top of page
  • Yazarın fotoğrafıİshakEdebiyat

Tozlanmış Öyküler- Mehmet Rauf- Kurt mu Kuzu mu?

- Hadiye!

- Buyurun hanımefendi.

- Kapıyı kapa da yanıma gel kızım. Sana mühim bir şey söyleyeceğim.

- Emredesin hanımefendi.

- Otur bakayım.

- Baş üstüne hanım efendi.

- Hadiye, ben kırk yaşında bir kadınım.

- Hiç göstermiyorsunuz hanım efendiciğim.

- Evet, belki göstermiyorum ama kırk yaşındayım. Kırk yaş bir kadın için en iyi yaştır derler. Yani insanın tüm vücudunun kuvvetini bulduğu, hayatının kıvama geldiği bir yaş! Vücudu bozulmamış bir kadın kendini tam kıvamında, tam kuvvetinde bulur. Eğer biraz alışkın da olursa her türlü zevke, hazza dayanır anlıyorsun değil mi kızım.

- Evet efendim tamamıyla… Yani hayatın her türlü zekini tadabilir demek istiyorsunuz değil mi?

- Evet, tamam, anladın. Demek ben bugün kırk yaşındayım. Seni yanıma alalı tam on iki sene oldu. On iki seneden beri seni evlat gibi büyüttüm, okuttum, giydirdim. Bir ana gibi sana itina ettim. Bugün, bir hizmetçi değil kendi kızım gibi bir hale geldin. Ben sağ iken, kaç defa seni kapı dışarı etmek için fırsat çıktı. Fakat kabahati bana bularak seni yine sakladım.

- Vallahi kabahat hep beyefendideydi hanım efendiciğim.

- Sözün kısası, seni memnun etmek için elimden geleni yaptım. Şimdi buna karşılık senden bazı hizmetler, bazı fedakârlıklar istemeye hakkım var değil mi kızım?

- Elbette hanım efendiciğim emrediniz hayatım yolunuza feda olsun.

- Yok yok hayatına kastım yok… Korkma. Buraya taşındığımızdan beri, İstanbul’da tanıdığımız dostlar daha çok arttı, her gün birçok misafirler gelip gidiyor, gece kalanlar var, oğlumun, kızımın ve benim ahbaplarımız yüzleri aştı. Bunların arasında miralay Behçet Bey var ya; bu adam beni takip etmektedir. Herkes gibi sen de fark etmişsindir. Nihayet dün hissiyatını açıkça belli etti, benimle evlenmek istiyor. Servetim ve şahsım onun dikkatini çekmiş olabilir. Bana gelince, ben kendisini pek iyi buluyorum ve teklifini hemen kabul etmeye meyilliyim.

- İyi ya hanım efendiciğim. Hemen, hemen kabul ediniz.

- Öyle ama kırk yaşıma geldim. Artık gençler gibi parlak bir kadın değilim. Sonra çocuklarım var. Yirmi bir yaşında bir kızım, yirmi iki yaşında bir oğlum var. Bunlar yaşımı gizlememe müsaade etmiyorlar.

- Evet, öyle ya, onları görenler sizin yaşınızı tahmin ederler.

- Fakat idman yok mu, idman ile her şeyin çaresi bulunur. Şimdi tam kendime münasip bir koca ama sahihten dinç, kuvvetli bir koca anlıyor musun?

- Zorlu bir koca değil mi, istiyorsunuz hanım efendi?

- Evet, zorlu. Her manasıyla zorlu bir adam isterim. Öyle pelte gibi muşmula gibi adamlardan nefret ederim. Hayatımın son senelerini zevk ve hazla geçirmek elbette hakkımdır, değil mi? Bu güne kadar namusumu muhafaza ettim, ne olursa olsun, nikâhtan evvel hiçbir erkeğe teslim olmak istemem. Miralay Behçet Bey, şimdilik, bana haram, dolayısıyla, çok karmaşık görünüyor… Devam edecek olursam, kocam olacak adamın koca sıfatıyla göstereceği faaliyeti hakkında kendisine söz vermeden evvel bir fikir edinmek istiyorum. Şimdi senden ne beklediğimi anladın mı kızım?

- Demek hanımefendi istiyorsunuz ki ben…

- Evet Hadiye… Behçet Bey burada, yalnızlık içinde, kadınsız idare ediyosa, demek ki, erkekliği pek gevşek olduğu anlaşılmaz mı? İşte bunu tecrübe edeceksin Hadiye… Sen onunla yat, ilk harekette nasıl bir erkek olduğunu yani kurt mu, kuzu mu anlamak pek kolaydır.

- Mademki bana bu kadar samimi bir işi havale ediyor ve beni bu kadar teklifsizliğe kabul ediyorsunuz. Size şimdiden istediğiniz bilgileri verebilirim hanımefendi… Hem yalnız Miralay hakkında değil, köşke gelip giden bütün erkekler hakkında… Mesela Cemil Bey son derece yumuşak, yatakta soft bir adamdır. Şükrü Paşa tam bir İngiliz gibi hart ve resmidir. Serya Bey genç, hızlı hem pek hızlıdır.

- Lakin…

- Durunuz hanımefendi. Daha bitmedi. Doktor Şefik Bey göründüğü gibi değildir, o pek kadındır, Ali Fehmi Bey hassastır. Nail Bey pek genç ve pek deneyimsizdir. Hem ne kadar genç ne kadar acemi. Gazete muharriri Fethi Bey yatakta hiç susmaz sürekli konuşur. Yüzbaşı Mehmet Bey pek hoyrattır. Yatakta insanın kemiklerini kıracak kadar sıkar. Fakat hepsinden canlı, hepsinden kibarı, hem en nazik, hem en erkek olan Miralay beydir.

- Aman kızım... Bütün bu adamları ne vakit böyle çemberden geçirdin. Hepsi, hepsi de nasıl böyle üstünden geçti. Hayret… Senden korktum.

- Bu, ben değil, hanımefendi, ben değil. Ben bana anlatılan şeyleri söylüyorum.

- Anlatılan şeyleri mi? E bunları sana kim anlattı? Böyle hepsini birden sıraya kim dizmiş?

- Küçük hanım, hanımefendi.


Mehmet Rauf


Yayıma Hazırlayan: Mustafa Bostan

0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Komentarze


bottom of page