• İshakEdebiyat

Öykü- Nida Onan- Dondurulan Kıyamet

Bacaklar neden güzeldir halka bakınca. Neden güzeldir kadınlara bakınca bacaklar. Güzeldir kadına bakınca bacağı. Bacak.

Bakıyorsun, kafanın içindeki tüm sesler bakma diyor sana. Bakıyorsun. Engel olmak istiyor da değilsin buna, çünkü unutturuyor sana geçmişi. Geleceği de bilemezsin, ânın içinde kayboluyor. Ya da bacak senin an bildiğin şeyin içinde kayboluyor. Bir bacak bu. Kesin. Bacak bir kadının. Belinden yukarısı ilgilendirmiyor seni. Politik buluyorsun belinden yukarısını. Dolgun bir kalça ve pürüzsüz bacaklar. Seni sen yapan, oy vermeni sağlayan, hayatta tutan şeyler bunlar. Kalça hediye. Kabuk, kılıfı amacın. Önemli olan bacaklar. Kim görse böyle düşünür. Bakmaya devam ediyorsun. Arkanda oturan kimse yok ve en yakın durağa on iki dakika var. Bacak açık seçik ortada. Siyah renk iç gösteren bir çorap. Daracık bir etek. Eteğin ve etin ötesini görüyorsun.

İki mükemmel sütun. Yan yana, bitişik. Bu dünyayı yaşanılır kılan ne varsa iki sütuna hapsedilmiş. Bir öz taşıyor bu bacaklar. Bakmaya devam ediyorsun. Çok güzel olmalarından ziyade kafana çakılıp duran anlam etkiliyor seni. Tamamıyla güzel ve çirkinleşmeyecekler. Kaide mi demelisin bunlara. Bacaklar bir kaide evet. Senin için. İnsan kalman için. Günah evet fakat bakmaya devam ediyor ve bunun sana nüfuz etmesine izin veriyorsun. On iki dakikan var. Kalan zamanı bilmelisin. Kadının bir sonraki durakta ineceğini biliyorsun çünkü binerken şoföre söylemişti. Peşinden inemezsin. Bir sapık değilsin sen. Anlamı, sanatı ve bilgeliği bacaklarına sıkıştırmış bu kadını rahatsız edemezsin. Yargılayabilirler mi seni? Yeltenirlerse buna, hadsizlik edecekler. Eminsin. Bacaktan anlamadıklarını düşüneceksin, yeltenirlerse eğer.

Kadın arada kıpırdıyor, eteğini düzeltiyor. Onu izleyen gözlerden habersiz. Haksızlık bu. Bacaklarından tüm insanlığın haberi olmalı. Üzerine şiirler yazılmalı. Tanrı bu bacakları yarattı ve insan bir otobüste denk geliyor onlara. Bu ânı nasıl ölümsüz kılabileceğin sorusu geliyor aklına. Kılamazsın. On iki dakikayı uzatman ve izafiyete inanman gerek. On iki dakika sonra ne yapacaksın. Hayat nasıl akacak senin için. Neye tutunacaksın. Bilmiyorsun bunları, bilmek de istemiyorsun. Bir kıyamete benzetiyorsun kadının bacaklarını, yok olduklarında geride öneme sahip hiçbir şey kalmayacak.

Bir anlığına gözlerini kaçırdın. Neden, utandığın için mi. Yo hayır. Bacakları incitmemek için. Tüketmekten onları ve iştahının dinmesinden korktuğun için. Onların sana ait olmalarını delicesine istemenden.

Beş dakikan daha var. Doyuma ulaşmak için. Sindirmen ve sana ait kılman için. Daha dikkatli bakıyorsun artık. Çorabın markasını, eteğin boyunu, bacaklardaki selülit oranını hesaplıyorsun. İnsanlar bilse kızacaklar sana, yadırgayacaklar. Bacakları ve selülitleri seviyorsun. Bu bacaklarda da ufak selülitler çarpıyor gözüne. Emmek istiyorsun onları. Yüreğin hopluyor. Zihnine hâkim olamıyorsun. Gözlerin kısılıyor ve dudakların hayretten aralanıyor. Müziğin sonu. Filmin sonu. Bir dakika var. Şoför vitesi düşürüyor. Hakikat ayaklanıyor, yürümeye başlıyor, her bastığında yere, küt sesi ulaşıyor kulaklarına. Yumacak mısın gözünü? Yumamazsın. Öylece bırakamazsın onları. Sen de ayaklanıyorsun peşinden. Sen de iniyorsun otobüsten.

En başta kendine verdiğin sözü çiğnemen neden. Şehvet mi sadece. Yo hayır. Fazlası bunun. Öyle olmalı. Yeryüzünde milyonlarca bacak var ve hiçbiri sana bu hisleri yaşatmadı. Bu bacaklar bir şeyin sembolü ama ne. Bacaktan öteler. Öteler bunlar. Kadınla tanışman gerek. İman ediyorsun hemen. Çünkü içinden bir ses bu bacaklara bir daha rastlayamayacağını söylüyor. Yürürken nasıl da titriyor baldırları. Çorap nasıl büzülüyor tam o esnada. Kalçası nasıl aşağı yukarı sallanıyor. Bir tablo olmalı bu. Hareketli bir sanat eseri. Bacaktan ve kalçadan ibaret bir paradigma. Bir doktora tezi, bir kalkınma planı. Tüm dersler kitabı. Unisex bir dünyayı kurtarma telaşı.

Aktarma yapacak. Saatini kontrol ediyor durağa varınca. Yanına gidip selam veriyorsun.

Kalbin. Küt. Küt. Kal-bin atıyor. Küt küt. Seninle konuşacak, merhaba diyecek ya da aldırış etmeyecek. Fakat seninle konuşan bacakları. Eğilip daha yakından duymak için onları, kulağını iki bacağın birleştiği -henüz tanımlanmamış- yere dayıyorsun. Bilmediğin bir dilde fısıldıyor bacaklar. Sihir gibi. Binlerce orgazm iç içe geçiyor ve sana zamanı emdiriyor. Emiyorsun zamanı, bacakların sesini ve daha yakından baktığın bacakları. Yakından. Güzel daha. Çok güzel. Siyah çorabın içindeki diğer çorapları seçiyorsun. Yanılmışsın. Onlarca çorap üst üste giyilmiş olmalı. Evreni andıran bir katman. Anlaşıyor ve evine gidiyorsunuz kadının. Nasıl ve niçin geliştiğinden habersizsin bu apar topar gidişin. Bir şey seni kollarına alıyor ve sürüklüyor sadece.

Açıyorsun gözünü. Açıyorsun. Burnuna çalınan meni kokusu. Sonra portakal. Temiz çarşaf ve şarap. Kadın yok. Henüz yok. Bembeyaz bir duvar var. İzliyorsun ve izledikçe büyüyor duvar. Seçtin gölgeyi. Şimdi. An. Gölge büyüyor. Çok güzel. Bir ışık kalbine doğru ilerliyor. Damarların patlamak üzere. Kafanın içini ateşler basıyor. Arkana dönmüyorsun. Dönemezsin. Yitiremezsin. Kumar oynayamazsın üzerine bunun.

Gölge büyüyor ve tam arkanda, senin gölgenin dibinde beliriyor bu kez. Omuzlarından sarsıyor ve boynunu ısırıyor ve sırtını ovuyor ve pantolonunun fermuarını açıyor ve saçlarını sıvazlıyor ve gölgesi büyüyor. Duvarın tamamını kaplıyor. Dönmüyorsun arkana. Dönemezsin. Tanıyamazsın.

Gölge diğer duvarlara ve odalara da sıçrıyor. Göz ucuyla bakmakla yetiniyorsun. Aralık camdan şehrin ışıklarına sızıyor ve karanlığa boğuyor caddeyi. Umurunda değil, olamaz fakat sevişmeli bu gölgeyle. Kâinat da yok olsa ardından, sevişmeli. Duvarda gördüğün gölgenin saçlarına uzanıyor ellerin. Tutuyorsun saçları ve bir atın yelesini sıkar gibi sıkıyorsun. Senin saçların da kopuyor yerlerinden. Kafatasının her köşesinde o tanıdık acı. Katlanıyorsun.

Seni bir kele dönüştürene dek koparıyor saçlarını. Sen de aynısını yapıyorsun. Duvardaki gölgenin kafatasını seçiyorsun. Saçları yok artık. Sonra kıyafetine gidiyor titreyen ellerin. Soyuyorsun onu. O da seni soyuyor. Duvarda bir çıplak. Kadın bir bacak. Çıplak bir bacak. Korkunç bir bacak. Gözlerin yuvalarından fırlayacak. Orgazm devasa bir boksöre dönüşüp yumrukluyor seni. Yediğin her yumruktan sonra etrafı gözünü ilk açtığındaki gibi meni kokusu sarıyor. Her yumrukta yoğun ve daha baskın koku. Tenine de temas ediyor artık. Uzandığın kanepeyi ve gözünü alamadığın duvarı kaplıyor. Dizlerine ulaşıyor, göğsüne ve boynuna. Caddeye sıçrıyor. Kulaklarından içeri giriyor, burnundan beynine süzülüyor. İçine, kadına, odaya, caddeye ve şehre doluşan meni; dünyaya ve evrene sıçrıyor senden sonra. Son nefesini verirken sen, gülümsüyor ve buna değdiğini düşünüyorsun.

Kadının bacakları kadının varlığından bağımsız olarak kucağında. Hiç kan yok üzerlerinde ve kıyameti dondurduğunu fısıldıyorlar sana.


Nida Onan

141 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör