• İshakEdebiyat

Öykü- Zeynep Tuğçe Karadağ- Kör Vagon

En son güncellendiği tarih: Tem 16

Gecenin geç inişinde, şehrin evlerin ışıklarından ibaret hale gelişinde farklılık aradı. Bulamadı. Gidecekti. Nereye olursa değil. Öyle bir serbestliği henüz kazanmamıştı. Bunaltıcı havanın iğde ağaçlarını kıpırdatmasını gördü. Tilkilerin tepeden inişini. Bileklerinde kımıldanma hissetti. Damarlarından rahatsız oldu. Kan değildi dolaşan. Sadece çakıl taşlarıydı. Kerem, istasyona vardığında duyduğu ter kokusunda, kavuşmalarda, ayrılıklarda, bekleyişlerde etkileneceği bir görüntü aradı. Yoktu. Trenin geleceği perona doğru ilerledi. Uzun uzun sarılmalar kalmamıştı. Ağlayan Çayır'daki veda sahnesi geldi aklına. Angelopulos hayranıydı. Tekdüzeliğe karşı filmlerdeki etkileyici sahneleri seçiyor, bir nebze de olsa hayattan kaçtığını sanıyordu. Aldanışlarından dağ yapmıştı. Dağı yıkacak olan da kendisiydi büyütecek olan da.

Birazdan gelecek olan Kurtalan Ekspres onu yeni hayatına götürecekti. Raylara yaklaştı. Sonra biraz daha. Sarı çizgiyi geçince omuzlarını dikleştirdi. Sınırları sevmezdi. İşaretleri, telleri, dubaları, haritaları… Gözlerini ayırmadan raylara baktı. Tren ihtişamlı sesiyle gelişini haber verince yolcular hareketlendi. Bavullar yürümeye başladı. O, yanına sadece sırt çantası ve evrak çantası almıştı. Evden çıkmadan önce defalarca evraklarını kontrol etse de yetmedi. Tekrar kontrol etti. Eksiksizdi. Kağıtlardan biri ıslandı. Elleri sürekli terlerdi. Yine terlemişti. Cebinden kâğıt mendil çıkarıp onları sildi. Bu yüzden rahatça bir kızın elini tutamazdı. Islaklık karşısındakini rahatsız edecek diye gerilir, gerildikçe de yaşadıklarından zevk alamazdı.

Perondaki yolcular, trene en önce binebilmek için birbirlerinin önüne geçmeye çalıştılar. Çirkindi. İnsanın anlamsızlığı ve kabalığı karşısında gözlerini kapatmak istedi. Bekledi. Taşıtlara en son binip en son inenlerdendi. Acele etmezdi. Kalabalık boşalınca kapıdan içeri girdi. Koridor tarafındaki koltuğunu buldu. Yan koltuğunda altmış yaşlarında, kilolu, esmer, saçlarının büyük kısmı beyazlamış, soğuk biri vardı. Evrak çantasını yukarıya koyduktan sonra yerine geçti. Yanındakine iyi yolculuklar diledi. Adam baş selamı vermekle yetindi.

Saat 22:58'i gösteriyordu. Hareket etmelerine iki dakika vardı. Yansıması, hesaplaşmaya neden olduğu için cam kenarına oturmazdı. Sureti ile karşılaşmasa da kafasındaki endişelerden, sorulardan uzaklaşamadı. Kurum ile sözleşmesini imzalayana dek rahat edemeyecekti. İş aradığı zamanları düşündü. Para kazanmak için girdiği işleri. Çalıştığı yerlere dair detayları unutmuş olsa bile hisleri oldukça tazeydi. Tezgahtarlık, ön muhasebe, garsonluk, ilaç mümessilliği… Hiçbirini sevmemişti. Aslında kimyagerdi. Büyük ilaç firmalarına girmeyi denese de olumlu sonuç alamamıştı. Sevgilisi bile geri dönerdi de onlar geri dönmezdi. Alışmıştı. Yıllar içinde tecrübe edinip hücrelerine dek sömürülünce kamuda çalışmanın en mantıklısı olacağına karar verdi. Alımlar çok azdı. Bir yıl yoğun çalıştıktan sonra yüksek puan aldı. Atandığında tüm sıkıntılarının geride kaldığına inandı. İstifa dilekçesini yazarken hissettiği şey mutluluktan ziyade rahatlamaydı. Kurumdan tebligat gelince evraklarını toparlamaya başladı. Tüm bunlar zihninden akarken uyudu...

Doğrulduğunda saat üçe geliyordu. Temkinli adımlarla yemek vagonuna doğru ilerledi. Vagonda altı kişi vardı. Genç kadın ve küçük kızı hemen girişteki masadaydı. Soldaki masada öğrenci oldukları belli olan üç erkek oturuyordu. Neşeli görünüyorlardı. Onların çaprazında diğerlerinden farklı duran sarışın bir adam vardı. Onun önündeki boş masaya oturup tost ile çay söyledikten sonra yolcuların hangi istasyonda bindiklerini düşündü. Öğrenciler, Kurtalan'dan binmiş olmalıydılar. Başka biri de şu an bu tahminleri yapıyor muydu? Sivas'tan bindiği tahmin ediliyor muydu? Çocuk sesiyle irkildi. "Anneee... Su adam bana bakıp duruyor." Şaşkınlıkla ben miyim diye bakındı.

Kadın dönüp "Hangi adam göster." deyince çocuğun işaretini takip ettiğinde, anladı arkasındaki adam olduğunu. Kadın boynunu uzatıp azarlarcasına "Önüne bak!" dediğinde kafasını çevirdi. Adamın bakışlarındaki donukluk aleniydi. Göz bebeklerinde hiç hareket yoktu. Gömleğinin üzerine sıkıca bağlanmış kravata takıldı. Bu sıcakta kravat takmasını garipsedi. Kıyafetleri eski ve temizdi. Yanındaki beyaz bastonu görünce onun görmediğini anladı. Kadına işaret ederek onun görmediğini ifade etti. Acaba şu an ona baktığını hissediyor muydu? Tahmin yürütemedi. Tek bildiği görmeyen insanların rüyalarında da göremediğiydi.

Adam ayağa kalktığında beyaz bastonunu birkaç adım öne attı. Yokladı. Orta boyluydu. Kerem'in masasına geldi.

"Merhaba. Engellilere destek olmak ister misiniz?"

"Merhaba, tabi ki destek olmak isterim."

"Engelsiz dergisi satıyorum. Alarak destek olabilirsiniz." Konuşması çok yavaştı. Dikkatlice baktığında yüzünün sağa doğru kaydığını fark etti. Belki de yüz felci geçirmişti.

"Buyurun oturun isterseniz." dediğinde teşekkür edip oturdu.

"Bugün pek kimseyle konuşamadım. Dergi satışı da olmadı. Kimse beni dinlemek istemiyor."

"Ben dinlerim," dedikten sonra dergiyi karıştırdı. Bir çay daha söyledi. Konuşmaya nereden başlayacağını bilmiyordu. Sağlığıyla ilgili soru sorsa yakışıksız olurdu. Yolculuk üzerinden konuşmaya karar verdi.

"Ankara'ya mı gidiyorsunuz?" Gülümsedi.

"Yolculuklarım hep ilk duraktan son durağa olur. Ankara'ya gidiyorum. Siz nereye?"

"Ben de Ankara'ya gidiyorum ama ilk duraktan binmedim." dediğinde hayrete düştü. O, pek çok durakta inmişti. Bazı duraklarda ise trene yetişememiş ardından koşarsa yakalayabileceğini sanmıştı. Beyhude…

"Yolculuklarım dediniz de merak ettim çok yolculuk yapar mısınız?" Gülümsemesi genişledi. Ellerini düzensizce hareket ettirmeye başladı.

"Ben her gün yolculuk yaparım. Çünkü... Trenlerde yaşıyorum."

"Trenlerde mi yaşıyorsunuz? Nasıl yani?"

"Herkes garipsiyor. Oysa şaşılacak bir şey yok. Burası benim yuvam." Trenin yuva olması ilgisini çekti.

"Peki neden?"

"Eskiden sokaklarda kalıyordum. Tren engellilere ücretsiz olunca burada yaşamaya başladım. "

"Yani sürekli seyir halindesiniz. Doğru mu anladım?"

“Evet evet. Doğru anladınız. Aklınıza gelebilecek tüm trenlere bindim. Sadece yıkanmak için ve kıyafetlerimi yıkamak için inerim." Yatak meselesini düşündü. Acaba yataklı vagonlarda mı kalıyordu? İyi de her trende yataklı vagon yoktu ki. Sonra ismini bilmediğini fark etti.

"Bu arada ben Kerem."

"Ben de Akgün. Memnun oldum." Akgün. Acaba günün aydınlığını hiç görebilmiş miydi? Beyazdan anladığı neydi? Üzerindeki kıyafetlerin tonlarını, göğün derinliğini, yoğun ışığın verdiği rahatsızlığı, gün doğumunu, ayçiçeklerini, zebraları… Hepsinin renkleri gözünün önündeydi.

"Yataklı vagonda mı kalıyorsunuz?"

"Yok yataklı vagon ücretsiz değil. Genelde pulmanda olurum. Nadiren yataklı vagona geçerim o da yeterli param olursa." Sürekli oturduğunu öğrenince üzüldü. Dergiyi satın almadığını fark etti.

"Dergi ne kadardı?"

"On lira." Hemen iki tane dergi aldı.

"Ankara'da indikten sonra yine başka bir trene mi bineceksiniz?"

"Hayır hemen binmeyeceğim. Önce hamama gideceğim."

"Hiç hamama gitmedim." dediğinde olağan karşıladı.

"Aklınızda olsun hafta içi sabahları giderseniz çok sakin oluyor." Akgün yerleşik olmamıştı Kerem ise yerleşikliğini sorgulamamıştı. Konuşulmayan bazı anlar baltadan daha keskindi. Kesildi. Soramadı.

Akgün, "Çok konuştum sizin de başınızı ağrıttım. Kusura bakmayın." dedi.

"Estağfurullah olur mu öyle şey." Ona dair her şeyi öğrenmek istese de yapamadı. Masadan kalktığında onu izledi. Öğrencilerin masasının kenarında ayakta duruyordu. Dergi satamayınca çıktı vagondan. Geriye yalnızca varsayımlar kaldı.

Sağlıklı insanlar için bile tehlikeli olan sokaklarda nasıl dayanmıştı? Taciz, şiddet, gasp ihtimalleri geldi aklına. Tüm ihtimallerin yaşama eylemine dahil oluşu canını sıktı. Ailesi ölmüş müydü? Yoksa terk mi edilmişti? Doğuştan mı görmüyordu yoksa sonradan mı? Muhtemelen doğuştandı. Hiç âşık olmuş muydu? Görmediği için ilk dikkatini çeken ne oluyordu? Kadının sesi mi? Kokusu mu? Ben olsam sabun kokusuna âşık olurdum diye düşündü, beyaz kalıp sabun. Vanilyadan hiç hoşlanmazdı. O baskınlık içini kaldırırdı. Sevmezdi ağır kokuları, baygın aşkları. Aşk atik bir şeydi. İnsanı hızla parçalardı. Kıskıvrak yakalandığını acı çekene dek anlamazdın bile. Bazen de sen parçalardın. Kement yapardın sevdiğinin boynuna. Can çekişirdi, çırpınırdı, yardım etmezdin… Kapatmaya çalışırdın, süpürürdün kırıkları. Haneke'nin söyledikleri aklına kazınmıştı.

"Halının altına süpürdüğünüz şey, gün gelir halıyı harekete geçirir."

Harekete geçirdiği halıları düşündü. Benliğinden utandı, aynı kalışlarından. Güneşin cama vurmasıyla irkildi. Sabah olmuştu. Etrafına baktı. Öğrenciler gitmişti. Kendine gelmeye çalıştı. Vagondan çıkıp tuvalete gitti. Dinç olması lazımdı fakat yorgundu. Sonra sadece evrakları teslim edeceği geldi aklına. Ferahladı. Yerine dönerken Akgün'e bakındı. Göremedi. Yanında oturan yolcu da yoktu. İnmişti belki.

Durakları geçerken kaldığı yerleri kazıdı. Geçemedi. Gerildi. Sararmış otları, buğday başaklarını seyretti. Biraz ilerleyince irili ufaklı ardıç ağaçlarını gördü. Annesini hatırladı. Kum döktüğünde annesi ona hep ardıç çayı kaynatırdı. Zamanla böbreklerindeki kum temizlendi. Ona göre kullandığı ilaçlar bunu sağlamıştı. Ama annesi ardıç sayesinde olduğuna inanıyordu. Ankara'ya giriş yaptıklarında elleri sırılsıklamdı. Kuruladıkça parçalanıyordu mendil. Kollarını gerdi, etrafa bakındı. Yolculuk sona erdiğinde vagonların boşalmasını bekledi. En son o inecekti. Akgün'ü gördü. Yanından geçerken seslenmek istese de seslenemedi. Çantaları alıp kapıya doğru ilerledi. Merdivenlerden inerken duyduğu sesle irkildi. Yer titriyordu. Çok şiddetliydi gürültü. Sarsıntının etkisiyle basamaktan boşluğa düşeceği anda tutunmaya çalıştı. Elleri ıslak olduğu için demirden kayıyordu. Zorlukla dengesini sağladığında inmekle inmemek arasında kaldı. Havaya karışan çığlık seslerini duyunca daha fazla kalamadı, indi.

Ortalık kan virandı. Uzağında koşturanlar vardı. Dumanlar netliği engellese de hareketler belli oluyordu. Yerdekileri görünce bomba patlaması olduğunu anladı. Şoka girdi. Şarapnel parçalarına deri parçaları eşlik ediyordu. Yaklaştığında parmak parçasıyla karşılaştı. Ucunda siyah ojeli tırnak… Acı su geldi genzine. Kime aitti? Nerelere dokunmuş, neler hissetmişti? Midesini atmak istedi, olmadı. Yeni hayatı bu muydu? Tiksindi başlangıcından. Yenilik. Hüsran. Kolundaki beyaz bandı bir ömür taşıyacaktı. Patlamayı kim yapmıştı? Masumları öldürmenin amacı ne olabilirdi? Koca bir hiç. Köklenmiş kötülük. Ya ölenler? Kavuşmak parçalanmak mıdır? Mecazla değil gerçek parçalanışla karşı karşıyaydı. Aksiyon sahneleri izlerken çekirdek çitlemeye benzemiyordu. Acıydı, kapkaraydı. Gerçek hayat tekdüze değildi anladı. Yaptığı dağ un ufak oldu, ezildi. Güvenlik kontrolleri yok muydu? Öfkelendi. İlerledikçe titremesi yoğunlaşıyordu. İnsanların uzuvları ayrılmıştı. Şimdi onları kim dikecek? Kim canlandıracak? Tanrı. İsyan. Geri döndü. Treni geçerse unutacağını sandı. Koştu, koştu, koştu… Yerde birkaç kişi daha vardı. Duraksadı. Unutamazdı. Muhtemelen patlama onları geri fırlatmıştı. Güçlükle beyaz bastonu fark etti. Baston parçalanmış, savrulmuş. Akgün neredeydi? Olanları idrak edince ne yapmıştı? Yıkanacaktı, temizlenecekti. Sonra yuvasına geri dönecekti. Beklentisi bu kadardı. O bile fazla geldi, o bile fazla. Biraz ileride bir baş bedeninden ayrılmıştı. Bakamadı. Boğazı yandı. Kıyafetlerine bakınca onun Akgün olduğunu anladı. Belki de değil dedi, belki de başka biri aynı şeyleri giymiştir. Yastan öncesi inkar. Kandıramadı kendini. Avazı çıktığı kadar haykırdı. Aniden raylara yanaştı. Kustu, kustu, kustu… Ağzını silmeden geri döndü. Buradan nasıl çıkacağını bilemedi. Çıksa da kurtulamayacaktı. Bir et parçasına bastığında durdu. Bakmak istemiyordu. Bilmese de ayakkabılarının altında burun parçası duruyordu. Çığlıkları çoğalttı. Devam etmek? Şimdi nereye? Yer kalmamıştı. Kurtulanlar var mıydı? Nefes almak kurtulmaksa, kurtulanlar vardı. Evrak çantasını merdivenlerde unuttuğunun farkında değildi. Akgün'ün bu kez gerçekten de son durakta indiğini anladı. O kız çocuğunun elbisesini gördü. Sarı… Keşke dedi, keşke gece benim de tek gerçeğim olsaydı.


Zeynep Tuğçe Karadağ

0 görüntüleme