• İshakEdebiyat

İshak İlk Kitap Soruşturması: Gamze Efe


1- Öykü yazmaya ne zaman, nasıl başladınız?

Bir karar vererek değil de kendiliğinden oldu diyerek söze başlamalıyım sanırım. Kendi hayatımda durduğum yeri, yaşamımın nereye evrileceğini sorguladığım bir dönemde ancak yazarak kendimle konuşabiliyordum. Kendimce hayatıma bir anlam yüklemem gerekiyordu. Sanırım insanın en zor sınavı tatminsizlik. Sürekli yeni bir şeyler öğrenme, bilmediğini fark ettiğin anda dehşetli bir merak duygusu ve bunun sonunun gelmemesi, içinde büyük boşluklar yaratabiliyor. Benim sürecim de böyle duygular içerisinde başladı diyebilirim. Bundan yedi yıl önce, tam olarak ne işe yaradığımı ve nereye kadar ne yapabileceğimi, ne yapmak istediğimi soruşturmakla.

İlk olarak roman yazma düşüncesiyle yola koyuldum. Ciddi anlamda işin üzerine eğildiğimi sandığımda üç yüz sayfaya yakın bir metni tamamlamıştım bile. Sadece gevezelik yaptığımı yıllar sonra fark edecektim. Yalnızca bir sağaltımdı. Ama bana iyi gelmişti. Fakat iyi gelmesi de yetmemeye başladı ve yazı işçiliğinin ne olduğunu anlamaya, üstüne kafa yormaya başladım. Bunca insan kitap yazıyor ama edebiyat nerede başlayıp nerede bitiyor? Bu soruyla yola çıktım, atölyeleri araştırmaya başladım ve 2015 yılında Emrah Polat’ın Roman Atölyesi ile tanıştım. Kendisiyle emeklemekten yürüme aşamasına geçtiğimi söyleyebilirim. Edebiyat Haber’de köşe yazarlığı yapma şansını bana sununca Emrah Hoca, yazdıklarımın üzerinde çok daha fazla çalışmam gerektiğini anladım. Paralelde Fadime Uslu’nun Öykü Atölyesi’ne gittim. Başlarda roman yazmaya daha yatkın olduğumu düşündüğümden öykü ile ilgili anlatılanları romana uyarlayıp uyarlayamayacağımı düşündüğümü hatırlıyorum. Sait Faik, Vüsat O’Bener öykülerini derinlemesine konuştuğumuz o derste büyülenmiştim. Çok zor bir şeye soyunacağımdan, henüz haberim olmasa da, öykülerin beni bu kadar etkilemesine karşı koyamadım. Aradığım anlamlar bazı metinlerde ufak ufak karşıma çıkıyordu sanki. Böyle başlayan merakım Ethem Baran’ın bir yazı atölyesi verdiğini duymamla iyice körüklendi ve kendimi atölyede buldum. Burada ilk öykülerimi Ethem Hoca’ma sundum, beni her zaman destekledi, daha iyisini yapabilmem için uzun zaman bana emek verdi. Ethem Baran öykücülüğünü bizzat orada tecrübe etmek beni iyice tetikledi, ne şanslıyım ki hâlâ da devam ediyoruz birlikte çalışmaya. Sonrasında 2017 yılında Notos tarafından düzenlenen Yaratıcı Yazarlık Atölyeleri’ne katılmaya başladım. Semih Gümüş’ün önerdiği kitaplar, eleştirdiği öyküler, kendi öykülerimi nasıl yönlendirmem gerektiğini öğretti. O günden beri de öykü yazmayı hiç bırakamadım ve ilk kitabımın temelleri böylece atılmış oldu.

2- Öykü türünü seçmede özel bir nedeniniz var mı? Öykü yazmanın kolay olduğunu düşünüyor musunuz?

Biraz bahsettiğim gibi, roman yazma düşüncesiyle bu yola girdim, öyküye elimi kolumu kaptırdım. Özel iki nedenim var diyebilirim: Birincisi, beni hep diri tutan sebep olan dar alana sığma anksiyetesi. Öykü kısıtlı alanda bir evren yaratılabilme ihtimali sunuyor yazana ve bence bu sorgulayıcılığı ve yaratıcılığı artıran bir öz. İkincisi, yaşamı da bir oyun gibi gördüğümden, öyküde kendi oyunumu yaratmayı hep baştan deneyimlemek. Yazdıklarımın içinde okura karakterin tözünü aratmak arzusu beni çok tetikliyor sanırım. En haz aldığım nokta burası ama aynı zamanda beni en zorlayan kısmı da bu. Son olarak, okuma biçimimi geliştirdikçe öykü yazmaya daha çok ilgi duymaya başladığımı da eklemeliyim.

Öykü yazmak kolay mı, sorunuza gelince, kesinlikle hiç kolay olmadığını söylemeliyim. Öykü kendini yazdırırken elinizden pek çok şansı alan ve hata kabul etmeyen bir tür. Sözcüklerin tasarrufuna, karakterin hem diğer karakterlerle ama en çok da kendileriyle bağlarına, diyalogların alt metnine ve gerçekçiliğine, kurgunun tutarlılığına, belki en çok da sonunu nerede getireceğini bilmeye hâkim olmayı gerektiriyor. Özetle, öykü kendini var edebilmek için hep zoru başarmanızı istiyor.


3- İlk öykünüzün yayımlanma macerasını anlatır mısınız? Yayımlandığını gördüğünüzde neler hissetmiştiniz?

İlk basılı öyküm 2017 yılında Notos’ta yayımlandı. Üzerinde aylarca çalıştığım bir öyküydü. E-postayı gönderirken gövdesine yazdığım yazıyı bile belki on kez okumuştum. Kabul edildiğine dair dönüş aldığımda müthiş bir heyecan duyduğumu, koltuktan kalkıp koridorda defalarca gidip geldiğimi hatırlıyorum. Notos çok emek içeren, varlığı nitelikli edebiyatın devamı için çok önemli bir dergi ve öykülerinizin bir kitaba dönüşebileceğini göstermek için size göz kırpıyor. En azından ben böyle hissetmiştim ve yazmaya daha çok vakit ayırmaya heveslenmiştim. Dergiyi elime aldığımda beni en çok öyküm için çizilen kara kalem çalışması etkilemişti. Dakikalarca onu inceledim. Basılı olarak ilk yayımlanan öykümde yer alan bir cümle de kitabımın ismi oldu, kendimce ona bir selam vermek istedim.


4- Öykülerinizden dosya oluşturma fikri nasıl oluştu? Dosyanızı oluştururken nelere dikkat ettiniz? Belirli bir tema üstünden mi ilerlediniz yoksa farklı temaların oluşturduğu bir bütünü mü tercih ettiniz?

Katıldığım atölyelerdeki arkadaşlarımla birbirimizi hep destekledik. Bazen sadece yazdıklarımızı okumak için kendi yazı gruplarımızı oluşturduk, başımızda bir üstat olmasa bile birbirimizi eleştirdik, teşvik ettik. Bu bence hepimizin birer dosya oluşturmasında büyük rol oynadı. Yine, bu beş yıllık süreçte öykülerim pek çok dergide ve çevrimiçi platformda yayımlanınca artık bir dosya oluşturup şansımı denemeye karar verdim.

Dosyamı oluştururken önce her bir öykünün kendi içerisinde, sonrasında da birbirleri arasında tutarlılığına dikkat etmeye çalıştım. Aslında birbiriyle ilintili yalnızca iki öykü var kitapta ama her birini kendimce belirli tema başlıkları çıkararak gruplandırdım. Toplamda dört ayrı tema grubu oluştu, buna göre de yazdığım bir şiiri satırlarından bölerek bölüm girişlerine dönüştürdüm.

5- Kitap yayımlamak oldukça meşakkatli bir iş. Dosyanız okunmayabilir, okunsa bile uzun süre bekletilebilir, bekletilse bile birçok etmenden dolayı yayımlanamayabilir. Bütün bu durumlar gözünüzü korkuttu mu?

Elbette, çok korkuttu hem de. Hiçbir zaman basılmayacağını düşünerek endişelendiğim çok zaman oldu. Fakat öykü yazmayı bırakamadığımı fark ettikçe pes etmeden denemeye, reddedilsem de başka yayınevlerine göndermeye devam edeceğimi anladım. Bu korkular sebebiyle de belki bir yıl sadece oluşturduğum dosyayı okudum, bazı öyküleri çıkardım, yenilerini ekledim. Belki de bu korku iyi bir besleyici ve geliştirici oldu benim için. Hayatının her alanında her şeye acele eden ben ilk defa kendimde gördüğüm sabra çok şaşırdım.


6- Çok fazla yayınevi var. Yayınevini belirlerken nelere dikkat ettiniz? Hedefinizde bir yayınevi var mıydı?

Başından itibaren hayalini kurduğum yayınevleri vardı. Bu yayınevlerine gönderme hayali de beni hem korkuttu hem de daha çok çalışmam için kamçıladı. Sonunda ulaşmayı çok istediğim, çıkardığı kitapları severek takip ettiğim Everest Yayınları’ndan kabul almak beni oldukça mutlu etti, dolayısıyla da hedefimdeki yayınevine ulaştım diyebilirim.


7- Öykü yazmaya yeni başlayanlar için önerileriniz nelerdir? Yola çıkmadan önce çantalarına neler koymalarını isterdiniz?

Önerim her zaman nitelikli okumanın ne olduğunu öğrenerek yola başlamak olacak. Nitelikli okuma, yazmaktan daha önemli ve hiç bitmeyecek ilk adım bence. İkincisi, farklı türlerde okumaya devam etmek. Öykü yazabilmek için öykü türüyle birlikte iyi şiir okuması yapmak, iyi romanları atlamamak, yine halının altındakileri anlatmadan gösterebilmek için yalnızca kurmaca metinler değil, felsefe, psikoloji ve deneme, eleştiri kitaplarına da hâkim olmak önemli. İnsanın sustuğu hislerini, doğanın iç devinimini, mekânın atmosferini edebi bir biçimde aktarabilmek için araştırma yapmak, yaşam sona erene kadar obur bir öğrenci olmaya devam etmek şart sanırım. Yine, nitelikli filmler izlerken karakterlere, mekâna, zamana kafa yormak öncelikli. Bu işe baş koyduğumuzda bir eserden tat almadan önce onu irdelemek geliyor ve bence buna katlanmak gerekiyor. Ve son olarak, iyi kötü demeden, yıkıcı eleştirileri bilinçte yapıcıya dönüştürmeyi başararak, bıkmaz bir gözlemci olarak yazmaktan vazgeçmemek, bunu bir rutine dönüştürmek.

Yola çıkmadan çantaya konulması gerekenler ise elbette iyi yazarların nitelikli kitapları, okul dediğimiz “gerçek” edebiyat dergileri. Kendinize yakın hissettiğiniz yazarları belirleyip baş ucunuza koyduğunuzda, bazen uyumadan defalarca aynı metni okuduğunuzda hep başka dünyalar açılıyorsa zihninizde, artık kendi metninizi de oyuna dahil etmekten zaten kendinizi alamıyorsunuz.

250 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör