• İshakEdebiyat

Öykü- Sevim Beyazıt- Aysel

O anaya…


Ona, “Kendini yiyip, bitirdin!” dedim.

“Yiyebilseydim!” dedi. “Ah ki, bir yiyebilseydim kendimi!”

Önce yüreğinden başlardı bilirim. Sonra gözlerine, oradan beynine, adım adım ihtiyatla yok ederdi bedenini. Tek bir parçasını bile burada bırakmamacasına.

“Burası ki yerin yedi kat altı cehennemin tam orta yeri…” dedi ve koştu.

Çizgi oynadığı, ip atladığı sokaklara attı kendini. Çocukluğunun geçtiği sokaklarda çocuğunun sesi…

“Ayseel.” dedi. Dedi de duyuramadı sesini.

Yerde filiz vermiş bir demet kır çiçeği. Sarı, kırmızı… Eğilip topladı. Tazecik… Avuçlarının arasında sımsıkı tuttu. Çok daha sıkı…

“Gitme!”

“Gitme,” demeye kalmadan ayrılmıştı yanından Aysel. Avluya çıkmış, sokak kapısını aralamıştı ki… Avucunda sıktığı çiçeğe baktı. Ağır ağır açtı avucunu. Parmaklarının arasında evirdi, çevirdi. Yeşil saplarını birbirine doladı. Çiçeklerden bir taç… Sever Aysel, bilirdi. Bilir analar. Analar ki her şeyi sezerdi.

“O lanetli günde… Orada, öylece… Namlu… Namlunun şakağında kan… Başında tacıyla bir melek gibi…”

Sonunu getiremediği sözcükler döktü kan damlayan yüreğinden.

“Keşke!” “Keşke!” dedi ve sustu. Sonrası kocaman bir ‘SUS’tu.

O gün acının en kara gölgesi düşmüştü bir ananın alnına. O gün bir ana daha yaşlanmıştı vaktinden çok daha önce. Oysa anaların yürekleri çıkarılmalıydı yavruları öldürülmeden önce. Beyaz kefene sarmalı, sonra dondurmalıydı buzdolabının en derin yerlerinde.


Sevim Beyazıt

72 görüntüleme1 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör