top of page
  • Yazarın fotoğrafıİshakEdebiyat

Öykü- Nazlı Akın- Mavi Saz

Üsküdar’da iki katlı, ahşap bir ev vardı. Erimeyen çikolatadan yapmışlardı. Mutfağı koruya bakardı. Mor ortancalar açardı bahçesinde. Dedesi kraldı, anneannesi kraliçe. Nalân’ı çok severdi ikisi de. Evin iki kapısı vardı. Büyülüydü arka kapı. Oyun oynadığı sokağa açılırdı. Yandaki evde sütçünün kızı otururdu. Ceylan. Onunla gizli işler yaptılar. Çiğ yufkanın arasına turşu koydular. Ceylan, Nalân’a kâbuslarını anlattı. Çocukların üstüne yatan ejderhaları.

Hani kızıl olmuştu, hastayken hep anneannede uyumuştu. Dedesi iyileşsin diye her gün saz çaldı. Sazın içinde durduğu “mavi kılıfa” bakarak hayatta kaldı. Yedi gün “ölüme” kızdı. Derin bir rüyadaydı. Başaklar savruldu. Değirmenler döndü. Yapraklar kızıllaştı. Gökyüzünü kapladı uzun bir örümcek ağı. Her yer karardı. Korksa bile yürümesi gerektiğini, koruya girince sabretmeyi, ona “Ölüm Anne” öğretti.

Orada ne oldu Nalân? Neden çıkamadın korudan?

Eve dönmek istiyorum. İki katlı ahşap eve. Rıhtım çok kalabalık. İnsan seli burası. Yollar yarılmış. Üstüm başım kirleniyor. Minibüse binebilirsin, diyorum kendime. Uzun bir kuyruk var. Babamı arıyorum. Baba, rıhtımda sıkıştım kaldım. Ne olur gel al beni buradan. Eve dönmek istiyorum.

Doğurmak zorundasın Nalân. Çocukları aldırma! Bunun affı yok Tanrı katında. Doğurmazsan yok bil bizi. Bu evin kapıları sana kilitli.

Nalân uyan. Uyan Nalân. Rüya görüyorsun.

Korhan! Karacaahmet burası. Kime ait bu mezarlar? İsimler neden okunmuyor? Koca tepsilerde toprağı yoğuruyor biri. Dedem mi oradaki? Korhan, vuracak mısın beni? Bir ölüyü, kaç kez öldürebilirsin ki? Bebeklerinin annesi mi? Ben hiç senin olmadım. Bak karnıma. Etimden fışkıranlara. Kusuyorum seni. Organlarımdan izlerini siliyorum. Öldürüyorum seni bedenimin içinde.

Uyan Nalân. Nalân uyan. Rüya görüyorsun.

Baba! Ne zaman bu hale geldi dünya? Toprak kupkuru. Bir tane ağaç kalmamış baksana. Binalar çökmüş. İkimiz varız sadece. Sana kırgın değilim. Gözlerine kırgınım. Bakma öyle bana. Yoktu başka çarem baba. Doğursaydım anneme benzeyecektim. Korhan da sana. Yapamazdım bunu doğmamış çocuklarıma.

Nalân uyan. Uyan Nalân. Rüya görüyorsun.

Korhan koruda arkamdan sokuldu. Kalın dikenli bir iple ellerimi bağladı. Memelerimi avuçladı. Pis salyası kulağımdan yanağıma bulaştı. Eteğimi sıyırdı. Pantolonunu indirdi. Midemi bulandırdı sirkeyi andıran ekşi kokusu. Uzakta bizi seyreden bir kadın gördüm. Anneme benziyordu. Gırtlağımdan iniltiye benzeyen tiz bir ses çıktı kadın gözden kaybolduğunda. Bacaklarımdan kan süzülüyordu bayıldığımda. Ceylan geldi, elinde süt güğümleri vardı. Büyük güğümü kaldırdı, her yanımı sütle yıkadı.

Bak anne! Senin çocuğun yerde yatan. Bedenime geri dönemiyorum. Artık benim annem, ölüm. Yavaş düştüm. Çok yavaş. Her yerdeydi Ölüm Anne. Bakmak için fırsatım oldu düşerken. Boşluğun dostum olduğunu bilmiyordum atlamadan önce. Gelin yatağım hazırdı. Çeyizim, kırmızı kurdelem, kanlı çarşafım hazırdı. Kime koşuyordum üstümde beyaz gelinlikle? Nalân uyan. Uyan Nalân. Rüya görüyorsun.

Şevket. Geldin mi? Sus ne olur konuşma! Zehir oldu sesin dudağıma. Şevket ben senin için delirdim, sığamadım odalara. Sırf zarım yırtıldı diye! En yakın arkadaşın acımadı diye ruhuma… Nalân uyan. Uyan Nalân. Rüya görüyorsun.

Babaanne! Yüzün gözün toprak içinde. Ne var elinde tuttuğun kesede? Ver, bakmak istiyorum. Babaanne bu ne? Ceninleri neden sakladın? Geri ver bana ikizlerimi. Onlar toprağın hakkı. Evet, bebekleri “Ölüm Anne” ye verdim. Mecburdum. Zorla evlendirdiniz. Gelin yatağım hazırdı. Çeyizim, kırmızı kurdelem, kanlı çarşafım hazırdı. Nalân uyan. Uyan Nalân. Rüya görüyorsun.

Dede! Geldin mi? Sazını da getirmişsin. Küçükken, söylediğin türküleri ezberlerdim. Büyüdüm, ağıt yakmayı öğrendim. Sen mi götüreceksin beni? Ceninler tepside kalmadı değil mi? Dede! Eve dönmek istiyorum. Bahçesinde mor ortancalar açan ahşap eve.

Şevket mezarımda pusuya yattığı gün ölü olduğumu anladım. Tetiği çeken parmaklarına baktım. Tütün kokan ellerine. Iskaladı. Korhan kaçmaya başladı. Zehirlidir Şevket’in dudakları. Eğilip öptüm. Yeniden ateş etti, ıskaladı. Korhan koşarak uzaklaştı. Şevket mezarıma uzandı. Dedem saz çalmaya başladı. Toprağın rahminde “ismime” ağıt yaktım. Ağlayarak dünyadan çıktım.


Nazlı Akın

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


bottom of page