Hadi hadi çok uzattık lafı. Akşam mı? Olur gel tabii, çay da içeriz. “

Sağlıcakla kalacakmışım. Nasıl olacak o? İlahi Musa, insan seksen yaşında onu bile beceremiyor biliyon mu? Aman buz gibi olmuş içerisi. Yine camı açık unutmuşum. Nerede kaldı bu kız? Bir kahve içeyim dedim. Hah, geliyor. Aman o kaknem anası da geliyor. Gördün mü başımıza geleni. Her seferinde takılıyor kızın kıçına. Tabii evde kalır bu yavru.

“Buyrun buyrun… Gülizar ne iyi ettin de geldin. Nicedir görmediydim seni. Geç geç, oturma odasına geç. Salon soğuk olabilir. Hoş geldin.”

“Hoş bulduk Güner Abla. Ecrin’i çağırmışsın ama ben de geleyim dedim. Epey oldu görüşmedik. İyisin değil mi?”

“İyiyim, ne olsun Gülizar, sen geç mutfağa da yap kahvelerimizi kızım… Üç otuzunda nasıl olursa insan tas tamam öyleyim.”

“Kahveden sonra biraz yürüyelim…”

“Yok be Gülizar, iyi böyle.”

“Dizlerin açılır dediydim…”

“Aman açılmasın varsın.”

“Deme öyle.”

“Bırak şimdi kahvelerimiz geldi.”

“Ellerine sağlık Ecrin.”

“Afiyet olsun.”

“Güner Abla, iyi misin? Betin benzin soldu.”

“Bir ter boşaldı be Gülizar...”

“Ne oldu ki? Uzan şuraya, dur ver fincanı bana… İyi misin? Dur nereye gidecen? Tuvalete mi? Oldu da dur ben yardım edeyim sana”

“Midem…”

“Rahat bırak kendini. Geğir Abla, tutma. Hadi gel beraber gidelim tuvalete. İstifra mı edicen?”

“Gidelim, dayan bana.”

“Bırak Abla kendini.”

“Tamam sen, tabii tabii, kendin yaparsın, ben dışardayım. Ne olacak aman sende. Ecrin! Kâğıt havlu bulsana bi, kızım.”

“Gülizar, bi gel hele de kaldır beni yerden.”

“Yettim Ablam. Eee, bir şey de çıkarmamışsın. Safra bu…”

“Yemediydim bir şey. Kahve de içince…”

“Niye etmedin kahvaltı Ablam?”

“Neye edecen? Nasıl edecen? Tek başına, insan hazırlamak istemiyor artık, bir yaştan sonra. Solo kahvaltı en zoru.”

“Ne kahvaltı? Ne demek o?”

“Aman bırak Gülizar...”

“Olmaz ki! Hiç mi etmiyon?”

“Hepiniz çok biliyorsunuz. Nasıl olsa…”

“Uzan şuraya az, ben sana ekmek peynir hazırlayayım. Tepside getiririm… Kıpırdama, yat sen, bir tepsi bulamayacam mı ben mutfakta Abla…”

“Kız nerede?”

“Doktor Ali yok mu, benim yan binada, o evdeydi sabah gördüm, onu ünlemeye gitti.”

“İki lokma kustum diye doktor mu çağrılır, sen de Gülizar? Eskidi işte makine. Arabayı alan var da…”

“Efendim Abla?”

“Ne gerek vardı diyorum. Ne velveleye verdin ortalığı? Kapıya bak, kapıya...”

“Yok mu? Allah Allah nere gitti ki? Cebi yok mu sende Ecrin?”

“Yok anne ne arasın Ali Abi’nin cebi bende?”

“Ecrin, bırak kızım bırak. Gel sen içeri.”

“Tabak bitecek Abla. Lütfen, bir daha aç acına oturup durma, Ecrin gelir sana kahvaltıya.”

“Olur Gülizar, gelirse yeriz beraber.”

“Kahvaltı etmemiş de Güner Teyzen, ondan gönlü dönmüş.”

“Al tepsiyi kızım. Bir de mutfağı topla, gitmişken mutfağa.”

“Gülizar bir de evi süpürsün, he mi? Çok tozlandı.”

“Olur Abla, nerede süpürgen. Sana bir kadın bulalım, gelsin on günde bir, iyi olur. Ne dersin?”

“Sen şimdi bir süpür de bakarız.”

“Gülizar şimdi yeni bir şey çıkmış. Bir yerden bir şeyler yapıyorlarmış market kapıya getiriyormuş öte beriyi. Ecrin bilir mi o işleri?”

“Bilir bilir. Bilmem mi bunların bilmediği beş vakit namaz Ablam?”

“De get şurdan, onu da senden iyi biliyordur Ecrin, maşallahı var.”

“Ben börek döşediydim Abla, getireyim de sende pişirelim. Çay koysun, diyeyim de Ecrin, birazdan. Ben varen giden, bahçe kapısını da kitleyem, gelirim hemencecik.”

“Hadi o zaman…”

Süpürdü koca evi. Oh, tozu gitti. İyi oldu, sağ olsun. Bugün heyecanlı bir gün geçirdim eski günler gibiydi. Akşama da Musa gelecek. O da hiç eli boş gelmez. Babası da çok nezaketli adamdı. Tanju olmasa düşünebilirdim bile. Aman Güner, sen iyice sapıttın. Yüz yaşında dediğine bak.

“Ecrin, kızım koridordaki halı eskisini at kapının önüne. Tavan arasında bir yolluk daha var. Onu yaz koridora. Orada bir de Isparta var. Az kullanılmış. Onu da sen al. Evine, köyüne serersin. Yepyeni, benden sana hediye. Kullandıkça beni hatırlarsın. Şu Doktor Ali’ye de ‘Abi’ deyip durma. Bebenin seni görünce gözlerinde atlı karınca dönüyor. Hadi, demledin mi çayı? Kaç kaşık çay koydun. Öyle azıcık koyma. Cafer Beyin abdest suyu gibi çay istemem.

161 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör