• İshakEdebiyat

İshak İlk Kitap Soruşturması-Nihan Feyza Lezgioğlu

1- Öykü yazmaya ne zaman, nasıl başladınız?

Aslında ben, okuma yazmayı öğrendiğim andan beri bir şeyler yazıyorum. Altı yaşındayken masal yazarak başlayan bu süreç bir süre sonra sırasıyla şiir ve denemeyle devam etti. Annem ve babam beni yazmam için küçük yaşlardan itibaren çok desteklemişlerdir. Annem yazdıklarımı çocuk dergilerine göndermiş, yayımlananları da ayrı bir yerde biriktirmiştir. Hâlâ ara ara açıp bakarız eskilere. Öykü yazmaya başlamam ise daha geç bir tarihe, üniversite üçüncü sınıfa denk geliyor. Denemelerimi Yedi İklim’e, Ali Haydar Haksal Hoca’ya götürmüştüm. Yazdıklarımı okuyunca bana dilimin müsait olduğunu, öykü yazmayı denememi söyledi. Jack London’ın Martin Eden romanından Cahit Zarifoğlu’nun Yaşamak hatıratına kadar birçok kitap önerdi, ben de okumaya başladım. İlk öyküm Yüzük’ü de kısa bir süre sonra yazdım. Öykü, Yedi İklim’in Haziran 2016 sayısında yer aldı.

2- Öykü türünü seçmede özel bir nedeniniz var mı? Öykü yazmanın kolay olduğunu düşünüyor musunuz?

Üretimin her çeşidi zor. Sanat eseri üretmek de hiç kolay değil. Öykü yazmaya planlı bir şekilde yönelmedim ama yazdıkça ne kadar keyifli olduğunu fark ettim. Söylemek istediğinizi, sözü çok da uzatmadan aktarabiliyorsunuz. Bu, öyküde karar kılmamda büyük bir etkendir diyebilirim.


3- İlk öykünüzün yayımlanma macerasını anlatır mısınız? Yayımlandığını gördüğünüzde neler hissetmiştiniz?

Ali Haydar Haksal Hoca’nın önerileri üzerine okumaya başladıktan kısa bir süre sonra yazdım ilk öykümü. Nasıl olup da kurgusal bir metin ortaya çıkarabildiğime inanamamıştım. Sonra öyküyü Yedi İklim’de görünce çok iyi hissettiğimi, biraz da duygulanıp tekrar tekrar okuduğumu hatırlıyorum.


4- Öykülerinizden dosya oluşturma fikri nasıl oluştu? Dosyanızı oluştururken nelere dikkat ettiniz? Belirli bir tema üstünden mi ilerlediniz yoksa farklı temaların oluşturduğu bir bütünü mü tercih ettiniz?

2016 yılının Eylül ayından itibaren Dergâh Dergisi’nde düzenli olarak öykülerim yayımlanmaya başladı. Bu arada diğer edebiyat dergilerine de öykü gönderiyordum. Zamanla sayı olarak belirli bir çoğunluğa ulaştılar; kitap dosyası hazırlamaya başladım ben de. Tema bakımından da genelde ölüm-hayat, toyluk-olgunluk, delilik-gerçeklik gibi konularda yazdığım için öyküler kolayca bir araya gelip kitabı meydana getirdiler aslında. Dosyayı oluştururken tekrara düşmemeye özen gösterdim. Kendi içlerinde uyumlu da olsalar, benzer konulardaki öyküleri art arda koymamaya, okuru monoton bir okuma yapmaya itmemeyi önemsedim.

5- Kitap yayımlamak oldukça meşakkatli bir iş. Dosyanız okunmayabilir, okunsa bile uzun süre bekletilebilir, bekletilse bile birçok etmenden dolayı yayımlanamayabilir. Bütün bu durumlar gözünüzü korkuttu mu?

Çok büyük iddialarla yazan biri değilim aslında. Ama günümüzdeki bunca kitap kalabalığı içinde şans verilmesi gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum Kaz Ayağı’nın. Dolayısıyla bütün bu olumsuzluklardan çekinsem de kitabı yayımlatma isteğim baskın geldi sanırım.


6- Çok fazla yayınevi var. Yayınevini belirlerken nelere dikkat ettiniz? Hedefinizde bir yayınevi var mıydı?

Dergâh’ta düzenli olarak yazıyordum ve kitap dosyası hazırlamak istediğimi dergi editörümüz Ali Ayçil Hoca’ya söylemiştim. Kendisi çok ilgilenir, o zamanlar dergiye yazdığım öykülerin hepsine tek tek eleştiri getirirdi. Yine bu aşamada da kitabın basımı aşamasında da çok destek olmuştur sağ olsun. Dolayısıyla zaten bildiğim ve bir parçası olmaktan memnun olduğum Dergâh’la yola çıkmayı seçtim.


7- Öykü yazmaya yeni başlayanlar için önerileriniz nelerdir? Yola çıkmadan önce çantalarına neler koymalarını isterdiniz?

Her alanda olduğu gibi edebiyatta da yeni bir şeyler söylemek istiyorsak okumak, dinlemek, seyretmek zorundayız. Hayatta eylemsizliğe yer yok. “Duran su bile olsa yosun tutar,” der annem. Farklı disiplinler üzerine bir şeyler okumak da yararlı oluyor. Ben doğayı da çok gözlemlerim. İnsana dinginlik ve farkındalık kazandırdığını düşünüyorum.



126 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör