top of page
  • Yazarın fotoğrafıİshakEdebiyat

Öykü- Ahmet Akdere- Anahtar

-I- 

birkaç saat evvel dünyanın en mesut insanlarından biri olmasına rağmen / şehrin en büyük parkında / kırık banklardan birine oturmuş / elinde işlemeli beyaz mendili / ki / gözyaşları hep ona akar / yanından yöresinden gelip geçenlere / çevresinde olup bitenlere aldırış etmeden / ağlıyor

ağlıyor / tek başına ağlıyor / tek başına olmak / tek başına kalmak / kaderiymiş gibi / sessizce / gözyaşlarını akıtıyor beyaz mendiline / ki / gözyaşları hep ona akar ağlıyor ve anımsıyor / sabahleyin evde hazırlanırken en güzel giysilerini giydiğini / onun en sevdiği kokuları süründüğünü / saçlarını onun sevdiği şekilde taradığını / yani kısaca bugüne özel süslendiğini / her şeyi / bir bir anımsıyor

evden acele ile çıktığını / dolmuşa koşarak son anda yetiştiğini / sokakları / caddeleri nasıl heyecanla aştığını / en nihayetinde dört katlı bir apartmanın birinci katında bulunan daireye / sanki kendi eviymiş gibi / ki / bu zamana kadar hep öyle zannederdi / girdiğini

anahtarı çekip çantasına hızla koyduğunu / her zamanki gibi dağınık bulduğu evi / hiç yüksünmeden / adlandıramadığı bir neşe ile / içine sadece bu evi temizlerken / bu evin işlerini yaparken gelen özveri ile temizlediğini

onun pantolonunu / onun çoraplarını / onun gömleğini / yerden bir bir / seke seke ama aynı zamanda kendine dikkat ederek topladığını

perdeyi sevinçle açtığını / odaya dolan gün ışığını ve ısıyı aynı neşe ile karşıladığını / bir bir anımsıyor

bir bir anımsıyor her şeyi / her şeyi sırası ile

etrafı toparladıktan sonra evi bir güzel süpürdüğünü / eprimiş kırmızı bir bez ile yerleri sildiğini

derken onun en sevdiği yemeği ocağa koyduğunu / evin her odasını bu güzel yemeğin kokusunun sardığını / kapalı iştahının bu vesile ile bir anda açıldığını

oysa kendi evinde canı hiçbir şey istemezdi / tabağa koyduğu kaşık bazen dakikalarca yemeğin içinde bekler / kendisi de hiç yaşamadığı ama zihninde hep canlı tuttuğu gelecek günlerin vadettiği mutlu bir istikbalin hülyalarına yahut geçmişinde az da olsa kendini gülümseten / heyecanlandıran anıların cazibesine dalar / ruhu gevşemiş / gözleri baygın halde rüyalar aleminde dolaşır / bir zaman sonra da bu rüyalardan hüzünle uyanır / soğumuş yemekten kaşığını çeker / tabağı olduğu gibi çöpe boşaltırdı / elbette bu her zaman böyle olmaz / bazı günler tabağa yemek bile koymaz / ocaktaki tencere uzun yoldan dönen kocayı bekler / kendisi de akşama değin mutsuzlukla / şiddetle / hüzünle badana edilmiş duvarlara bakar / onu düşünür / onunla birlikte olduğu geçmişin mutlu zamanlarında yaşamaya devam ederdi

bu evde buna benzer sahneler yaşanmazdı / şimdi yaptığı gibi evden gizlice buraya gelir / bekar bir erkeğin dağıttığı evi sabırla toplar / yerleri siler süpürür / ocağa her zaman sevilen yemeklerden koyar / radyoda şarkılar çalar / vuslatı bekleyen tene ve ruha ait gözler pencere kenarında erketeye yatar / sokağı izlerdi / ve uzun bekleyişlerin ardından birden kapı kilidine anahtar sokulur / tokmak nazlı nazlı çevrilir ve o gelirdi / çoğu zaman elinde buket çiçekler / akşam için atıştırmalık çerezler yahut haftayı geçirmek için lazım olan pazar zerzevatı olur / bu da içeride bekleyen sevgiliye aşk ile sunulurdu / ve kocasının gelişine benzemezdi gelişi / hiçbir zaman yüzü asık / kaşı çatık bir gelişi olmamıştı

bugüne dek / bugüne dek


-II-

yemeğin altını kapattığı esnada kapı tıkırdadı / heyecanla kapıya yöneldi / genç adam tıpkı kocası gibi soğuk bir ifade ile kadına baktı / sokaktaki iki yabancının karşılaşması şüphesiz bundan daha sıcak olurdu

çok yorgunum / fabrikada anam ağladı bugün / dedi / bunu öyle duyulmaz bir sesle söylemişti ki / kadın önce şaşırdı / sonra adamın her zaman dolu olan cömert ellerine baktı / boştu / boynuna sarılmak için hamle yapacaktı ki / adam önce gözlerini kaçırdı sonra başını öne eğdi / oflayarak ayakkabısını çıkardı ve kadının yüzüne bile bakmadan içeri girdi / kendi kendine konuşur gibi anlamsız şeyler söyledi / banyoya girip elini yüzünü yıkadı / tekrar ama bu sefer üstüne basarak / yorgunum dedi ve doğrudan yatağına uzandı /  derin ve sessiz bir uykuya daldı / tıpkı kocası gibi

korkmuştu o an / eşi benzeri yok diyerek tanıdığı insanların bir süre sonra aynı kalıptan dökülmüş gibi birbirine benzemesi / onu korkutmuştu

sabırla genç adamın uyanmasını bekledi / onun yorgun olmasına hak verdi / gerçekten yorulmuştur belki de / insan her zaman gözü açık / uyumadan / dinlenmeden yaşayamaz / dedi

adamın yanına uzandı / uykusunda bile bazen inip çıkan iri adem elmasına / uzamış kara sakallarına / kemerli ince burnuna / kaşlarının çeğmellendiği uzun kıvırcık kirpiklerine ve alnına düşen kara perçemlerine / doya doya / ilk kez görüyormuş gibi baktı

sarıldı sonra / elini adamın kalbine götürdü / avucunun içinde atan iri kalbi bir süre dinledi / kendisi için attığını düşündüğü bu kalbi daha önceleri de çok kez dinlemişti / öyleydi / öyleydi ya son zamanlarda kulağına çalınan dedikoduları da düşünmeden edemiyordu / söylediklerine göre fabrikadan bir kız ile işi çoktan pişirmişti / hatta teyzesi olacak cadının söylediğine göre / sırf bu fabrikanın fettan dilberi ile olabilmek için gece vardiyasına kalıyordu / olur muydu böyle bir şey / onu çocukluğundan beri tanıyordu / uzaktan akraba olurlardı / liseyi aynı okulda okumuşlardı / o zamandan beri bu adamın kadınlarla arası hep iyi olmuştu / kadınların yanında nasıl davranılması gerektiğini / onları nasıl mutlu edeceğini iyi bilirdi / latifti bir kere / diğer insanlarla kıyaslandığında daha müşfik ve daha munisti / üstelik yakışıklıydı / istediğiyle birlikte olurdu / ama kendisine böyle bir şeyi yapmazdı / yapamazdı / düşüncelerini genişletince kendinde de kusurlar bulmaya başladı / aklı karıştı / belki de ben kendime biraz daha çeki düzen vermeliyim diyordu / ki / zihnine sökün eden bu düşüncelerle daha fazla mücadele edemeyeceğini anladı

anladı ve daha sıkı sarıldı / böylece zihnini parçalayan tüm kötü olasılıkları dağıtmak istedi / adam gözünü açtı / uyku sersemliği ile önce kadının kim olduğunu anlamaya çalıştı / sonra o da sarıldı / kadını kendine doğru çekti / dudaklarından öptü


-III-

sevgiye harcanan dakikalar çabuk tükenir / şefkatli dokunuşların / yaratılış gayesi sanılan o haz dolu günahların / mutmain nefislerin ve kendisinden başka bir şey istemediğini bildiği bedene tamahkârca saldırışların bol olduğu / o parlak / o göz kamaştıran tansık sahnelere birdenbire gerçeklik perdesi iner / o vakit her şey aynı kalmadığı halde başladığı yere döner

öyle olmuştu / şimdi genç kadın yatağın üstünde oturuyordu / aklından geçenleri söyleyip söylememekte kararsızdı / bu munis adamın böyle bir habere hazır olmadığını biliyor / bu duruma aksi yönde tepkiler vermesinden korkuyordu / beklemenin tereddüdü ile cesaretini yitirmekten sakındığından bir an önce konuşmak istiyor fakat nasıl başlayacağını bir türlü bilemiyordu

çok geçmeden kararını verdi / kokularının içine sindiği çarşafın bir ucunu eline aldı / gül renkli desenlerine baktı / onunla oyalanıyormuş gibi kafasını kaldırmadan

adamın adını söyledi / biraz bekledi / birkaç gündür midesinin bulandığını / dün istifra ettiğini / zaman zaman başının döndüğünü söyledi / elini karnına götürerek / şüpheleniyorum / diye de ekledi

yanı başında uzanan adam hiçbir tepki vermeden / hiçbir şey söylemeden / gözünü bile kırpmadan tavana bakıyordu / sanki duymamış gibiydi

kadın ise bu kısa sürede tedirgin olmaya başlamış / adamın böyle sonsuza kadar kalacağını sanarak korkmuş / dualar etmeye bile başlamıştı / iyi ya da kötü bir söz söylesin / ufak da olsa bir tepki versin / böyle kıpırtısız durmasın diye

gözleri tavandan inip gözleriyle buluşsun / dudakları oynasın / gönül alıcı tümceler kursun / gülsün / sevinsin / ağlasın istedi / hele elleri / ah o elleri / o çok sevdiği beyaz soylu ellerinden uzanan biçimli / uzun parmakları böyle kıpırtısız durmasın / uzansın / pamuk diye nitelendirdiği parmaklarına dokunsun / ellerini sarsın istedi

olmadı / o çok sevdiği / her boğumunu şevkle öptüğü parmakları bile tepkisiz / hareketsiz / ölü parmakları gibiydi

aynı tümceyi tekrar kurdu / bu sefer sesi ağlamaklı çıkmıştı ve titriyordu

adam / istifini bozmadan tavana bakarak / şakası bile kötü / dedi yalnızca

kadın yanağına düşen ilk gözyaşını silerken / şaka yapmıyorum / diye yanıtladı

bunun üzerine adam gözlerini kapadı / bir süre öylece bekledi / sonra ağır ağır yataktan doğruldu / yanı başında duran sehpanın üzerindeki sigara paketinden bir sigara alıp dudaklarına götürdü / keyfi kaçmıştı / bazı zamanlar yaptığı o yılgın insan rolüne girmişti / kaygısız ve umursamaz bir hava ile çakmağını çakarak sigarayı yaktı / içine çektiği nefesi duman olarak dışarı bıraktı / herhalde birkaç zaman sonra yaşayacağı muhtemel olayları düşündü / iğrenmiş gibi yüzünü buruşturdu 

adını tekrarladı kadın / bu ad duvarlarda yankılandı / adın sahibi boş elinin ayası ile sol gözünü ovaladı / önce ofladı / sonra / başıma bela açma / dedi bıkkınlıkla

genç kadın donmuş bir halde gözünü ovalayan ve kendisine birdenbire yabancılaşan adama bakıyordu / afallamıştı

duyduğuna inanamadığı bu tümceyi kafasında tartıyordu / her sözcüğü didik didik ederek düşünüyordu

ne demişti / ne / başıma demişti / yani artık kendisi ile beraber bir suç ortaklığı kalmamıştı / hem de bir anda adam bu söz ile kendini ilişkinin dışına çıkarmış / kadını yalnız bırakmıştı

dert demişti sonra / dert / demek böyle bir durumu kendisine bir dert olarak görüyordu / oysa sevmek ve sevilmek / bitmesini hiç istemediği o sevgi saatleri / o güzel anılar şimdi birdenbire bir derde gebeydi

açma demişti bir de / yani sakın bir aptallık etmeye kalkma / kucağında bir çocukla kapıma dayanma / bu işi temizle / kendin temizle ve beni bulaştırma

bu üç sözcükten oluşan tümce bunu demek istiyordu / üstelik ne tümcenin başında ne de sonunda kadının adını zikretmemişti / yani artık sen benim için özel değilsin / özel bir adın yok / herkes gibi / bu eve gelen / bu yatağa yatan onlarca kadın gibisin / demekti / hiç şüphesiz kısa sürede tasarlanmış bu tümce uzun zamandır adamın aklında var olan ama bir türlü dillendirilmeyen ayrılık planının ilk habercisiydi

kadın / bağırıp çağırmak ortalığı kırıp dökmek istedi / o yalvarışlar / o yakarışlar / çeşit çeşit / renk renk / buket buket çiçekler / o baştan aşağı tutku ile donanmış bedenin gözyaşlarıyla yazmış olduğu kokulu mektuplar / böyle bir zamanda yanıp kül oluyor / o kül de gamsız bir başa açılan aptal bir derde dönüşüyordu demek

bu esnada adam ağzında sigara ile üstünü giyindi / ben çıkıyorum bile demeden kapıyı çekip gitti / kadın bu aşk yuvasında / yıllarca aşk yuvası olarak gördüğü bu evde / şimdi yapayalnız kalmıştı / ne yapacağını bilemez halde oturduğu yerden kımıldamadan biraz evvel kalkan adamın yatakta bıraktığı izlere bakıyordu / sanki o izlerde bile şu yazıyordu

başıma dert açma


-IV- 

mendiliyle yanaklarındaki yaşı sildi / önüne bir sofra gibi açılmış çimenliğin içine serpiştirilen küçücük papatyalara baktı / eğildi / ince saplarına / yapraklarına dokundu / nedense kopardı birini / banktan inip papatyaların içine oturdu / yine geçmişe ama bu sefer daha eskilere döndü / kocası kendisini ailesinden ilk istediği zamanlar bir fal merakı sarmıştı / kendisine yabancı olan bu adamın sevgisini merak ediyor / bu sevgiyi fallarda arıyordu / oysa şimdi / her şey gün gibi ortadayken ne gerek vardı papatya falına

aldırmadı / bir bir kopardı yapraklarını / üç yaprak kalınca durdu / kız kardeşlerini hatırladı / çocukluk çağında ne kadar mutluydu / hep beraber oynadıkları oyunları / ip atladıkları sokakları / seksek taşlarını / okul günlerini / yaz tatillerinde kız kardeşleri ile gittikleri kuran kursunu anımsadı

evet / kuran kursuna giderlerdi / hoca eliflerden / ba-lardan / peltek se-lerden sıkıldıkları / yahut ayın çatlatamadıkları / med çekemedikleri zaman / kafalarını toplamaları için hikâyeler anlatırdı / en çok yusuf ile züleyha hikâyesini severdi / züleyha’yı önce kınadığını sonra da kıskandığını hatırlıyordu / lisede kütüphane sorumlusu olduğu için çok kitap okurdu / kalın bir rus romanı vardı / yusuf ile züleyha hikâyesine benzer / anna karenina’ydı adı / ne çok üzülmüştü anna’ya / kitabı bitirdiğinde ağlamış / rabbim / ne kuvvetli bir sevgi demişti / sonra madam bovary ve aşk ı memnuyu ve bunlara benzer birçok kitabı da okumuştu / şimdi fark ediyordu da / neden / neden böyle kitaplar denk gelmişti kendine / neden karşısına bu ve buna benzer hikâyeler çıkıp durmuş / yazgısına öykünen yazılar okumuştu

zaten yazgı dediğimiz şey bir yerde keskin bir zeka tarafından ince ayrıntılarla bezenmiş bir öykü değil miydi / yazgısı da işte böyle uzun süre üzerinde kafa yorularak yazılmış bir romana benziyordu / şimdi tam da bu noktaya geldiğinde artık romanın sonuna doğru geldiğini / bu romanın mutlu sonla bitmeyeceğini anladı ve kendine ilk kez / ömründe ilk kez acıdı / saatine baktı / vakit erkendi / bu saatte eve gitse dört duvar arasında düşünmekten uyuyamaz / aklını kaçırırdı 

çantasını kurcaladı / en dipteki anahtarı gördü / eline alıp uzun süre bu metal parçasını izledi / izlerken ona olduğundan çok başka sıfatlar ve anlamlar yüklemeye çalıştı / bu anahtar sevgisinin simgesiydi / bu anahtar onunla kendisi arasındaki bağ idi / hatta belki de kendisiydi / mutsuz bir evliliğin pençesinden kurtaran / kendine gizli ve sınırsız bir dünya kuran / kendinden ayrı / tamamen başka birinin kimliği gibi bir nesne idi / anahtarın dişlerinde parmağını gezdirirken / kapıyı vurup çıktığı an aynı zamanda kilitlemeyi unuttuğunu da hatırladı / hızla merdivenlerden aşağı inmiş / kendini sokağa zor atmıştı / kaldırımda iki serseri oturuyordu / çapar yüzlüsü onu görünce dirseği ile yanındakini dürtmüş / dürtülen serseri / önce kadını aç gözlerle süzüp sonra arkasından kösnül ıslıklar çalmıştı / kendi aralarında konuşuyorlardı / dinim hakkı için söylüyorum böyle kadınlar züppelerin elinde harcanıyor ya ona yanıyorum demişti çapar / diğeri onu canı gönülden başıyla onaylamış / bizim tekstilcinin zamazingosu bu / hem de evli / garibanım kocası da tır şoförü / gitti mi bir hafta gelmez / bu yelloz da çoğu zaman buraya gelir / yatıya bile kalır / bakma öyle havalı olduğuna demiş / sonra da peşine bir öğüt tümcesi kurmayı ihmal etmemişti /sakın unutmayasın biraderim / böyle kadınların çantasında her zaman iki anahtar bulunur / birisi uzun zaman önce girdikleri ama bir türlü saadeti bulamadıkları dünya evlerinin anahtarı / diğeri de işte böyle bizim tekstilci gibi sünepelerin evlerinin anahtarı

o an bu iki adama dönüp bakmak / ağızlarının payını vermek istedi / sonra durdu / sokak ortasında hem de akrabasının evinin önünde tartışmak doğru olmazdı / hem bu kör olasıca evli olduğunu nereden biliyordu / yoksa o mu söylemişti / kendisine kaldırımları dam edinen şu iki serserinin bile diline düşecek kadar kör ve pervasız bir aşkın içinde oluşuna kızıyordu  / yalnız kendisine

papatyaların içinden kalktı / eve gitmeye karar vermişti / parkın kenarında yürürken durgun akan seyhanı izledi / kendini şöyle serin sulara bıraksa / ölse / ölse / ölse / doya doya ölse de bir daha hiç dirilmese / işte öylesine istedi ölmeyi

anna karenina’yı düşündü / iyi mi etmişti öyle bir son hazırlayarak / gerçekten öcünü alabilmiş miydi / bir bakıma evet / ama ya arkada bıraktıkları / onlara yazık değil miydi / kendisini onun yerine koydu / ölüp gitse kim kalacaktı arkasında / kimse

duysalar bütün bu olanları / belki kardeşleri bile ölümüne üzülmez / layığını bulmuş derlerdi / konu komşunun yüzüne bakmaya utanmamak için adını siler / öyle bir kardeşimiz yok diye yedi düvele duyururlardı / yaparlardı bunu 

dili damağı kurumuştu / parkın içinde seyyar bir gazozcu gördü / soğuk bir gazoz istedi / kana kana içti / bir anlığına da olsa unuttu her şeyi / unuttu herkesi / parayı uzatırken göğüslerine bakan gazozcuyu da unuttu / hep böyle iyi gelecekse her zaman içerim bu zıkkımı dedi

parktan çıktı / çarşının içine / gürültülü sokaklarına doğru yürüdü / dükkanların camekanından yansıyan aksine baktı / güzel ve alımlıydı


-V-

eve vardığında hava kararmıştı / mutfak masasının yanındaki sandalyeye çöktü / başı zonkluyordu / dolapta duran ağrı kesicilerden birini içip tekrar yerine oturdu / sabah evden çıkışını anımsadı yine / en güzel giysilerini giymiş / saçını onun istediği gibi / of diye inledi / bir dilek hakkı olsa bugünü unutmak isterdi / felaket diye mırıldandı / felaket / odalarda dolaştı / zindana benziyordu bu ev / odalar / odalar koğuş gibiydi / koğuş / mahpus koğuşu gibi / ne kötü ne kötü dedi / zihninin içinde durmadan dönen sözcükler kulaklarında çınlıyordu / başı ağrıyordu / baş / baş / başıma / başıma demişti / dert / açma / başıma dert açma / başıma / açma / şakası / şakası bile kötü / şaka yapmıyorum / şaka yapmıyorum / başıma / dert açma / dert açma başıma / of / dedi / of / üstünü bile değişmeden yatağa uzandı / elini karnına götürdü / senin suçun mu / değil / değil / benim suçum / gözleri daldı / benim / benim / be-

birkaç saatlik uykudan sonra uyandı / baş ağrısı biraz olsun hafiflemişti / açlığını bastırmak için dünden kalan yemeği isteksizce kaşıkladı / ne yapacağını düşünüyor / geleceği konusunda bir karara varamıyordu / emin olduğu bir şey vardı / bir daha onun yüzünü görmeyecekti / ama kocası ile de yaşamak istemiyordu / böyle bir adamla ömür geçmezdi / üstelik yakın zamanda ortaya çıkacak olan derdi kimseye de açıklayamazdı

aklına anna geldi / belki kendi sonu da onunki gibi olacaktı / geçmişinde okuduğu bu kitap öz yazgısının tıpkıbasımı olabilir miydi / ürperdi / trenleri düşündü / trenler / bu büyük makinaların altında insan un ufak olurdu / anna öç alma pahasına bunu yapmıştı / öç almak / ya ben / dedi / bir söz için / bir söz için insan kendini öldürür mü / yalnızca bir söz için değil / kesinlikle değil / söz için ölecek olsa belki bin kere ölmüştü / peki bir insan sırf hayatı bir kitapla benzerlik gösteriyor diye canına kıyar mıydı / canına kıymak isteyene bundan güzel bahane de olamazdı / üstelik bu cana kıymak da değildi / isyandı / bu yaşına kadar yaşamındaki bütün olumsuzluklara / bütün yalnızlıklara / bütün mutsuzluklara isyan

aniden karar veren insanların aceleciliğiyle tabakları kaldırmadan yatak odasına girdi / dolabını açıp en sevdiği elbisesini çıkardı / özenle ütüledi / çekmecede bulunan mehil altınlarını aldı / ihtiyacı olan birine verir / belki son kez bir başkasının yüzünü güldürürdü / mendilinin içine koyup altınları sardı / uyumadan sabahı bekledi


-VI-

sabahın ilk ışıkları ile birlikte evden sessizce çıktı / iki sokak geçince kendine doğru gelen taksiyi durdurdu / istasyona gitmesini söyledi

gar binasına girince kalbi neredeyse yerinden fırlayacak gibi atıyordu / yukarı kata çıktı / pek fazla kalabalık yoktu / altınları vereceği bir gariban var mı diye bakındı / bu esnada bir lokomotif gürültüyle yanından geçip gitti / ürperdi / lokomotif bedeninin üzerinden geçmiş gibi bir acı duydu

anna / o trene binip gitseydi uzaklara nasıl bir yaşamı olurdu acaba / raylara baktı / bir benzerlik daha işte / onunla burada rast geldikten sonradır ki daha yakın olmuşlardı / iki sene evvel tam da şu an bulunduğu yerde karşılaşmışlardı

memlekete mi / diye sormuştu

evet / demişti

tek misin / diye bir soru daha yöneltmişti

evet / tekim / demişti

o zaman genç adam bavulunu elinden almış / beraber gidelim o halde / demişti / üç saatlik yolculuğu beraber başlayıp beraber tamamlamışlardı / yan yana seyahat ederlerken bu genç adamdan o zaman etkilenmeye başlamıştı

bu kadar benzerlik tesadüfle açıklanamazdı

anna dedi / anna / neden yazgım seninki gibi / senin aşkının başladığı ve bittiği yerle neden benimki aynı / neden ölümü tercih ettin anna / tercih miydi / yoksa itildin mi / kim itti seni / neden kolundan bir tutan olmadı / neden kolumuzdan bir tutan yok / neden olsun ki / neden olsun / işte / işte bak yeri sarsarak geliyor bir tren / yazık / yazık / bu sevginin nasıl bir şey olduğunu yalnız ben bileceğim / yazık / sarsılıyor / ölmek / ölmek bu kadar basit mi / işte yaklaşıyor / kendimi / kendimi bu ağır demir hayvanın önüne atacağım / öğütecek bedenimi / kollarımı / bacaklarımı / başımı öğütecek / başımı / başıma / başıma dert açma / şaka yapmıyorum / seviyor / sevmiyor / seviyor / sevmiyor / sevmiyor / sevmiyor / belki de hiç sevmedi / bizim tekstilcinin zamazingosu / bizim / bizim / iyi oldu diyecekler arkamdan / iyi oldu / layığını buldu / onu istemiyoruz / onu / o orospuyu / ailemizin adını lekeleyen onu / istemiyoruz / gömün kimsesizler mezarlığına / sela okutmayın adına / sela / sela / kuran kursuna giderdik çocukken / çocukluk / çocukluk insanın cenneti / hoca / nebi meselleri anlatırdı / yusuf ile züleyha / yusuf  / bavulumu elimden almıştı / beraber gidelim öyleyse / görseler ne çıkar akraba değil miyiz / sesim güzeldir / şarkı söyleyeyim mi / söyle / söyle / söyle hadi / gezer oldum yar gezer oldum / kara sevda bu heder oldum / olmaz / burada olmaz / olur / olur / söz ver / söz / yeminle söz / bırakmam / bırakmam seni / bu mendili sana diktim / sakla olur mu / hadin turnalar / tut elimden / niye daha önce karşılaşmadık / yârime uçun / en sevdiğin yemek ne / mercimekli köfte / çok güzel yaparım / öyle mi / öyle / senin burcun ne / bak işte ona inanmam / alını çözsün de kara bağlasın

tren yaklaşmıştı / ve tam kendini bırakacakken / romanın sonu mutsuz bitecekken / dünyası karanlıktan ibaret kalacakken

eteğini çekti birisi / bir çocuk / çirkin bir çocuk üstelik. eli yüzü, üstü başı kir içinde. burnundan akan yeşil sümüğü / kadına doğru açılmış küçük kirli elleri

allah rızası için sadaka

kadın durdu. karşısındaki çirkin çocuğa bakarak çantasına elini attı. altınlar şıngırdadı, alt taraftan dokunduğu kağıt paralardan birkaçını çıkardı. uzun ve kara tırnaklı küçük ele uzattı. hep bozuk paralara alışık olan küçük, kağıt para beklemiyordu. yeşil gözleri. parladı. ömründe böyle güzel, böyle şavkıyan bir yeşil görmemişti / gün gibi, ışıl ışıl. canlı. öyle ki bu konuşan, ses veren bir yeşil. yetiştim diyen. yetiştim. Cebrail’in İsmail’e yetiştiği gibi, yetiştim.

“Allah razı olsun abla, Allah sevdiğine bağışlasın.”

Uzun süredir yıkanmayan saçları okşadı.

“Seni de,” dedi.

Nasıl gökteki kapkara bulutlar sert bir rüzgârla kaçar da gök masmavi, parlak olursa yüreği de öyleydi şimdi. İçinde yeniden yeşeren yaşamı o an hissetti. Eliyle karnına dokundu. Onu görür gibi oldu. Belki de bu çocuğa benzerdi kim bilir? Güldü.

Yanından geçen orta yaşlardaki demiryolu işçisine sordu:

“Ağabey, ilk tren ne zaman kalkacak?” Adam saatine baktı:

“Yarım saati var.”

“Nereye gidiyor peki bu tren?”

“K.’ye.”

“Başka?” Adam alnını kaşıdı:

“Ne demek başka?”

“Yani başka nereye gidiyor?”

“Ne yapacaksın bacım başka nereye gittiğini?”

“Sıkıldım buradan, gidip orada yaşayacağım.”

“Kimin kimsen yok mu, onların yanına gitsene.”

“Kimimden kimsemden hayır görmedim ki bu yaşıma kadar. Bana, beni kimsenin tanımayacağı yer gerek.”

Kırk yıllık işçi. Kırk yıldır böyle insanlarla karşılaşmış. Olgun.

“Peki, peki,” dedi, birkaç şehir adı daha söyledi. Kadın başını salladı:

“Olmaz, bunlar olmaz. Daha küçük ilçe, belde yok mu? Şöyle gidince imin timin yitecek, öyle bir istasyon yok mu?”

Adam kısa bir süre istasyonları aklından geçirdi:

“B. var,” dedi. “N.’den sonra gelir. Küçük, şirin bir yerdir. İnsanları iyi, havası temizdir.”

“Tamam, B.!


-VII-

Aşağı indi, B.’ye bileti kestirdi.

Alt geçitten karşıya geçip merdivenlerden çıktı.

Peron içinde bekleyen trenine baktı.

Biraz evvel canını alacak olan bu makineler şimdi onu yepyeni, başka bir dünyaya taşımakla görevli idi.

Hâlâ elinde tuttuğu bileti çantasına koyduğu esnada eli soğuk metale değdi.

Anahtar.

Anahtarı kavradı.

Hemzemin geçide inerek güneşte şavkıyan rayın üzerine bıraktı.

Kalbinin hızla attığını fark etti.

Kompartımanlardan birine geçip oturdu.

Camdan son kez şehri izledi.

Gözlerinden birkaç damla yaş yanaklarından aşağı süzüldü.

Elleriyle sildi.

Biraz sonra tren hareket etti.

Rayın üzerine bırakılmış anahtarı ezdi,

geçti.


Ahmet Akdere

0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


bottom of page