top of page

Hicret Birik Yazdı- İflah Olmaz Bir Tiryakiden ‘Sigara İçmemek’ Kitabı Üzerine

Yazarın fotoğrafı: İshakEdebiyat
İshakEdebiyat
12 Ağu
4 dakikada okunur

Bir yazanı yazar yapan şey neyi anlattığı mı, nasıl anlattığı mı mevzusu süregelen bir tartışma olsa da kalıcılık, anlatılan olayın kendine has bir üslupla birleşmesiyle alakalıdır, diye düşünüyorum. Zira aynı hikâye, farklı kalemlerde bambaşka bir tesire dönüşebilir. Okurun zihninde iz bırakan şey çoğu zaman olayın kendisi değil, onun dile getiriliş biçimidir. Bununla birlikte güçlü bir üslup arayışı, kimi zaman yazarı yapay bir gösterişe sürükleyebilir. Etkileyici görünme gayesiyle yüklenen cümleler, metnin doğal akışını zedeleyerek okurla arasına görünmez bir mesafe koyabilir. Oysa en çarpıcı metinler çoğu zaman kendini ispat etmeye çalışmayan metinlerdir. Kontrolsüz denebilecek ölçüde doğal, hesapsız ve sade akan bir anlatım, süslü ifadelerden çok daha kolay nüfuz eder okurun zihnine. Çünkü samimiyet insanları en çok etkileyen davranış biçimidir. Gösterişle değil kendi arı duruşuyla kurduğu ilişkilerde insanlar daha sağlam bir zemin ve hayranlık üzerine kurulu birliktelikler geliştirebilirler. Bu durum yazar ve okur arasındaki bağ açısından da böyledir. Yazarın sesi, etkileyici olmaya çalıştığı ölçüde değil kendisi olmaktan çekinmediği ölçüde sahici ve kalıcı hâle gelir.

İsmail Pelit, Sigara İçmemek isimli eserinde tam da bunu başarabilmiştir. Okurun içine işleyen doğal ve samimi anlatımıyla yalnızca edebi kişiliğini değil, insan olarak dünyaya bakışını ve yaşama biçimini de okura çekinmeden gösterebilmiştir. Roman, sigarayı bırakmayı tasarladığı yirmi dört saatlik kısa bir zaman dilimini merkezine alırken, bu sürecin çağrıştırdığı hatıralarla giderek otobiyografik bir anlatıya dönüşüyor. Anılar ile şimdi arasında kurulan bu gelgitler, metni sıradan bir hatırat olmaktan çıkarıp üst kurmaca bir esere dönüştürüyor.

Özellikle kırk yaş ve üzerindeki okurların kendilerinden pek çok iz bulabilecekleri romanda, yazarın çocukluğuna yaptığı dönüşler dikkat çekmektedir. Bunun temel sebebi, doksanlı yılların henüz kentleşmenin bugünkü hızına ulaşmadığı, küçük şehirlerin birbirine benzeyen gündelik hayatlardan oluşan bir dönem olmasıdır. O yılların çocukları için birçok ayrıntı ortak bir hafızanın parçasıdır. Televizyonda Kenan Evren’e rastlamak, sobanın tavana düşen gölgelerine dalıp hayaller kurmak, ansızın kesilen elektrikler, gaz lambaları ve mum ışığında geçirilen akşamlar, mutfak aletlerini süsleyen el işi örtüler, mahalle aralarında oynanan oyunlar, veresiye defteri tutan küçük bakkallar… Metinde verilen bu ayrıntılar yalnızca nostaljik bir dekor değil okurun kendi geçmişine açılan birer kapıdır. Pelit de bu ortak hafızayı büyük iddialarla değil, gündelik hayatın en sıradan ayrıntıları üzerinden kurarak okuruyla güçlü ve sahici bir yakınlık kuruyor.

Yazar sigarayı bırakma kararı ile sadece nikotinle değil kendi hayatıyla yüzleşiyor. Çünkü bağımlılık yalnızca bedensel değildir, davranışların güçlü bir alışkanlığa dönüşmesi o davranışın tekrar ettiği süreçte kişiyle etkileşimde olan insanlar, mekânlar ve hatıralarla ilgilidir. Yani, kişinin bağımlılığı yâdeşlik ettiği hatıralar ölçüsünde güçlenir.  Çocuklukta görülen ilk sigara, mahalle, arkadaşlıklar, ilk yetişkinlik hissi... Bunların hepsi sigarayla örülmüş bir hafızaya dönüşür. Dolayısıyla sigarayı bırakmak, yalnızca bir alışkanlığı terk etmek değildir, kişinin hatıralarını ören bir anlamı da bırakması demektir.

Romanın en sarsıcı bölümlerinden biri ise anlatıcının baba figürüyle hesaplaşma isteğidir. Baba, anlatıcının sigara içtiğini öğrenince kendisine şiddet uygular. Babasından gördüğü şiddetin ardından anlatıcı, ‘Her oğul bir gün babasını öldürmelidir,’ düşüncesini dile getirmektedir. Anlatıcının bu sözü ilk bakışta sert ve provokatif görünse de mitolojik ve psikanalitik gelenekte sıkça karşılaşılan simgesel bir motife yaslanır. Buradaki öldürme eylemi, biyolojik babanın ortadan kaldırılmasını değil bireyin kendisini kurabilmesi için baba otoritesini aşmasını, çocukluk korkularından ve miras aldığı tahakkümden sıyrılmasını ifade eder. Ayrıca baba figürünü tüm otoriteleri simgeleyen bir metafor olarak düşünmek de mümkündür. Yazar daha sonra düşsel bir anlatım ile babayı öldürmediği için kendi dilinin kesilmesine müsaade etmektedir. Yani otoriteye karşı duramayan birey dışsal şiddeti içe doğru çevirir. Dilinin kesilmesine izin vermek otoriteye karşı gelmektense kendi konuşma hakkından, itiraz gücünden vazgeçmek olarak düşünülebilir.  Bu yönüyle roman sıradan bir otobiyografik eser olmaktan çıkarak politik ve psikanalitik bir metne de dönüşür.

Romanın dikkat çekici bölümlerinden bir başkası ise anlatıcının sigarayı zihninden bir türlü çıkaramaması üzerine kendisini cezalandırmaya karar verdiği bir sahnedir. Bu sahnede anlatıcı, gece yarısı eline bir poşet alarak telefonunun feneri eşliğinde evinin bulunduğu sokağı dolaşıp sigara izmaritlerini toplamaya karar verir. Bu davranış ilk bakışta absürt gibi görünse de romanın psikolojik katmanlarını görünür kılan güçlü bir semboldür. Anlatıcı, sigarayı içmemeyi başarmış olsa da onun zihnindeki varlığını ortadan kaldıramamıştır. Bu sebeple cezasını bedeniyle değil, iradesini sınayan bir eylem üzerinden çekmeye karar verir. Topladığı her izmarit, yalnızca sokağa atılmış bir çöp değil geçmişinin ve bağımlılığının kendisinde bıraktığı izlerin de sembolüdür.

Yazarın bu eylemi toplum tarafından ise bambaşka bir biçimde okunur. Gece vakti sokaklarda elinde poşetle dolaşan bir adam şüpheyle yaklaşılması gereken biri olarak görülür. Kendini bağımlılığı ile bağladığı geçmişini temizlemeye çalışan birisinin toplum tarafından algılanması elbette pek mümkün değildir. Yapılan ihbar üzerine gelen polislerin anlatıcıya inanmayıp onu karakola götürmesi, romanın birey ile toplum ya da otorite arasındaki mesafeyi görünür kıldığı önemli sahnelerden biridir. Anlatıcı bütün sorulara olduğu gibi cevap verir. Yazar olduğunu, fakat yazarlığın geçimini sağlamaya yetmediği için kapıcılık yaptığını söyler. Ne var ki dürüstlük güven vermez. Gerçek, olağan dışı bulunduğu için yalan muamelesi görür.

Bu sahne aynı zamanda edebiyatın toplumsal karşılığı üzerine de ince bir eleştiri taşır. Anlatıcının yazar olması ama aynı zamanda kapıcılık yapması, yazarlığın manevi değeri ile ekonomik karşılığı arasındaki uçurumu görünür hâle getirir. Bununla birlikte roman, okura acındırıcı bir hikâye sunmaz, aksine bu gerçeği büyük bir doğallık içerisinde aktarır. Belki de metni etkileyici kılan da tam olarak budur. Yazar bağımlılığından kurtulma sürecinde hatırladığı kimi kötü anılarını bile trajik duygulanımlara başvurmadan, gündelik hayatın sıradan akışı içerisinde anlatmayı tercih eder. Böylece okur, anlatıcının yaşadıklarını yalnızca okumaz, onları kendi hayatının mümkün bir parçası olarak da hisseder.

Kitabın bir okur olarak beni en çok etkileyen bölümü ise yazarın hayal kurmaya dair anlattığı bölüm oldu. Bu bölümden bir kısmı olduğu gibi alıntılayarak inceleme yazısına son vermek istiyorum. Zira kitabı bir inceleme yazısıyla hakkını vererek anlatmanın mümkün olmadığını düşünüyor, Sigara İçmemek kitabını edebiyatseverlere gönülden tavsiye ediyorum.

“ 2 yaşındaydım. çorum’daki iki katlı müstakil bir evin alt katında oturuyorduk. o mahalledeki bütün evler gibi bizim evimiz de sobalıydı. annem beni somyanın üzerine yatırmış, üstüme de bugün hâlâ niğde’deki köy evinde var olmayı sürdüren bir metrekarelik battaniyeyi örtmüştü. odada soba yanıyordu, sobanın üstündeki boşluktan alevler odanın tavanına yansıyordu. yattığım yerde sadece tavanı rahatça görüyordum. sobanın alevinin tavana yansıyan ve sürekli kımıldayan turuncusunu seyrediyordum. mutluydum. düşüncesizdim. akılsızdım. sadece vardım. hiçbir şeysiz. kılçıksız bir var olma halinin içindeydim ve bunu da bilemeyecek, göremeyecek kadar o anın içine yapışıktım. gelecek ya da geçmiş yoktu. o an ve ben vardım.” (Sigara İçmemek, Epona Yayınları, Syf. 213)

“ gelecekte kendimi sıcak bir evde sevdiğim insanlarla birlikte yaşarken görüyorum. iddiasız, hırstan uzak bir hayatın içinde, geçmişini hayal ederek geleceğe hazırlanan bir adam olarak.” (Sigara İçmemek, Epona Yayınları, Syf. 213.)


Hicret Birik

2 Yorum


anryha elmartino
25 Ağu

Mobil kullanım TR'de artık masaüstünün çok önüne geçti. Büyük çoğunluk zaten telefon üzerinden giriş yapıyor, yatırım yapıyor, oyun oynuyor. Bu yüzden bir sitenin masaüstündeki görünümü benim için birincil kriter değil — telefondan nasıl çalıştığı çok daha belirleyici oluyor. Bazı platformlarda masaüstü eksiksiz çalışıyor ama mobilde menüler kayıyor, oyun yüklemeleri takılıyor, ödeme sayfası düzgün açılmıyor. Bu sorunlar küçük detay gibi görünebiliyor ama yatırım veya çekim anında yaşanırsa ciddi problem haline geliyor.

https://dicebetlogin.com/ adresine ilk önce telefondan girdim. Sayfalar hızlı açılıyor mu, lobi gezinmesi rahat mı, destek butonuna kolay ulaşılıyor mu diye kontrol ettim. Genel akış telefondan sorunsuz işliyorsa masaüstüne de bakıyorum — ama mobilde bir şeyler sallantılıysa devam etmiyorum. TR'de çoğu kullanıcı gibi ben de artık mobil deneyimi ilk filtre olarak kullanıyorum.

Beğen

Nicole Parsons
Nicole Parsons
20 Ağu

Spent a while comparing quotes for a kitchen countertop replacement before going with this fabricator https://ps-countertops.com, mainly because their showroom actually had the quartz slab we wanted in stock to look at in person instead of just photos. Installation was precise — seams barely visible, which wasn't the case with a bathroom vanity we'd had done elsewhere years ago. Crew was tidy and finished within the timeframe they quoted. Worth checking their selection if you're in the Charleston area and shopping around for countertops.

Beğen
bottom of page