• İshakEdebiyat

Esmahan Devran İnci İle Öykülerin Hikâyeleri


Suyun Şarkısı Esmahan Devran İnci’nin geçtiğimiz ocak ayında NotaBene Yayınevi’nden çıkan ilk kitabı. Kitap çıktıktan sonra sevgili Devran ile (kendisi bu ismi kullandığını sosyal medyadan duyurarak netleştirmişti.) yapılan söyleşileri okuma şansım oldu. Bu yola nasıl çıktığını, karşılaştığı zorlukları ve sürecin detaylarını anlattığı söyleşilerine çeşitli dergi ve sitelerden ulaşabilirsiniz. Kitaba dönersek sevgili Devran kitabı üç bölüme ayırmış ve tematik bir öykü kitabı oluşturma yoluna gitmiş.

İlk bölüm, Suyla Gelen.

Tanıkşör,Yaz yeni başlıyordu. Eski tortuları kusmak, defne ağacıyla konuşmak için en güzel zamandı…”

Azap, “…içimde edepsiz bir umut beliriyor, yaşamaya dair.”

Suyun Şarkısı, “…sıvandığı balçıklardan artık çıkma zamanı gelen Zerrin, onca yılın ardından yükselen alkışlarla küllerinden doğan Zerrin, suyun şarkısıyla kendinden geçmiş dans ediyor.” cümleleriyle bitiyor. Yani diyebilirim ki öykülere son ve etkili dokunuşlar finalde yapılmış. Kitaba adını veren, bu kitabı doğuran öykü ilk bölümde yer alıyor. Su, simge olarak kullanılmış, her öyküde umuda dokunulmuş inceden. Umudun arsızlığına, vazgeçilmezliğine…

Devran’a bu öykünün hikâyesini sordum. Ne zaman yazdığını, ona Suyun Şarkısı’nı yazdıran ilk duyguyu, öykünün son hâlini nasıl aldığını, hayatının hangi döneminin simgesi olduğunu? Dedi ki,

- 2018 yılının başında ilk dosyamı hazırlayıp bazı yayınevlerine yollamıştım. Yarışmaların verdiği gazla, dosyamın kabul edileceğine o kadar emindim ki arka arkaya ret cevapları gelince büyük bir yıkım yaşadım. Şimdiki yayınevimin editörlerinden Sibel Öz, dosyamı umut verici bulduğu için beni arayarak bazı öneriler getirmişti. Aslında o öneriler ışığında dosyayı toparlayabilirdim fakat çöpe atmayı tercih ettim. Tamamen hissel bir şeydi, iki üç ay yeni bir şey yazmayarak durup düşünme dönemine girdim. Suyun Şarkısı öyküm, o sancılı sürecin ardından yazdığım ilk hikâyeydi ve kafamda tematik bir kitap hazırlama fikrini doğurmuştu. Tam o sırada öykü, Sevgi Soysal Öykü Ödülü Seçkisi’nde yer alınca bunu doğru yolda ilerlediğime ilişkin bir işaret gibi değerlendirdim. Genelde önce dosya bitip sonra adı konulurken bende önce dosyanın adı, sonra teması ve öyküler oluştu. Suyun Şarkısı, kitabın yapı taşı olmasının yanı sıra, aklımdaki fikirleri, doğanın ve özellikle de suyun rehberliğini, hem içeriği hem de ismiyle en iyi vurguladığını düşündüğüm öyküdür, o sebeple kitaba ismini verdi. Dosyamın kitaplaşma sürecinde ise yazma serüvenimdeki öneminden ötürü kendimce dokunulmazlığa sahip olduğu için en az değişikliğe uğrayan öyküdür.

İkinci bölüm, Yitene.

Pişdar, “…bu savaş nasıl biter bilmiyorum, bildiğim; hayat, seçtiğimiz, seçemediğimiz, genellikle seçmediğimiz yollardır; değil mi ki yolunuzu seçtiniz, o hâlde yürüyeceksiniz…”

Boşluk, “…yazgıma teslim olarak biraz rahatlasam da, yıllardır saplanıp kaldığım yapış yapış kâbustan kurtulmak kolay değil…”

Göz, “…insanlığın tüm zulümlerini görmüş, yeter demek yerine, sineye çekip gideceği vakte kadar sabırla bekleyen, yaşayan bir ölü bakışı…”

Bu bölümde sıkışmışlığı, takılıp kalmışlığı, gömülmeyi, çıkamamayı sonrasında ise sorgulamayı, çözüm arayışını hissettim. Gerçek yaşanmışlıklardan çıkmış bazı hikâyeler vardır. Kurgularken bambaşka şeylere evrilse de çıkış tecrübe edilmiş bir olay ya da durumdur. Boşluk öyküsünün bir şahitliğe belki gerçek bir yaşanmışlığa dayanıp dayanmadığını merak ettim. Elbette yazar sadece yaşadıklarını, gördüklerini, bildiklerini yazmaz. Ben de Boşluk öyküsü üzerinden Devran’a, “Yazar ne yazar acaba?” diye sordum? Dedi ki,

- Bu soruyu kendi yazma serüvenim üzerinden cevaplarsam, yazmaya yeni başlayan birisi, ilk dönemlerde genellikle kendi yaşanmışlıklarından yola çıkıyor. Yazarların hayatını okuduğumuzda pek çoğu için sürecin bu şekilde işlediğini görüyoruz. Benim için de böyleydi. Fakat daha çok okuyup yazma pratiği edindikçe, kendinden sıyrılarak daha yaratıcı bir sürece giriliyor. İlk yazdığım öyküler anı-deneme-öykü karışımıyken gitgide hikâyelerde daha az yer almaya başladım. Elbette ki yaşadıklarımdan, duyduklarımdan, kendi ilham kaynaklarım olan doğa ve sanattan, mimarlık mesleğimden çok besleniyorum. Gördüklerimi hikâyelerin detayında işlerken, hikâyenin ışığını yakansa genelde duyduklarım oluyor, kulağıma çalınan çok basit bir konu, bir cümle kafamda hikâye yaratabiliyor. Kitabımdaki öykülerin neredeyse tamamı kurmaca ve bu etkileşimlerle ortaya çıktılar. Boşluk Öyküsü’nü ise çok iyi yakalamışsın, Suyun Şarkısı’nda yer alan on bir öykü içinde en fazla yaşanmışlığın bulunduğu öyküdür. Bu yaşanmışlık daha çok mekânsal deneyimleme şeklinde, öyküdeki olaylarınsa tamamı değil ama bir kısmı yaşanmışlığa ve şahitliğe dayanıyor.

Son bölüm, Umuda.

Ö.’nün Üç Günü, Göğe bakarken her günü farklı şekilde yazılan masalının o günkü sürprizlerinden artık korkmadığını…”

Hiç çocuk, “Bir el usulca sırtıma dokunuyor…”

Beyin Kemiren Tiktaklar, “…aylardır içine oturmuş burukluğun yerinde gelgitli, karışık bir mutluluk.”

Kare Bulmaca, “Haklıydın, unutmak olsa olsa kaçıştır.”

Nispeten daha dramatik daha hüzünlü öykülerden oluşsa da son bölümde de umuda uğramadan geçilmemiş. Burada dikkatimi çeken bir kısım var. Hiç Çocuk’ta karakterin bir cümlesi. “İnsanın, her zerresine ruhundan bir parça kattığı gözbebeklerini görücüye çıkarması ne zormuş! Çıplak gibi hissediyorum. Sanki herkes, o resmi yaparken düşündüklerimi, hissettiklerimi anlayacak, kendime sakladığım derinliklerimde izinsizce dolaşacakmış gibi.” Suyun Şarkısı, okurlarıyla buluştuğunda Esmahan Devran İnci de böyle mi hissetti acaba, diye sordum. Dedi ki,

- Kitaptaki öykülerin çoğu tema doğrultusunda, yakın zamanda yazılmış kurmaca hikâyeler, ben daha önce de söylediğim gibi hislerim ve etkileşimlerimle öykülerde yer alıyorum. O sebeple kitabım için Hiç Çocuk’taki ressam gibi hissetmiyorum. Fakat o cümleyi yazarken o duygunun nasıl olduğunu bilerek yazdım. Yazma serüvenimdeki ilk öyküler, kendi dertlerim üzerinden iç döküşlere ve yaşanmışlıklara dayanıyordu. O dönemde yazdığım bir öyküm, bir yarışmanın kitap seçkisine girdiği hâlde fazlasıyla yaşanmışlık içerdiği için kimseyle paylaşmadım, okunsun istemedim, hatta yazdığıma da sonradan pişman oldum.

Sadece öykülere, yazara ya da kitabın macerasına odaklanmak yerine yazarın öyküleri oluşturma sürecindeki duygusal değişimlerine, yaşantılarına da değinmek istediğimden Devran’dan onun için en özel öyküsünün hikayesini anlatmasını rica ettim. O da bizlerle Tanıkşör öyküsünün hikâyesini paylaştı.

- En özel öyküm diye bir şey yok aslında, hepsini çocuğum gibi hissediyorum. Bir anne nasıl her çocuğunu farklı şekilde severse benim de öykülerimle ilişkim öyle. Kitaba ismini veren ve doğuran Suyun Şarkısı öykümün biraz diğerlerinden ayrıldığından bahsetmiştik zaten. Şimdi de kitabın ilk öyküsü Tanıkşör’ün hikâyesini paylaşmak istiyorum. Mimarlık, tıpkı yazmaya benzeyen ve zamanımın çoğunu talep eden bir meslek, bu sebeple en büyük problemim hep zaman oldu. Sınırlı sürelere sığamadığım için, beynim kendiliğinden bir çözüm yolu geliştirdi, uykuyu aktif şekilde kullanmaya başladım. Hangi öyküyü yazacağıma, bir öykünün takıldığım yerini nasıl çözeceğime rüyalarda karar verir oldum. Bu bilinçli yaptığım bir şey değildi. Tanıkşör’ün önemli bir bölümünü, ismi de dâhil rüyamda tasarladım. Rüya bittiğinde kendimi uyandırıp not aldım. Gece yazdıklarımı sabah çok saçma bulsam da akıl defterime geçirdim. Aylar sonra o notu açar açmaz, hikâye beni yaz diye tutturdu. Tabii o not bir paragraftan ibaretti ama öykünün yapı taşıydı. Sonrasında araştırma ve çalışmayla son hâlini aldı.

Kendisine paylaşımı için teşekkür etmeden önce kitap hakkındaki fikrimi öncelikle onunla paylaştım. Bir okur olarak öykülerden süzüp çıkardıklarım şu şekildeydi.

Yitene- sorgulama

Umuda- doğum sıkıntısı

Suyla Gelen- güçlü adımlarla umuda yürümek.

Henüz okumamış olanlara okuma sıralamasını bu şekilde önersem ne dersin, diye sordum. Dedi ki,

- Suyun Şarkısı artık kitaplaştığına göre, ben zaten bir okuma önerisi ortaya koymuş oluyorum. Doğru okuma şekli kitaptaki sıralamadır bence: Suyla Gelen, Yitene, Umuda. Bölümler, kitabın ana temasına göre şekillenen alt temalarla oluştuğu için, isimlerini de alt temayı vurgulayacak şekilde seçtim. Bölümlerin sıralaması da yine yoğun düşünsel süreçlerin ardından şekillenip, öyküler daha sonra bölümlerde yerini aldı. Üç bölümün de başında yer alan birbirinin devamı şeklindeki masalsı öyküyle tematik bir bağlanış olsa da hikâyeler kendi bölümünün ruhunu yansıtıyor. Fakat bu saatten sonra kitabım okura teslim ve okur elbette ki tüm bu altyapıdan bağımsız olarak öyküleri kendi yaşanmışlıkları, duygu ve düşünceleriyle harmanlayıp dilediği gibi okuyacaktır.

Suyun Şarkısı ile ilgili değerli fikirlerin, sıra dışı soruların ve bu keyifli söyleşi için çok teşekkür ederim.

Esmahan Devran İnci’ye samimiyeti, paylaşımı için çok teşekkür ederim. Henüz yolun en başında olsa da sağlam adımlarla ilerleyeceğine inanıyorum. Ben onu sabırlı, çalışkan, dayanıklı bir kadın olarak tanıdım. Yolu açık olsun.


Çilem Dilber

0 görüntüleme