• İshakEdebiyat

Öykü- Weike Wang- Yolculuk

Pekin'de adam suyu kaynattı. Ağustostu, yılın en sıcak ayı. Suyu bir termosun içine koydu ve termosu bir askıya takarak taşıdı. Kendisine kovboy dedi çünkü aptal göründüğünü düşünüyordu. Gruptaki diğer insanlar da birer termos taşıyordu, karısı taşımıyordu ama. Karısı almasa da tur rehberleri Felix'ti. Tıpkı Kedi Felix[1] gibi, dedi Felix ve peki, dedi o da. Daha önce Avrupa’da bulunmuştu, altı saatlik zaman değişikliğinde bir sorun yoktu ama on üç saat gözlerinin etrafında sarı bir kabuk oluşmasını sağlıyordu. Otobüs klimalıydı. Uyuyakaldı, uyandı ve bu sırada karısı kovboy suyunu bitirmişti. Çin Seddi'nde koşmak zorundaydı, çünkü karısı depar atıyordu. Kadın uzun zaman önce buraya kuzeniyle gelmişti. Ona özel bir noktayı göstermeye çalışıyordu. Bu nokta -oraya ulaştıklarında- kadının -dağlara hayranlıkla bakarak- kuzeninden “havalı[2]” kelimesinin anlamını öğrendiği yerdeydi. On üç yaşına kadar bu Shuang kelimesini bilmeden yaşamanın nasıl bir his olduğunu biliyor muydu? Ama İngilizcesini biliyordun, diye hırıldadı, oksijen kalmamıştı. Kadın surat yaptı. Koşmaya devam ettiler.

Tur onları büyük şehirlerden geçirecekti. Bir hediyeydi aslında. Karısının ebeveynleri, ayrı konuşmalarda – boşanmışlardı- ilk kocanın Çin’i görmesini ve iyi anılarla ayrılmasını ve yöresel yemeklerini tatmasını, insanlarının sıcaklığını görmesini ve eğer iki büyük ulusumuz olur da bir nükleer savaşta karşı karşıya gelirse biz sivillerden nefret etmemesini istiyoruz, demişlerdi. En azından karısının dediği böyleydi çevirip açıkladıktan sonra.

O gitmek istememişti, ama kadının, şu anda farklı eyaletlerde yaşayan anne ve babası dışındaki tüm ailesi oradaydı. Hiç kardeşi yoktu. Bu yüzden yıllar boyunca sadece üçü vardı kavganın sonucuna bağlı olarak annenin ya da babanın olan o tek çatının altında (Aslında bankanındı gerçekte).

Bunun nasıl bir şey olduğunu biliyor musun, diye sorardı.

Biliyordu. Onun da ebeveynleri boşanmıştı ama boşanma olağanüstü normaldi. Kadınınkiler gibi çocukları üniversiteye gidene kadar uzatmamışlardı işi. Annesi dırdıra başlayınca babası içmeye başlamıştı. Annesi içkisiyle ilgili söylenmeye başlayınca da adam başka bi ilişkiye girmişti. Karısı, Tam bir Amerikan hikayesi, diyordu. Yazma ile ilgili dersler alıyordu ve bolca Cheever[3] okumuştu.

Xi'an'da şişelenmiş su aldı, sonra kadına çocukluğunu anımsatan bir şekilde onunla çubukta sosis paylaştı. Çocukluk, dedi kadın ve başka bir tane almaya gitti. Sonra, kırmızı teneke kutulardan bitkisel bir şeyler içtiler ve tenekesini eliyle ezmeye çalıştı, ama yapamadı, bu da kadını güldürdü. Tur rehberi Helen'di. Truva'lı Helen[4] gibi, dedi kadın ve tabii dedi o da. Terracotta Ordusu[5] onu etkilemişti. Yasak Şehir'den -çok kalabalıktı- ya da Çin Seddi'nden çok daha fazla. Gruplarındaki bir kişi kayboldu. Helen aceleyle onları uzun bir hediyelik eşya yoluna soktu ve Lütfen bir şey almayın, araca geç kaldık zaten, dedi. Fakat Karl adında bir turist bir şeyler almak için durdu. Klimalı otobüs bir tur daha atmak zorunda kaldı ve bir kazanın ardında takıldı kaldı, ancak iki saat sonra ortaya çıktı. Bu iki saat süresince Helen sessizleşti. Sadece karısı onunla Çince konuştuğunda cevap verdi. Karl sadece bir mıknatıs almıştı. Bari tüm orduyu alsaydın. Ya da en azından bir tane terracota atlı arabası. İki saat boyunca sadece bir mıknatıs için. Siktiğimin mıknatısı.

Chengdu'da içki içti. Karısı güveciyle meşhur şehrin simgesi olan hot pot[6] için onu dışarı çıkardı. Hot pot ve pandalar. Tur rehberleri Shirley'di. Shirley Temple[7] gibi” dedi ve elbette dedi adam. Pandaların tembel olduğunu biliyordu ama şimdi anladı. Bir pandanın ana egzersizi yemek yemekti. Bir tanesinin hareket etmesini umdu ve panda sadece bambuyu parçaladı, yavaşça, boğum boğum. Bu panda ona babasını hatırlattı ya da babası ile TV koltuğunun[8] birleşmiş bir siluetini. Annesi içkiyi döktükten sonra babası bambu yerine kereviz yemişti ama. Çocukluk dedi karısına ve kadın büyüklerine saygı duyması gerektiğini söyledi. Hot-pot restoranında personel koyu kırmızı su dolu bir kazan çıkardı. Bu hafif baharatlı mı, diye sordu eşi ve öyle olduğunu söylediler. Kırmızı suya Şili sosu ile marine edilmiş kaburga ve acı biber eklenmiş. Kadın ağlayacağını söyledi. Ağlamak mı ölmek mi? diye sordu adam, sadece tek bir tadı vardı ve ağzının içinde alev makinesi çalıştı. Garsonlar onlara bir şişe içki getirdi. Sonra bir tabak karpuz. Karısının çevirisiyle, tamamen ücretsiz, lütfen tadını çıkarın ve unutmayın o kadar korkak olmayın, dediler.

Pekin’de annesi e-mail attı ama o cevap vermedi.

Xi’an’da annesi SMS gönderdi ve o evet dedi, indik.

Chengdu'da annesi aradı. Filanca’yı[9] hatırlayıp hatırlamadığını sordu. Annesi UPS'te çalışıyordu ve Filanca’nın Gam-gam'ı bir paket postalamak için gelmişti. Gam-gam Filanca’nın nihayet DC’de bir iş bulduğunu söyledi. Gam-gam annesine Falanca’dan, lisedeyken birlikte Chick-fil-A’da[10] çalıştıkları günler ve Aflac[11] sigorta poliçeleri sattıkları o keyifli yaz hakkında bir mesaj iletmesini söylemişti. Falanca bir zamanlar onun en iyi arkadaşıydı. Şu anda Falanca’nın üç çocuktan sonra obez olan karısı olan kızla ikisi de çıkmıştı o günlerde. Falanca futbol oynuyordu lisede, defansta- yıl boyunca yeşil olan bu saha okullarının en pahalı kısmıydı. Falanca’nın işi hükümette olduğundan, girişte yapılan kontroller epey kapsamlıydı- suç kaydı var mı, yabancı bir ülkeye seyahat etti mi, kiminle, ailesi ve arkadaşları mı başkaları mı? Annesi durakladığında gitmek zorunda olduğunu söyledi. Ama bekle, dedi annesi, bana Çin hakkında hiçbir şey söylemedin. Ne yaptığını ve yediğini bilmek istiyorum. Bugün ne yaptın ve yedin? Yarın ne yapıp ne yiyeceksin? Üzgünüm anne, dedi, Gerçekten gitmem gerekiyor.

Şangay’da, yalnız yaşayan ve bir turta dükkanında çalışan karısının kuzeniyle karşılaştılar. Burada, parası ödenmiş tur sona erdi ve Karl ile diğerlerine veda ettiler. Karısı Langham’da[12] bir oda tuttu. Işık düğmeleri yoktu, sadece yatağın kenarında bir kontrol kumandası. Tuvaletin kapağı her önünden geçince kalkıyordu. Şangay’da daha fazla yediler. Hot-pot, kızarmış balık, ızgara, kızarmış erişte, erişte çorbası, mantı[13] çorbası, normal mantı, lüks bir KFC. Artık açlığı hatırlayamıyordu.

Kuzen İngilizce konuşuyordu. Bir öğünde ona karısının Çincesini sordu ve kuzeni, karısının Çincesinin yürümeye başlayan çocuk gibi olduğunu söyledi.

Anlamadım dedi adam.

Kuzen, üç, beş yaşlarındaki biriyle konuşmak gibi olduğunu söyledi.

Ah.

Mesela, o ve ben, Çince politika ve kültür hakkında konuşamıyoruz. Ona kişi ve devlet arasındaki çatışmanın ne olduğu, statü ve servetle meşguliyetimiz, Batı'ya olan kıskançlığımız, gururumuz, özeleştiriye eğilimimiz hakkındaki düşüncelerini sorsam, senin karın nasıl cevap vereceğini bilemezdi.

Kuzenin İngilizcesi mükemmeldi. Turta dükkânı, yurtdışında okurken Çin'de turta olmadığını keşfeden ve bunu düzeltmek için bir mağaza açan bir Amerikalı tarafından işletiliyordu. Karısı hiçbir şey söylemedi ve başını öne eğdi. Sonra kuzen güldü ve kadeh tokuşturdular[14]. Langham'a geri döndüklerinde karısına istediği zaman kuzeniyle İngilizce konuşabileceğini söyledi; çocuk değillerdi. Hayır, dedi karısı, o kadardı.

Turta hakkında ne düşünüyorsun? diye sordu biraz sonra.

Hiçbir şey dedi kadın.

Gerçekten mi? dedi. Turta hakkında hiçbir fikrin yok mu?

Gerçekten olmadığını söyledi kadın.

Annesi de turta pişirirdi ve karısının onlar hakkında görüşleri vardı. Şükran gününde gittiklerinde annesi genellikle dört turta yapardı ve karısı her biri en az bir 30 cm. olan turtalara bakarak, neden dört tane normal boyutta insanın – annesi yeniden evlenmişti- dört koca turtaya ihtiyacı olduğunu sorardı.

Söyleyecek bir şey yok muydu?

Hayır.

Annesi aradı, ama duştaydı.

Annesi tekrar aradı, bu kez açtı. Bu öğretmeni hatırlıyor muydu? Öğretmen bir paket göndermeye gelmiş ve oğlunun eski öğrencisi olduğundan bahsetmişti. Öğretmen, oğlunun en iyisi olduğunu ve matematik için doğal bir yeteneği olduğunu söyledi. Onun için bir tavsiye mektubu yazdım, dedi ve bu bir onurdu. Mektupta öğretmen, oğlu gibi birinin küçük kasabadan çıkmasının ne anlama geldiğini yazmış, bunun ne kadar nadir olduğunu vurgulamıştı. Mağazada sergilenen yerel gazetede en iyi öğrencisinin Duke’den[15] en yüksek derece[16] ile mezun olduğunu, ya da daha sonra aynı gazetede mezuniyet çalışmasını Harvard'da[17] lisansüstü çalışmasında MIT'de[18] yaptığını gördüğünde veya daha sonra, kanın vücutta arterler ve damarlar yoluyla nasıl hareket ettiğini modelleyen ve hayat kurtaran sayısal bir düşünce takımına teklif edildiğini duyduğunda ve yakın zamanda ilk Nature[19] makalesini (hani annesinin gönderdiği nüshayı anlamayı başaramadığı için özür dilediği) yayınladığını- tebrikler bu arada- öğrendiğinde bunun bir tesadüf olmadığını bildiğini söylemişti. Oğlunu hatırlıyor musun, diye sordu annesi sonra. Öğretmeni hatırladığını, mükemmel ama biraz sert olduğunu, ancak oğlunu hatırlamadığını söyledi adam. Annesi, öğretmenin oğlunun şu anda çok sayıda Çinli öğrencinin bulunduğu bir devlet üniversitesinde matematik öğrettiğini söyledi. Çin'den Çinli öğrenciler. Güya oldukça karlıymış, ama Çinli öğrencilerin neden buraya gelmek istediklerini anlamıyorum. Belki kimse onlara yapacak bir şey olmadığını söylemedi. Konuşmayı dinlerken, anne seni seviyorum diye düşündü adam, ama senden hoşlanmıyorum. Eğer bunu ona söylemeyi başarabilseydi annesi, bunun -ondan hoşlanmamasının -tam olarak ne zaman başladığını öğrenmek isterdi. O zaman da bunun bir anda olan bir şey olmadığını söylemek zorunda kalacaktı. Ama ne zaman başlamıştı? Muhtemelen on bir yaşındayken.

Yerel gazeteyi okumadı. Annesi göndermişti ama o geri dönüşüme atmıştı. Sadece bir hatırlatma için gerçekten saçma bir manşeti saklamıştı: “Bir geyik kadının suratını tekmeledi”

Karısı müdahil olmamıştı. Sadece bir kez… Bir şükran gününde pasaport için başvuru yaptığından bahsetmişti, tatil için Avrupa’ya gideceklerdi. Aniden üvey babası ayağa kalkıp televizyonun sesini açtı. Annesi önce karısına sonra da ona baktı.

Söylesenize, dedi annesi, sizin Amerika’nın kalan yerlerini görmek istemiyor musunuz? Yellowstone[20] ya da Büyük Kanyon mesela? Bu ülkedeki doğal güzelliklerin bir sonu yok. Sonra annesi eski günleri hatırlamaya başladı. Uzun yolculuklara çıkar, kampa giderlerdi. O da arka koltukta kovboy- kızıldericilik oynardı.

Yellowstone’u sevmediğimizi söylemeye çalışmıyoruz diye cevapladı karısı. O da annesine bunun sadece pasaport olduğunu söyledi.

Senin yüzünden Pekin’le ilgili belgeseller seyretmeye başladık, dedi annesi karsına. Çubuklarla yemek yiyen insanları seyretmek hoşumuza gitti ve Panda’lar -onların oynamalarını seyretmek de. Yemek çubuğu bile aldık. Dolaba doğru gitti. Şimdi kullanmak ister misin? Karısı başını öne eğdi ve o karısını görünce annesine susmasını söyledi.

Neden durmam lazımmış?

Annesine gözlerini dikti.

Hayır istediğimi sanmıyorum.

Lütfen sus artık.

Senin içine ne kaçmış bilmiyorum.

Kes sesini artık.

Karısı daha sonra yemeğin tamamen sürreal olduğunu söyledi. Annesini ilginç bulmuştu. Onun gibi birisi gerçekten var, dedi kadın, yani oldukça heyecanlı. Ve bu yerler gerçekten de var ve üvey baban ESPN[21] izliyor ve pasaport istemiyorlar, hiç uçağa binmemişler, sadece bütün o kamyonetler, etkileyici.

Ama, dedi karısı, bu aynı zamanda önemli bir durum, annen için – şu anda imkânsız olsa da – korkmadan bütün bunların içinde kalmak oldukça kafa karıştırıcı olmalı ve korku garip şekillerde ortaya çıkabiliyor.

Bunun korku olduğunu düşünmüyordu. Karısına aklındakini söyledi. O da adama, Cehalet korkuya yol açar, dedi.

O yıl da annesi her sene olduğu gibi onları aile toplanmasına[22] davet etti ve adam gelmeyeceklerini söyledi. Aralarında bir konuşma geçti.

Demek sizin için yeterince iyi değiliz artık.

Ben öyle bir şey söylemedim.

Ne zaman beni görmeye geleceksin?

Bunu zaten sormuştun.

Duke'tayken bir kompozisyon yarışmasını kazanmıştı. Konu düşük beklentilerdi. Düşük beklentilerle ilgili sorunun, bunların çoğu zaman zararsız ve hatta nazik görünmeleri olduğunu yazmıştı. 1000 dolar kazanmıştı. Kolejdeyken yarı zamanlı bir işte çalışmıştı. Birinci sınıf öğrenciler için bir burs vardı ve ona başvurmasını tavsiye ettiler. Başvuru formunu açtı ama sonra düşündü, eğer bu bursu alırsam insanlar bilecek. Eğer hiç söylemezsen, kim bilebilir? Bursa başvurmadı ve doksan bin doları ödeyerek okudu.

Peki ya yüksek beklentiler, diye sordu karısı. Altı haneli bir kariyer için yetiştirilmek, nasıl bir şey olduğunu biliyor musun? Bir arkadaşım var, diye başlayacaktı. Bu arkadaş düzgün bir şeyler yapana kadar anne babası tarafından odasında kilitli tutulmuştu.

Bir ortalamaya ihtiyacımız var, dedi karısına.

Çocuk istemiyorum, diye cevap verdi kadın.

Hangzhou'da ailesinin geri kalanıyla tanıştılar. Her iki büyükanne de hayattaydı ve birçok amca ve teyze vardı. On üç kişilik bir kalabalık onları bekliyordu, tren istasyonunun gelen yolcu kısmı moped ve arabalar ile doluydu. Herkes eşyaların taşınmasına yardım etmek istedi. Sonunda, her insana taşıyacak bir şey vermek için bir bavulu boşalttılar. Sonra herkes yemek için bir teyzenin evinde toplandı, teraslı büyük bir daireydi. Daha fazla yiyemem artık, dedi karısına, yatakta yüzüstü uzanırken. Yemek zorunda olduğunu söyledi kadın. Çevirisine göre ailesi tüm Amerikalıların yiyebileceğini düşünüyordu ve o yiyemezse hayal kırıklığına uğrarlardı. Tanıştıkları ilk ve son Amerikalı olabilirdi adam ve teslim olmak zorunda kaldı.

Annesi aradı, ama yemek yiyordu.

Annesi aradı, ama tuvaletteydi.

Annesi aradı, ama koşuya çıkmıştı.

Hangzhou'da kuzeni onları bir Pagoda'ya[23] götürdü. Pagoda'nın tarihi görkemliydi ama tüm enerjisini yiyecekleri sindirmek için kullandığı için hiçbir şey anlamadı. Oturdu ve midesinin sesini dinledi. Dakikalar sonra, karısı ve kuzeni tartışmaya başladı. Bir şeyler çıkarabiliyordu sanki. Batı gölünü hayranlıkla izlerken karısı Shuang demişti ve kuzeni bu kelimenin onun bildiği gibi havalı[24] değil ferahlatıcı anlamına geldiğini söylemişti. Havalı, acımasız ya da güçlüde olduğu gibi Ku idi, Çince “Zalim” kelimesi gibi. Karısı başını öne eğdi ama bu kez hemen kaldırdı. Oradan ayrılmak zorunda kalana kadar tartışma daha da kötüleşti ve otobüste de devam etti. Bir noktada kuzeni ona döndü ve İngilizce, Hey, bak ben bir bebekle tartışıyorum, dedi. Sonra karısı eliyle kuzeninin ağzına vurdu ve hepsi sustu.

O benim için bir kardeş gibi demişti karısı, belki de hayal edebildiğim kardeşe en yakın kişi.

Beş yaşına kadar biliyorlardı birbirlerini, sonra da on üç, sonra yirmi bir ve şimdi.

Aileni görmek istememeni anlıyorum demişti kadın, ama böyle bir tercihe sahip olmanın nasıl bir şey olduğunu biliyor musun? Benim anne ve babam ayrılmayı seçti, ben kalmayı. Yalnızdım ben.

Yatak odalarında yalnızlarken, kavganın ne hakkında olduğunu sordu. Önemli değil, dedi karısı. Sadece kuzeninin ona ABC[25] demiş, gördüğü en klasik Amerika doğumlu Çinli olduğunu söylemişti. Sadece ABC’ler ön ödemeli turlara çıkar, kötü Çince konuşur, yabancıyla evlenir ve çoğu şey aslında tekdüzeyken her şeyin havalı ya da harika olduğunu düşünürdü.

Ama ben burada doğdum, dedi karısı, çoktan bıraktığım bir pasaportum bile var buradan.

Pagoda efsanevi Beyaz Bakire’nin kilitli olduğu yerdi. Ölümsüz olan güzel beyaz bakire gerektiğinde ilk hali olan beyaz bir yılana dönüşebiliyordu. Yeşil bir yılandan gelen ölümsüz bir yardımcısı da vardı. Karısı bir TV dizisini hatırladığını söyledi- ki bu da kimin daha çok Beyaz Bakireye benzediği tartışmasını doğurmuştu- ve kuzeni de okuyamayacağı Ming Hanedanının efsanesini değil de o diziyi hatırlamasının ne kadar ABC olduğunu gösterdiği cevabını verdi.

Karısı bir on dakika kadar ağladı ve durdu. Şimdi ne demek istediğini anlıyorum dedi ve merakla adama baktı. Bana ABC dediğinde ne düşündüm biliyor musun? Bilmiyordu. Ailemi düşündüm. Çünkü anne babasının isimleri ve okunuşları komikti, her seferinde yavaşça ve kelimelerle hecelemeleri gerekiyordu, Q’ya Queen, G’ye George, X’e Xerox, Z’ye Zebra. Onunda isimlerini topluca değiştirdiler. “Herkes Raymond’u Sever”daki[26] gibi Raymond ve “Lucy’i Seviyorum”daki[27] gibi Lucy.

Bunlar karısının ona söylediği son İngilizce cümlelerdi. O andan sonra bir şeyler değişti. Onun için çeviri yapmayı da bıraktı. Yemeklerde sadece etrafına bakıyor ya da bir şeyler yiyip etrafındakiler güldüğünde gülüyordu.

Bir evre, diye düşündü. Sisteminden çıkarması gereken bir şey. Ama sonra birçok şeye -kedilere alerjisi, dünya görüşü vb.- evre diyen annesine benzeyip benzemediğini sorguladı.

Kadının ailesi birlikte televizyon seyrediyordu. Evden eve geçiyorlardı – ailenin her ferdinin kendinin ve karısına gösterebileceği bir evi ve önüne oturup çeşitli varyete şovları seyredebilecekleri bir televizyonları vardı. Programlar kafasını karıştırıyordu, sadece dil değil, ekranda oyuncuların yüzünün üstünde görünen düşünce balonları ve yorumlar da vardı.

Bunu biraz da olsa tuhaf bulmuyor muyuz, diye sordu ama karısı sadece ha-ha-ha diye bağırdı teyzelerinin yanından. Kadının ailesi etrafında oturduğu için odanın diğer ucuna doğru itilmişti. Bir büyükanne kolunu kadının omzuna atmıştı. Karısı önemsemiyor gibiydi. Bir öğleden sonra televizyonda beyaz bir adam belirdi. Beyaz adam dikdörtgen çerçeveli bir gözlük takıyor ve Çince konuşuyordu. Kuzen adama, bunun Dashan[28] ya da Büyük Dağ olduğunu söyledi, Çin’deki en ünlü Çince konuşan Kafkasyalı[29].Yerli gibi konuşuyordu. Turta dükkanının sahibi Amerikalının da biraz Çincesi vardı, ama o kadar iyi değildi bu yüzden ona Küçük Dağ diyordu kuzen. Sen de bunlardan birisi olabilirsin, dedi kuzen, Orta Boylu Dağ olabilirsin mesela. Kadına planının bu olmadığını söyledi.

Annesi aradı ve televizyon seyretmemek için cevap verdi. Bugün ne yapmıştı? Ne yemişti? Söyledi. Peki dün? Söyledi. Peki yarın? Söyledi. Yaşadıkları yerin resmini gönder. Nedenini sordu. Kadın bir Çin kasabasının nasıl göründüğünü görmek istediğini söyledi. Büyük mutfakları ve büyük kanepeleri mi var, yok hiç mutfak ya da halı yok mu? Yedikleri şeyleri alıyorlar mı yoksa kendileri mi yetiştiriyor? Çarşılar var mı? Köpekleri seviyorlar mı? İyi sevilen bir köpek resmi gönder bana. Karın bir köyden mi gelmiş, diye sordu annesi. Hayır dedi. Ama sana karşı nasıldılar? İyi davrandılar mı? Yeterli besleniyor musun? Çok mu sıcak? Hava nasıl? Bir şeye alerjin var mı? Hastaneye gittin mi hiç? Eczaneye? Polis tehlikeli mi? Başkan Mao ile tanıştın mı? O öldü anne, diye cevap verdi. Ama resimleri hala asılı mı? Onun hakkında çok konuşuyorlar mı? Dua ediyorlar mı? Hiç kilise gördün mü? Ne zaman geri döneceksiniz? Ne zaman ziyarete geleceksin? Gözümüz yollarda kaldı. Bir sonraki ziyaretinizde topluca kampa gideriz. Hatırlıyor musun Kovboyculuk oynadığınızı, yüzüne çamur sürerdin. Anne, dedi. Devam etti, oralarda hiç park gördün mü? Hiç araba var mı? Ailesinin arabası var mı? Etrafla aran iyi mi? Daha mı az özgür hissediyorsun? Daha az özgürlük mü, diye sordu adam. Evet, oralarda daha mı az özgür hissediyorsun. Telefonu kapattı.

Kuzeni orada yokken, Google Translate kullandılar. Telefonun mikrofonuna konuştuktan sonra, telefonun her denileni sözde çevirmesi gerekiyordu.

Dışarı çıkıyorum dedi kadın.

Nereye, diye sordu.

Dışarı, yürüyüşe.

Benim de gelmemi istiyor musun?

Evet, ama hayır, teşekkürler, iyi günler ama hoş karşılanmazsın.

Sonra karısı , bezden bir şapka takarak – evde epey vardı- gezintiye çıktı.

Bu davranışın yaygın olup olmadığını görmek için İnternete baktı. Tıbbi nedenlerden dolayı olabilirdi, sıcak çarpması ya da normal bir çarpıntı. Beyin sarsıntısı geçirmiş olabilir miydi? Travma gibi bir şey olmuş muydu? Bir kocalar forumunda, kocalar karılarının kendileriyle neden konuşmayı kestikleri hakkında teoriler geliştiriyordu. Karılarının nasıl daha az konuşmasını sağlatacakları konusunda tavsiyeler arayan kocaların olduğu başka bir foruma da direkt bir link vardı burada.

Yürüyüşten daha fazla yiyecekle geri döndü. Her şey bir çantanın içerisindeydi, kulplarından tutup içtiği bir fincan kahve bile vardı çantada. Eriklerle dolu koca bir çanta ve içinde ayçiçeği çekirdekleri olan orta boy bir çanta ile kocasının yanına oturdu. İyi vakit geçirdin mi, diye sordu adam. Cevap vermedi.

İyi vakit geçirdin mi?

Telefonunu çıkardı ve ona doğru konuştu. Bir eriğe ilgini çekebilir miyim?

Ama iyi vakit geçirdin mi?

Bir ayçiçeği çekirdeğine ilgini çekebilir miyim?

Neden böyle oluyor? Diye sordu

Bazen bir şeyin sadece olması gerekir.

Annemle mi ilgili? Bana ı kızdın?

Zarar yoksa hata yok, acı yoksa kazanç yok.

Sanırım seni sıcak çarpmış olabilir.

Biraz yoğurtla ilgini çekebilir miyim?

Belki de seni bir doktora göstermeliyiz.

Hayır ben doktor değilim, ama sorduğun için teşekkürler. Çok naziksin. Teyzelerimden biri doktor, sadece şu an burada değil. Acil durumun nedir?

Gerçekten acil bir şey mi vardı. Kafasını salladı. Kadın yağlı kâğıda sarılı bir erik verdi. Sevmedi ama iki tane daha yedi. Eline ayçiçeği çekirdeği döktü biraz ve onları da yedi adam. Kabuklarını metal bir kâseye attılar. Daha sonra adama göre bir şapka bulmak için biraz zaman harcadılar.

Kafam çok büyük, dedi adam.

Hayır diye cevap verdi, Google Translate, sadece kafan çok büyük ve üçgen şeklinde. Ama üzülme sana üçgen bir şapka bulacağız ve bulduğumuzda onu takmalısın, çünkü daha çok erik yiyeceğiz.

Günün geri kalanında şapkalarını taktılar. Kadının ailesi görünüşlerini beğendiklerini söylediler ve fotoğraflarını çektiler. Karısıyla kollarını bir kalp oluşturacak şekilde ellerini birleştirerek poz verdiler. Bu ülkede genç çiftler böyle giyinmeyi seviyor diye çevirdi kuzen bir halanın dediğini. Aptalca ve biz bunu anlamıyoruz. Belki de tuhaf insanlardır. Belki de sadece birleşmek istiyorlardır. Evet, anlamıyoruz, ama sanırım birleştirmek iyi olabilir, korkutucu da olabilir. Lütfen şapkayı al ama, sana yakıştı.

Son gününü yarısını tuvalette yarısını yemek masasında geçirdi. Karısının Çincesi ilerlemiş gibiydi. Kuzeni artık birinci sınıf seviyesinde olduğunu söyledi, aynı zamanda karısından bir mesaj da iletti ona. Tam karşısında oturuyordu karsı.

Sen önce gitsen ve ben bir süre daha kalsam ne hissedersin?

Ne?

Kuzeni mesajı tekrarladı ama şimdi karısının sesini taklit ediyordu.

Hayır, dedi, olmaz.

Karısına baktı, kadın başını yana eğdi, kuzeni tercüme ettiğinde üzüldü.

Burada ne yapacaksın? Diye sordu adam.

Kadın telefonunu gösterdi, WeChat[30] açıktı, kişileri aşağı doğru kaydırıp bu zamana kadar sohbet ettiği insanları gösterdi.

Bunlar kim? Diye sordu adam telefonu elinden alıp.

Bir tanesi kuzeni, dedi kuzeni, teyzeler, amcalar, her iki büyük annesi, Amerika’daki ebeveynleri. Ve buradaki arkadaşları.

Burada mı? Hangi arkadaşları?

Kuzeni saydı. Kedi Felix, Truvalı Helen, Shirley Temple.

Rehberlerimiz mi? Rehberlerimizle mi konuşuyordun?

Ve Karl adında bir adam.

Aman tanrım.

Karısı ışıldadı. Bir parça Çince yazabiliyordu ve diğerleri alay ediyorlardı. Tam olarak söyleyemediği için telefon emojilerle doluydu. Burada, Hangzhou’da bir tur rehberi olmayı düşünüyordu. Amerikalılara Pagoda’yı gösterip efsaneyi anlatabilirdi. Sonunda, o orijinal eski metini okumayı umuyordu.

Kuzeni bunun kolej seviyesi bir okur yazarlık gerektireceğini söylese de şu anki gelişimine göre tahminen birkaç ay yetecekti başarmasına.

Birkaç ay mı, dedi adam, hayır olamaz.

Karısı elini onunkinin üstüne koydu. Yine üzgün görünüyordu.

Peki ya ben, demek üzereydi. Ben de yalnızım. Sonra biraz düşündü. Karısının her zaman açık ve pürüzsüz olan yüzüne baktı. Karısı konuştu, kuzeni tercüme etti. Geri döneceğim, sadece biraz zamana ihtiyacım var. Bunu tek başına yapabilirim, ama aynı zamanda bu aileyle birlikte. Aile bir seçimdir demiştin. Seninle guru duyuyorum, tıpkı senin benimle duyduğunu umduğum gibi. Korku yok, göz yaşı da yok. İstersen beni de WeChat’den ekleyebilirsin.

Başını salladı, o gün tek başına uçtu.

WeChat’de kadının bir bloğu vardı. Mesajlarını, Batı Gölü’nün ve kadının etrafındaki turistlerin resimlerini, yemeklerin, evcil hayvanların, konuşan bir papağanın, bir kutu civcivin, bir kamyonetin resimlerini takip etti. Karısı az da olsa İngilizceyi kullanmaya başladı ve o da biraz Çince öğrendi.

Ku, diye yazdı karısı.

Ku, cevapladı.



18 Kasım 2019’da “New Yorker” dergisinde yayınlandı.

Weike Wang: Amerikalı yazar. “Kimya” romanıyla “2018 PEN/Hemingway Ödülü”nü kazanmış.

Çeviri: Erhan Özdemir, Çilem Dilber

[1] Felix the Cat – Çizgi film karakteri [2] Cool [3] John Cheever – A.B.D’li öykücü [4] İlayda’da geçen ve Truva savaşının sebebi olarak gösterilen Antik Yunan Prensesi [5] ilk Çin imparatoru Qin Shi Huang'ın mezarında bulunan MÖ 210 tarihinde yapıldığı sanılan yaklaşık 8000 topraktan asker heykeli. [6] Çin mutfağına özgü güveç tarzı bir lezzet. Toprak tencerede kaynayan suyun içine çeşitli malzemeler eklenerek pişirilir. [7] 1930’ların A.B.D.’li çocuk yıldızı [8] La-Z-Boy [9] So-and-so [10] A.B.D.’de tavuklu sandviç fast food restoran zinciri [11] A.B.D’de bir sigorta firması [12] Hong Kong merkezli İngiliz oteller grubu [13] Dumpling [14] Gan bei [15] A.B.D.’de Durham'da bir üniversite [16] Summa laude [17] A.B.D.’de Boston'da bir üniversite [18] A.B.D.’de Cambridge’de bir üniversite [19] 1869'da yayın hayatına başlayan dünyaca ünlü bilim dergisi. [20] A.B.D’nin en büyük milli parkı [21] ABD’de bir spor kanalı [22] Family Reunion [23] Budist Tapınağı [24] Cool (İng.) [25] American-born Chinese [26] Ray Romano’nun oynadığı bir komedi dizisi [27] 1950’lerden bir komedi dizisi [28] Mark Henry Rowswell, 1988’den beri Çin televizyonlarına program yapan Kanadalı komedyen [29] Beyaz ırk için kullanılmış [30] Çin’de oldukça yaygın kullanılan bir sohbet programı

74 görüntüleme