• İshakEdebiyat

Mustafa Bostan- Yaratıcı Öykü Okumaları 2- Yalçın Tosun’un “Kıpırtılı Bir Yorgan” Öyküsü

Yalçın Tosun’un öykü serüveni gençlik yıllarında başlar ve ilk kitabı Anne Baba ve Diğer Ölümcül Şeyler 2009 yılında okurla buluşur. Daha ilk kitapla hem nitelikli bir okur kitlesine hitap eder hem de Notre de Sion Edebiyat Ödülü’ne layık görülür. Yalçın Tosun’un ikinci öykü kitabı ismini kendi şiirinden alan Peruk gibi Hüzünlü’dür. Yazar bu kitabıyla da Sait Faik Hikâye Armağanı’nı alır. Üçüncü öykü kitabı Dokunma Dersleri 2013 yılında, Bir Nedene Sunuldum 2015 yılında ve son öykü kitabı Mesafenin Şiddeti 2020 yılında okurla buluşur.

Yalçın Tosun öyküsü ilk kitaptan son kitaba daima kendi çizgisinde ilerler. Gündemin nabzını tutan, kıyıda köşede kalmış, görmezden gelinen, yok sayılan ve ötekileştirilmiş karakterlerin hayatlarına ışık tutmuş; bunları yaparken de sanattan ve estetikten ödün vermemiştir. Öykülerinde ele aldığı kahramanların hayatlarını anlatarak hem o hayatlara dokunur; ancak müdahale etmediği ve taraf tutmadığı için de aynı zamanda o hayatlara dokunmaz. Yalçın Tosun’un öykü kahramanları tedirgin, huzursuz, devam etmekle etmemek arasında bocalayan ve daima anlaşılmamış/anlaşılamamış karakterlerdir. Hayatlarında bazen eşlerinden bazen de anne ve babalarından bile sakladığı gizleri vardır. Tıpkı “Kıpırtılı Bir Yorgan” öyküsünde yer alan anlatıcı çocuk ile Cemil’in gizleri gibi.

Anne Baba ve Diğer Ölümcül Şeyler’de yer alan öykü ilk bakışta anlatıcının lise aşkına dair kesitler eşcinsellik üzerinden yorumlanır. Anlatıcı çocuk Cemil adlı bir zorbaya(!) âşıktır ancak aşkı karşılıksızdır çünkü öyküde Cemil’in yönelimine dair herhangi bir ayrıntı verilmez. Aslında o erguvan ağacının altında oturdukları an, anlatıcı elini yavaşça Cemil’in elinin üstüne koyduğu ve Cemil’in bu duruma tepkisiz kaldığı o an biraz hissedilir Cemil’in gizleri…

Öykü hem eşcinsellik, hem akran zorbalığı, hem de imkânsız aşklar perspektifinden okunabilir. Ancak tüm bunların derinliklerinde öykü kötülük ekseninde ele alınabilir.

Terry Eagleton Kötülük Üzerine Bir Deneme adlı eserinde bir nevi kötülüğün arkeolojisini yapar. Temelde iki görüş vardır: “İnsan kötü mü doğar yoksa kötülüğe mi sürüklenir?” İşte öykü bu temel sorunsal üzerinden yeniden okunabilir ancak bu sefer öykünün merkezinde anlatıcı çocuğun imkânsız aşkı değil Cemil’in ta kendisi olmalıdır.

Cemil bir gün okula kolu sargılı gelir. Diğer gün gözü mor, bir başka gün dudağı patlak. Bu durum anlatıcı çocuğun işine gelir çünkü bu sayede o, Cemil’in ödevlerini yapmak bahanesiyle yakınlaşma imkânı bulur. Bir gün Cemil okula hiç gelmez. İşte o zaman Cemil’in öz annesi ile bir adamı öldürdüğü duyulur.

Anlatıcı çocuğun teyzesine gelen gündelikçi kadın Cemil’i ve annesini tanımaktadır. Tüm detayları hem anlatıcı hem de okur bu kadın aracılığıyla öğrenir. Önce o morlukların, kızarıklıkların, sargıların sebebi anlaşılır: “Ah Gülten, ah, kocası müebbet yiyince ortada kaldı öylece iki çocukla. Orospuluk yapacak kadın değildi o ama hayat işte. Ne ana vardı başında ne baba. O domuzun da hep gözü varmış üstünde zahir, kocasının mahpushanede şişlendiği haberini alır almaz dadandı garibanın evine. Gülten’i ortalık malı, o iki yetimi de dayak arsızı yaptı. Küçük kızı da döver ama asıl o ceylan gözlü oğlanın yediği dayaklar…”

Cemil’in okula gelmemesi anlatıcı çocuğu iyice meraklandırır. Bunun üzerine anlatıcı teyzesine gider ve bu sefer teyzesinden Cemil’in neler yaptığını öğrenir: “Ah Sabroş delirtirsin insanı, sana ne komşunun küçük kızından. Bütün iş benim başıma kaldı. Kızın abisi, anasıyla dostunu mu ne öldürmüş, tam da anlamadım ya… Oraya gitmiş kıza bakmaya.”

Cemil’in kötülüğü üzerine birinci görüş

Cemil kötü olarak doğmadı.

Cemil’i kötülüğe iten en büyük sebepler silsilesinin başlangıcı babasının hapse düşmesidir. Burada babasızlık baskın bir sembol değil. Cemil babasız kaldığı için psikolojik olarak kötülüğe sürüklenmemiştir. Babasının hapse düşmesi soyut olarak baba figürünün kaybından çok somut olarak babanın kaybı etkili olmuştur. Kimi kimsesi olmayan bir kadın ve iki çocuk, yapayalnız ve çaresiz kalmışlardır. Cemil’in babasının hapishanede öldürülmesini duyan bir adam dul kalan bu kadına musallat olur ve onu zorla metresi yapar. Cemil’i de her gün dövmektedir. Cemil bir gün okula gözü mor, diğer gün çenesi kızarıklarla, bir başka gün ise kolu sargılı gelir. Bir gün hiç gelmez ve Cemil’in annesiyle metresini öldürdüğü duyulur.

Eagleton kötüler için “gerçekten de şeytani güçlerin çaresiz kurbanlarıysalar, lanetlemeyi bırakıp acımalıyız” der. Burada kurban Cemil’dir çünkü onu kötülüğe sürükleyen şeytani güçler yaşananlardır. O adamı hem annesine zorla sahip olduğu ve kendisini sürekli dövdüğü için, annesini de buna boyun eğip kötü yollarda devam ettiği için öldürmüştür. Aslında Cemil kötü olarak doğmamış, yaşantılar (şeytani güçler) onu kötü olmaya itmiştir.

Cemil’in kötülüğü üzerine ikinci görüş

Cemil doğuştan kötüdür.

Eagleton kötüler için “Zaten oldukları şey olmayı seçiyorlardır. Belki de yepyeni bir kimliğe bürünmüyorlardır da sadece gizli sığınaklarından çıkıyorlardır” der. Bu durum determinist anlayışla da benzerdir.

Cemil’in kötülüğünün temellerini yine babasının hapse girmesinde aramak gerekiyor. Birkaç cümleyle geçiştirilen ve üzerinde pek fazla durulmayan en önemli detay Cemil’in babasının müebbet hapis cezasına çaptırılmış olmasıdır. Ceza hukukundan pek fazla anlamam ama “çok kötü bir şey yapmış olmalı ki müebbet yedi” yorumunu çok rahat yapabilirim. Ayrıca müebbet yiyen bu adamın hapishanede şişlenerek öldürülmesi de onun gayet kötü biri olduğunun göstergesidir.

Determinist anlayış çocukların kişilik özelliklerinin de anne ve babadan miras olduğunu savunur. Tıpkı saç rengi gibi kötülük duygusu da bittabi babadan oğula geçebilir. Bu perspektiften bakıldığında Cemil zaten doğuştan kötüdür ve onun bu kötülüğü babasından mirastır. Annesinin başına gelenler ile yediği dayaklar onun içindeki doğuştan var olan kötülüğü gizli sığınağından çıkarmıştır ve o bunun verdiği güçle hem annesini hem o adamı öldürmüştür.

Öyküyü okuyun ve söyleyin Cemil doğuştan mı kötü yoksa bir kader kurbanı mı?


Mustafa Bostan



49 görüntüleme0 yorum