• İshakEdebiyat

Öykü- Pınar Kamit- Yeni Yıl Hediyesi

Sıcak bir kış günüydü, bu sene şehir yeni yıla bir başka hazırlanmıştı. Bahariye, yokuşa değil de düz bir zemine kurulmuş olsaydı, kendinizi Avrupa’nın büyük şehirlerinden birinde Noel’deymiş gibi hissedebilirdiniz. Tek eksiği etrafında kırmızı, yeşil, mavi, rengarenk hediye paketleri, üzerinde kırmızı hırkası ve bembeyaz, uzun sakalıyla Noel babaydı. Onun önünde hediyelerini almak ve fotoğraf çektirmek için uzun bir kuyruk oluşturmuş çocuklar da yoktu. Bunun yerine ışıklı camekanların önünde, uzun alışveriş kuyrukları oluşturmuş büyükler vardı.

Caddenin ortasında, ayağında uzun tahta bacaklarla bir kız, yanan iki asa döndürmekte ve şehir ışıkları altında değil de yıldızların altında yapılsa göz kamaştıracak bir gösteri sunmaktaydı. Hemen arkada dolunay, bir sahne dekoru gibi gökyüzünde öylece asılı duruyordu. O kadar ihtişamlıydı ki önünden uçan süpürgesiyle bir cadı geçse kimse yadırgamayacaktı.

Tam o sırada gökten üç elma düştü. Lokmacının biraz ötesindeki boş dükkanın önünde sarı saçları pislikten kararmış, cildi hem güneş altında durmaktan hem de soğuktan hoş olmayan bir bronzluğa ulaşmış bir kadın dilenmekteydi. Bu kadın öyle pis öyle pis görünüyordu ki kimseciklerin ona beş kuruş atası gelmiyordu. Uzun zamandır bir şey yememişti, o kadar açtı ki denizden babası çıksa yerdi. Gel gelelim, o üç elmadan biri, o kadının önüne değil de çok zengin bir adamın üstü açık arabasının içine düştü.

Adam o sırada arabada değildi, yarın gece için sevgilisine çok özel bir hediye almakla meşguldü. Bu kırmızı ufak şeylerin içinde o narin ve seksi bedeni hayal ederken içi gıdıklandı. Bunlar özel tasarımdı, hem alt hem de üst iç çamaşırının üstüne elmas parçaları özenle, estetik bir biçimde yerleştirilmişti. O iki çift küçücük kumaş parçasını kocaman sarı-kırmızı yaldızlı bir kutunun içine koydular, üstüne ufak bir not kağıdına yazılmış “I LOVE U...” iliştirdiler ve büyükçe bir kırmızı poşeti -üzerinde metalik renkte markanın adı yazıyordu. “Güzel günlerde kullanın, mutlu yıllar beyefendi!” diyerek adamın eline tutuşturuverdiler.

Adam, yarın gece sevgilisi bu hediyeyi açtığında, onun gözlerindeki pırıltıyı ve sonra o pırıltının kendisinde uyandıracağı duyguyu hayal etti. Kral gibi, evet kral gibi hissettirecekti. O bakıştan kısa bir an sonra kadın, aşk ve şehvetle onun boynuna atlayacaktı.

Dilenci kadın etrafına iyice bir baktı, herkes bir telaş içindeydi ve kimse kimsenin farkında değildi. Tam sırası diye düşündü ve kara bir jaguara benzeyen üstü açık arabanın içine süzüldü. Arabanın içi bej rengi deriden yapılmıştı ve yumuşacıktı. Torpido gözünü açmaya çalıştı ama kilitliydi. Gelen giden var mı diye baktı, sonra arka koltuğa atladı, koltukların arasında bir şeyler unutulmuş olabilirdi, onları kontrol etti. Hayır hiçbir şey yoktu. Sonra yerde yeşil bir şey gördü, eğildi, tamamen yere uzandı ve baktı ki bir elma! Çok heyecanlandı, ısırmak için ağzını açtı, tam o esnada ön kapı açıldı.

Adam hediye paketini sağ taraftaki koltuğa koydu ve arabayı çalıştırdı. Telefonundan bir blues kaydı açtı ve eşlik etmeye başladı.

Dilenci, şarkının çalmasına çok sevindi, blues sevdiğinden değil de nefes alış verişim duyulmayacak diye. Elma önünde duruyordu ve ısıramıyordu, bu ona aç olmasından daha büyük bir acı veriyordu. Adam arabanın üstünü kapattı ve müziğin sesini iyice açtı, dilenci şu elmadan ufacık, minicik ısırsam duyulmaz diye düşündü ve ısırdı. O sırada adamın telefonu çaldı, bluetooth bağlantısı koptu ve bağlantının kopmasıyla, telefonun çalması arasında geçen o küçük zaman dilimine dilencinin ısırık sesi denk geldi.

Dilenci “kör talihim” dedi içinden. Halbuki aynı anda içeri girmiş bir kara sinek vızıldayarak adamın kulağının dibine girmişti ve adam o ısırık sesini duymadı. Eliyle sineğe doğru öldüresiye bir hamle yaptı, sinek hızlı bir manevrayla kaçıp sessiz bir şekilde kamufle oldu.

Adam telefonu açtı, biriyle “Tabii, tabii, merak etmeyin...” diyerek konuştu ve telefonu kapattı. Kızgın bir şekilde “Tabii ya merak etmeyin, nasıl olsa ben çözerim,” dedi kendi kendine. Dilenci, “Adam biraz tırlak, Allah göstermeye de yakalanmayım,” diye düşündü. Elmadan aldığı o küçük ısırıktan sonra kendini daha iyi hissetmeye başlamıştı, “Yol da amma uzunmuş, git git bitmedi,” dedi içinden ve müziğin de etkisiyle usulca uykuya daldı.

Yavaş yavaş gözlerini açtı, “aman Allah’ım hala arabanın içindeydi,” ortalık sessizdi ve gözü karanlığın içinde biraz etrafı seçmeye başlamıştı. “Neyse ki adam arabada değildi, kim bilir kaç saat geçmişti o burada uyuyalı...” Elma. Elmayı hatırladı ve doya doya afiyetle yedi. “Yeni yıl güzel geçecek,” diye düşündü, güzel bir uyku çekmişti ve karnını doyurmuştu. “Buradan çıkmayı da başarırsam, keyfime diyecek yok,” dedi içinden. Yattığı yerden doğruldu, azıcık arabanın yumuşak derisinde uzanayım dedi hazır gelmişken. Uzandı, oh be ne rahattı! Arabanın dışında, ufak bir bölgeyi aydınlatan, çok hafif bir sarı ışık vardı. Arabanın kapısını açıp dışarı çıkacakken, gözüne ön koltuktaki poşet takıldı. Poşeti aldı, “Yeni yıl hediyem,” dedi ve hafif sesli bir şekilde güldü: “Kıh kıh kıh” Arabadan çıktı, garaj gibi bir şeyin içindeydi, çıkış kapısına doğru eğimli gri renkte bir çatısı vardı. Aydınlatmayı sağlayan ampul ortada sol taraftaydı, onun hemen karşısında ufak bir pencere olduğunu gördü. Garajın arkasındaki duvarın önünden yağlı boya kutularını pencerenin önüne taşıdı, onları üst üste koydu ve pencereye uzandı. Zayıf olması büyük bir avantajdı; bu sayede hem denge sağlaması kolay oluyordu hem de pencereden geçebilecekti. Pencereyi açtı, poşeti önden aşağıya attı, sonra bir eliyle pencere ile duvarın oluşturduğu boşluğa tutunup diğer eliyle pencere koluna hafif asılarak kendini yukarı doğru çekti. Pencere boşluğuna oturdu ve aşağıya baktı. Aşağı yukarı beş metrelik bir yükseklikteydi, vücudunu ters çevirip duvara sürtünerek aşağıya doğru kendini bıraktı. Avuç içleri biraz acımıştı; ama iyiydi, bunu hiç önemsemedi. Oradan hızlıca uzaklaştı, talih yüzüne gülmüştü, bu yıl bambaşka olacaktı, bu çok belliydi.


Pınar Kamit

0 görüntüleme