• İshakEdebiyat

Öykü- Sibel Oğuz- Sıvasız Merdivenler

Bak Mina, nasıl da terliyor bulutlar. Oysa hava durumunda bol güneşli yazıyordu. Biz şimdi kime inanalım? Çiğ damlaları düşüyor Mina’nın yanağına. Mendilimi arıyorum telaşla. Ceplerimi yokluyorum, ellerim bana ait olmayacak kadar yabancılaşıyor.

Sol elime dörde katlanmış kâğıt parçası ilişiyor. Ne vakit, kime, niçin yazdığımı hatırlamıyorum. Okumaya vaktim yok. Kimsecikler görmeden cebimin derinliğine indiriyorum. Zamanı doğru yönetemiyor oluşumu kırlangıçların göçüne bağlıyorum. Erkenden gitmeseler...

Gömleğimin yakasına takmış olmalıyım. Tabii ya. Geç de olsa hatırlıyor oluşum sevindiriyor beni. Çok geçmeden kaybettiğimin farkına varıyorum. Kenarını topal şairin işlediği mendilim hani? Esirgemeyin bana ait yazgılarımı ve babamın aldığı ilk hikâye kitabımı. Darılır parmak çocuk, tırtıla dönüşür, diyorum. Hep bir ağızdan gülüşüyorlar. Küçülüyorum, omuzlarım daralıyor. Parmaklarım bodur ve kısa. Sihirbazın üzerimde oynadığı oyun ihtimali üzerinde duruyorum. Nerede annemin çiçekleri, solmuş tülbendi? İhtiyacım olan şeylerin bu denli uzağımda olmasına anlam veremiyorum. En yakınıma duyuramıyorun sesimi. Ahbaplarım sözlerime kulak tıkıyor.

Sihirbazın yanıltıcı, kıvrak parmakları kuşatıyor ensemi. Yine hangi göz alıcı oyunlarını sergileyeceksin, diyorum. Sırıtıyor. Gülmenin en çirkin haline tanık oluyorum. Bir düello tutturuyoruz. Meydan alabildiğine kalabalık. Tanıkların ortada oturuyor olmaları garip. Kimse tarafını belli etmiyor anlaşılan. Kahkaha sesleri rüzgârın hafifliğiyle canlı bir müziğin ritmine dönüşüyor. Mina ile dansın arasına acemi ayakları dolanıyor. Eteğinden dökülüyor annesine topladığı küf mantarları. Oldu mu şimdi Mina, fillerin yüreği katılaşır mı sanırsın, diye sitemde bulunuyorum. Susuyor öylece. Bakışıyoruz, göz bebeklerimde bir sözcük heceliyor. Göz kapaklarımı yumuyorum. Hayır, buna mahal veremem.

Sihirbaz rengarenk iplikler çıkarıyor cebinden. Gökkuşağı çiziyor el yordamıyla. Yağmur alelacele terk ediyor şehri. Şaşkınlıkla bakıyorum gökyüzüne. Mina’nın silueti dağınık bulutlara karışıyor. Kalabalığın ortasında bir başıma kalıyorum. Sevenlerim yön değiştiriyor. Saklambaç oyununda aynı kareye gizlendiğimiz Ali’ye sesleniyorum. Duymuyor, nafile. Tatsız düelloyu hayranlıkla seyrediyor veteriner Arif Bey. Çocukluğumun hayaliydi, diyor. Anlaşılması güç cümlelerinden herhangi bir çıkarımda bulunamıyorum. Sihirbazın çırağı olacak, okyanuslara köprüler kuracakmış sözüm ona. Büyüdükçe küçülen hayallerine sahip çıkamadığı için öfkeli. Birazdan leylek sürüsünün veda şarkıları eşliğinde ayrılacağı yönünde tahminler yürütüyor kuş bakıcısı. Yaralı leyleğin gidişiyle sarsılır zannettiğim Arif Bey kayıtsızca seyrediyor olup bitenleri. Duyarsızlığın adı her ne ise bilmiyorum. Büyükbabamı çağırsam isim üfler mi kulağına?

Sözcüklerim kekeme oğlanlar kadar çekingen. Uzadıkça amacından uzaklaşıyor. Vazgeçiyorum eylemlerimden. Aynı işliyor kurallar öyle ya. Asırlarca değişmeden. Zaman aşımına uğruyor davamız. Kötüler, galibi oluyor sözlü savaşın. Kelimelerim kaybediyor gücünü. Çaresizce bakınıyorum etrafıma. Maharetli sihirbaz yeşile boyuyor gözleri. Bak, herkes ne kadar da kusursuz bakıyor. Kazanacaktım, biliyordum, davaların sonucu baştan bellidir, der gibi bakıyor yüzüme. Gururla, sırıtarak. İplikleri çabuk hareketlerle sokuyor cebine. Gökkuşağı siliniyor hengamenin içinde.

Kaybetmeyi sevmiyor olmama rağmen... Babam doğruluğun kazanacağını söylüyor, ona olan inancım sarsılıyor hafiften. Mina’yı arıyorum, görünürde yok. Bir gecede iyileşen nasırlarım nerede? Ne çok inanmıştım halbuki başaracağıma. Yer çekiminden evvel davranarak Mina’nın yanağını kurutacaktım. Küçüğüm, yine dokunamıyorum yaralarına, barbar sihirbazın ellerine teslim ediyorum.

Ah! Mina, şiirlerimle öreceğim saçlarını. Sen ise kötü şairin yasını tutacaksın. Bak, yağmur sakinleşti. Birazdan gökkuşağı açacak.

90 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör