İshak İlk Kitap Soruşturması- Aslı Sökmen Gediz
- İshakEdebiyat

- 14 May
- 3 dakikada okunur
1- Öykü yazmaya ne zaman, nasıl başladınız?
Yazmaya başladığım net bir tarihi not düşmek zor; çünkü bu çocukluktan beri süren okuma halinin zamanla içimde bir sese dönüşmesiyle oldu. Önce dağınık notlar, kısa denemeler, aklıma yazılan cümlelerle yola çıktım ardından okuduklarımla çoğalan, içimde yankılanan ve farklı türlerde kendine yol arayan metinler ortaya çıktı.
Bunların olgunlaşıp bütünlük arz eden metinlere dönüşmesi ve bilinçli olarak öyküye yönelmem ise son altı yıl içinde gerçekleşti. Yazdıkça dilin daraldığını değil genişlediğini fark ettiğim bir dönem oldu.

2- Öykü türünü seçmede özel bir nedeniniz var mı? Öykü yazmanın kolay olduğunu düşünüyor musunuz?
Öncelikle okur olarak da kendimi en yakın hissettiğim tür öykü. Kısa bir metnin içinde bu kadar geniş bir dünyayı taşıyabilmesi bana her zaman sahici geldi. Öykünün yalınlığını, keskinliğini ve bıraktığı boşlukları seviyorum. Okura alan açan, onu yaratım sürecine dâhil eden; hayal gücünü aktif biçimde kullanmasını gerektiren dinamik bir tür. Bazen hikâyenin sonunu okura bırakıyor, açıkça yazmak yerine bir kapı aralayarak sezdiriyor veya düşündürüyorsunuz. Bunu hem yazan hem de okuyan için heyecan verici buluyorum.
Öykü yazmanın kolay olduğunu söyleyemem. Hatta basit ve yalın bir dille anlatmak yazının belki de en çetin sınavı. Öyküde gereksiz hiçbir şeye yer olmadığı için de bir anlamda bir ayıklama ve sadeleştirme sanatına da dönüyor mecburen. Bu da yazarken daha dikkatli ve titiz olmayı zorunlu kılıyor. Yazmak, büyük bir kelime işçiliği ve sabır gerektiriyor. Bir öyküyü bir oturuşta yazmak mümkün olabilir; ancak üzerinde çalışarak son şeklini vermek bazen aylar sürebilir.
3- İlk öykünüzün yayımlanma macerasını anlatır mısınız? Yayımlandığını gördüğünüzde neler hissetmiştiniz?
Çok büyük bir heyecandı. Yazıyla kurduğum ilişkinin görünür hâle geldiği önemli bir eşikti. Mahalle Edebiyat ilk öyküme yer vermişti. Kabul mailini aldığım anı hâlâ çok net hatırlıyorum. Yayımlandığını görmek de ayrı bir heyecandı. Mutluluğun yanında, biraz savunmasız hissettiğimi de söylemeliyim çünkü bu aynı zamanda içimdeki sesin dış dünyada duyulur hâle gelmesiydi.
Aslında uzun bir süre yazdıklarımı bir yerlere göndermeye çekindim. Alacağım olumsuz bir geri dönüşün yazma isteğimi zedelemesinden korkuyordum. İlk öykümün yayımlanması, diğer öykülerimi de farklı mecralara göndermek için bana cesaret verdi. Dergilerde yayımlanmanın bu yolculuğun önemli ve geliştirici bir parçası olduğuna inanıyorum. Okura ulaşmanın en hızlı ve güvenli yollarından biri bu bence. Online ya da basılı dergilerin iyi edebiyat okurları tarafından takip edildiğini düşünüyorum.
4- Öykülerinizden dosya oluşturma fikri nasıl oluştu? Dosyanızı oluştururken nelere dikkat ettiniz? Belirli bir tema üstünden mi ilerlediniz yoksa farklı temaların oluşturduğu bir bütünü mü tercih ettiniz?
Yola çıkarken aklımda bir kitap fikri yoktu. Zamanla biriken metinler, yayımlanan öyküler ve gelen geri dönüşler beni bu düşünceye yaklaştırdı. Elimde biriken pek çok öykü vardı; bir kısmı zaten farklı dergilerde yayımlanmıştı. Etrafımdan gelen telkinlerin de bu kararda etkili olduğunu söyleyebilirim.
Kurgu olsa da sahici öyküler yazmaya gayret ettim; gösterişsiz, ölçülü ve özenli bir anlatım dili kurmaya çalıştım. Belirgin tek bir tema etrafında ilerlemekten çok, birbirine yakın duyguların ve meselelerin oluşturduğu bir bütünlüğü önemsedim.
Bir araya geldiklerinde öykülerimin; sıradan hayatlar yaşayan insanların iç dünyalarına, bastırılmış duygularına, hayal kırıklıklarına ve geçmişe duyulan özleme odaklanan ortak bir çerçeve etrafında toplandığını fark ettim.

5- Kitap yayımlamak oldukça meşakkatli bir iş. Dosyanız okunmayabilir, okunsa bile uzun süre bekletilebilir, bekletilse bile birçok etmenden dolayı yayımlanamayabilir. Bütün bu durumlar gözünüzü korkuttu mu?
Evet, bu ihtimallerin hepsi sürecin başından beri aklımdaydı ve insanı ister istemez tedirgin eden şeyler. Dosyanın okunmama ihtimali, okunup uzun süre geri dönüş alınamaması ya da farklı nedenlerle yayımlanmaması… Bunların hepsi motivasyonu zorlayan durumlar.
Ama kendimi hep şu düşünceyi hatırlattım: Yazma nedenim yayımlanma ihtimalinden daha güçlü olmalı. Mühim olan yazmak ve bundan vazgeçmemek. Bu süreç, metinle kurduğum ilişkiyi de sınayan, onu daha sahici bir yere taşıyan bir deneyime dönüştü.
Gözümü korkuttu mu? Evet, elbette. Ama bu korku, geri çekilmekten çok daha dikkatli ve sabırlı olmaya yöneltti beni. Yazıyı yalnızca sonuç üzerinden değil, süreçle birlikte düşünmeyi öğrendim.
6- Çok fazla yayınevi var. Yayınevini belirlerken nelere dikkat ettiniz? Hedefinizde bir yayınevi var mıydı?
Gerçekten de piyasada farklı şekillerde çalışan pek çok yayınevi var. Elimden geldiğince listemi, bu işi ciddiyetle yapan; metne ve yazara özen gösteren, editoryal açıdan titiz yayınevleriyle sınırlamaya çalıştım.
Potkal Yayınları ile kurduğum iletişim ve editoryal süreç, ilk kitap deneyimimi sorunsuz ve verimli bir şekilde ilerletmemi sağladı.
7- Öykü yazmaya yeni başlayanlar için önerileriniz nelerdir? Yola çıkmadan önce çantalarına neler koymalarını isterdiniz?
Flaubert ’den bir alıntıyla cevap vermek isterim: “İnsan her şeyden önce kendisi için yazmalıdır. İyi yazmanın biricik yolu budur.”
Yazmak sabır ve emek isteyen bir uğraş olduğu kadar, insanın kendini yeniden kurduğu bir süreç. Yayımlanmak, kitap çıkarmak ve okura ulaşmak bu yolculukta önemli ama yazının asıl kaynağı içeride. Kendi iç dünyamızı beslemek, gözlem yapmak, iyi okumalarla zenginleşmek ve hayata derinlemesine bakmak yazıyı besleyen damarlar diye düşünüyorum. Kendi adıma da yazma serüvenimi ulaşılacak bir hedef değil, vazgeçemediğim bir hal olarak gördüğüm için uzun yıllar sürdürmek istiyorum.




Yorumlar