• İshakEdebiyat

Öykü- Merve Aykaç- Karanlık

Televizyonu açıp haberlere bakmaya başladı. Boşanma aşamasında olduğu kadını, çocuklarının gözünün önünde bıçaklayan adamı yakalamıştı polisler; her iki koluna girmiş, polis aracından çıkarıp karakola götürüyorlardı. Komşunun, olay ânını cep telefonuyla kaydettiği görüntüleri de veriyorlardı ara sıra. Yerde yatan kadınla adam buzlanarak görünüyordu ekranda. Sağ üstte ‘amatör kamera’ yazıyordu ama baştan sonra çekmişti tüm olayı. Kanala satmak için bir saniyesini bile kaçırmamıştı belli ki.

Daldı habere Meltem. İçi derin bir korkuyla doldu. Dehşetle izliyordu ekranı. Geçen hafta moraran koluna baktı kazağını sıyırıp. Acısı geçmiş, çürük izi kalmıştı. Tam o sırada büyük bir şangırtı koptu. Yüreği ağzına geldi, bir çığlık attı. Ses, tavandan elektrik tesisatıyla birlikte kopup yere düşen avizeden gelmişti. Hemen arkasına düşen avize paramparça olmuştu. Şoka girmiş, yerde duran kırık parçalara öylece bakakalmıştı. Açık pencereden içeri dolan hurdacının tiz sesi ile kendine geldi.

Tepede güneş öğle vaktini ilan ediyordu. Çamaşır asan ya da hava alan iki komşu balkonda yüksek sesle sohbet ediyor, tüm muhabbetleri evlerden içeri doluyordu. Pencereden içeri kocaman siyah bir sinek girdi, köşedeki deve tabanının en büyük yaprağına konup kendini istirahate aldı. Şoku atlattıktan sonra yere eğilip dağılan parçaları incelemeye koyuldu Meltem. Kırılan cam parçalarından büyük olanları eliyle topladı, eline dikkat ediyordu, yaralanmak istemiyordu. Mutfağa gitti, cam parçalarını çöp poşeti bulunmayan kovaya attığında büyük bir gürültü koptu. Salona döndü, tavanda sallanan elektrik kablosuna baktı. Yerde kalan küçük parçalar için elektrik süpürgesini çalıştırdı. Telefon birkaç defa çaldı ama gürültüyle çalışan süpürgenin sesi yüzünden Meltem duymadı. [1] [2] Süpürge işi bittikten sonra uzunca bir süre telefonu kontrol etmek aklına gelmedi. Bu sırada sokaktan geçen hurdacı gitmiş, yeni gelen sütçü arabasının kornasıyla yeri göğü inletiyordu.

Avizenin neden ve nasıl düştüğü konusuna dalmışken giderek yükselen sesiyle onu rahatsız eden televizyonu kapatmadı. Korkmuştu. Pencereyi de kapatmadı. Dışarıdan ve televizyondan gelen sesler kendini güvende hissettiriyordu. Birden aklına akşam karanlıkta kalacağı geldi. Hemen telefonuna sarıldı. Bir tamirci bulması gerekiyordu. Aklına gelen tek yol arama motorundan tamirci numarası bulmaktı. Telefonunu eline aldığında ekranda üç cevapsız arama ve iki yeni mesaj gördü. Önce mesajları okudu. İlk mesajda “AÇ” yazıyordu. İkinci mesajda ise “AÇSANA BE”. Mesajlar da aramalar da annesindendi. Sinirlendi. Bir hışımla aradı annesini.

“Ne oldu anne?”

“Ne demek ne oldu? Neredesin sen? Saatlerdir arıyoruz. Neden açmıyorsun telefonunu?”

“Buradayım anne. Nerede olacağım? Allah Allah! Nelerle uğraşıyorum ben burada biliyor musun?”

Kızının sesini yükseltmesi üzerine zaten gergin olan kadın çığırından çıktı ve kavgaya dönen bu konuşma babasının da katılımıyla çıkmaz sokağa girdi. Arkadan gelen babanın sesleri üzerine daha fazla dayanamadı Meltem. Babası şöyle diyordu:

“Bu kadına bir şey olursa sorumlusu sensin!”

Kulaklarına inanamadı Meltem. Artık kavgaya devam etmenin bir manası yoktu. Telefonu annesinin suratına kapadı. Koltuğa oturduğunda elleri titriyordu, gözleri yaşla dolmuştu. Kontrolü kaybettiğini düşündü. Sokakta arabalar korna çalıyor, şoförler kavga ediyorlardı. Televizyonda gelini ile kavga eden kayınvalidenin tiz sesi duyuluyordu. Oturduğu yerden uzun süre kalkamadı. Dudaklarını ısırıyor, derisini koparıyordu. Gözleri yere dalmıştı. Mutfakta kaynayan çaydanlığın tıkırtıları geliyordu. Kafasını kaldırdı, daldığı noktadan uzaklaşarak az önce yapması gereken şeyi hatırladı, bir tamirci bulmak. Arama motorundan bulduğu birkaç numarayı aradı fakat hiçbirinden yanıt alamadı. Sinirlenip telefonu koltuğa fırlattı. Bu işlerden anlamıyor ve anlayan birini de tanımıyordu. Son sözleri üzerine babasını aramayı aklına bile getirmedi. Kendini çaresiz hissediyordu.

Morali ve siniri alt üst olmuştu. Elleri titremeye devam ediyordu. Sabahtan beri ağzına bir lokma koymamıştı. Mutfağa giderek ince belli bardağa çay doldurdu. Ekmek poşetindeki ekmekten bir parça alıp buzdolabına yöneldi. Raftaki peyniri ekmeğin arasına koyup ağzına tıktı. Biraz sakinleşip titremesi geçince telefona yeniden sarıldı. Ne yapacağını bilmeden telefonunu karıştırırken aklına arkadaşı Leyla’yı aramak geldi. Leyla üçüncü çalışta açtı telefonunu. Uzunca bir sohbete daldılar. Leyla, önceki gece kavga ettiği kocasını anlattı. Yemek yemeyen çocuğunu şikâyet edip kayınvalidesinin sorumsuzluğundan ve ona yardım etmemesinden yakındı. Meltem bütün bu konuşmalardan sonra bir konuda ne kadar şanslı olduğunu fark etti. O huysuz ve laf sokmaktan geri durmayan kayınvalidesini artık rüyasında bile görmüyordu. Şükretti içinden. Eski sıkıntılı günleri geldi aklına, içi sıkıldı birden. Geçti artık, deyip kovdu bütün negatif enerjiyi ve konuşmakta olan arkadaşı Leyla’ya hak verip sabır dilemekten başka çaresinin olmadığını söyledi.

Akşama doğru hâlâ tamirci bulamamıştı. Bunaldı. Sevgilisini arayıp buluşma teklifinde bulundu. Sevgilisi müsait olmadığını söylediğinde sinirlenip kavgaya tutuştular, sonunda telefonu onun da suratına kapayarak fırlattı. Sevgilisi geri aramadı. Unuttuğu çayından bir yudum aldı, buz gibi olmuştu. Mutfağa giderek bir bardak daha doldurmak istedi. Çaydanlığın altında su kalmadığını görünce vazgeçti, kapadı ocağın altını. Mutfağı toplamaya girişip bulaşıkları yıkamaya başladı. Bulaşıklar bitince tezgâhı silip buzdolabına baktı. Kalan yemekler dolabı kokutmuştu. Kurumuş peynir, pörsümüş zeytinden içi bulandı.

O sırada telefonu çaldı. Koşarak açmaya gitti. Arkadaşı Yasemin evine davet ediyordu. Hızlıca hazırlanıp çıktı evden. Yasemin’in kapısından içeri girer girmez kek kokusu duydu, kakaolu kek yapmıştı ev sahibi. Kaynayan çayın fokurdaması duyulunca Yasemin koşarak ocağın altını kısmaya gitti. Meltem, iyi yaptım gelmekle, diye düşündü. Sohbet edip dertleştiler. Sohbet geç saate kadar sürdü. Tek başına yaşayan Yasemin kalması için ısrar edince gece yatıya kalmaya karar verdi Meltem. Yasemin salondaki koltuğu hazırladı arkadaşına. Yeni yıkanmış çarşaf serdi, yumuşacık bir yastık verdi. Başucuna bir bardak su koyup iyi geceler diledi. Meltem başını yastığa koyunca yumuşatıcı kokusuyla huzur duydu. Hiçbir şey düşünmeden gülümseyerek uykuya daldı. Dışarıdan köpek havlamaları geliyor, sokak lambasının ışığı televizyona yansıyordu.

Telefonunun sesine uyandı sabah. Arayan sevgilisiydi. Haydi, diyordu, alayım seni, kahvaltı yapalım. Apar topar kalktı yataktan, katladı nevresimleri bir güzel. Hemen hazırlanmaya başladı. Yasemin’in makyaj malzemelerinden kullanıp süslendi. Hızlıca, telaş içinde çıktı evden. Yalnız başına kahvaltı etmeyi hesap etmeyen Yasemin biraz bozulsa da gülerek uğurladı arkadaşını. Selim aşağıda, arabasında bekliyordu Meltem’i. Tanışmalarının üzerinden çok geçmemiş olsa da âşık olmuştu Selim’e. Onu görünce içi kıpır kıpır oldu. Uzun uzun sohbet ettiler, işten güçten bahsettiler, hafta içi görüşememekten dert yandı Meltem. Selim umursamadı pek. Uzun bir süre vakit geçirdikten sonra telefonuna bakmak istedi Meltem. İki cevapsız arama vardı ekranda. Eski kocasıydı arayan. Sevgilisinin yanında konuşmak istemedi. Telefonun mesaj bölümünü açıp “Mesaj Yaz” diye yazdı. Arayan veya mesaj atan olmadı. Meltem de umursamadı.

Selim akşama doğru Meltem’i evine bıraktı. Uzun uzun öptü sevgilisini ayrılırken. Mutluydu Meltem. Güvende ve sevildiğini hissediyordu. Eve gelir gelmez telefona sarıldı. Eski kocası yanıt vermedi telefona. Evin havasızlığından bunalıp pencereyi açtı. Soyunup dökündükten sonra duşa girdi. Uzun uzun duş alıp meyveli duş jeliyle mutlu oldu. Duştan çıkıp kremlendi. Süpürgeyi çalıştırıp koltuk minderlerini düzeltti. Mutfağa gidip çorba yaptı, buzluktan mantıyı çıkardı. Dolaptaki eski yemekleri çöpe boşaltıp tencereleri yıkadı. Saate baktı, sekize geliyordu. Eski kocası dönüş yapmamıştı, tekrar aradı. Açmayınca arka arkaya iki kez daha aradı. O sırada kumandaya basıp haberleri açtı. Güpegündüz evlerine girdikleri yaşlı ve savunmasız yaşlıların boğazını kesip bütün paralarını alanlara bir küfür savurdu. O sırada telefonu çaldı. Meltem bağırmaya başladı.

“Metin neredesin? Ali nerede?”

“Bok görürsün bundan sonra Ali’yi. Kimle kırıştırıyorsan ona git orospu. Bir daha da arama bizi.”

Telefon suratına kapandı, geri arasa da bir hışımla, açılmadı telefon. Hava kararmış, karanlık çökmüştü. Lamba kırıktı, ışık yoktu. Açık televizyondan yayılan ışık odayı aydınlatmaya yetmiyordu. O sırada televizyondaki siyasetçiler tekme tokat birbirine girmişti, küfürler havada uçuşuyordu.


Merve Aykaç


35 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör