top of page
Ara


Öykü- Ayhan Kavcı- Bendeki Arıza Yetmişlerde Başladı
Çin Mahallesi’ndeki Princeton Bulvarı’nın ara sokaklarından birinde ucuz bir otel odası bulmuştum. Cesur davranıp arkadaşlarımı da oraya götürürdüm. Yetmiş yılında Asya’dan Şikago’ya geldikten sonra insanlarla kurduğum ilk tecrübelerdi bunlar. Bir şekilde arkadaşlar edinip müzikten, şundan bundan söz etmek, hani mümkünse güzel vakit geçirmek… Taşıması kolay pikabım vardı elimde ve ortasındaki demir çubuğunda o gün dinleyeceğimiz parçalar döndürülmeyi bekliyordu. Hawig Pollwor

İshakEdebiyat
1 gün önce


Öykü- Şenay Şentürk- Piyer Loti ya da Beyoğlu
Bak güzelim, buraya neden geldiğini ikimiz de biliyoruz. Rol yapmana gerek yok. Kahve telvelerinde sözüm ona kehanet okuyan anneme maaşını kaptırmana da. Bu kat kat toz bağlamış eşyalarla dolu izbe yer ikimiz için de uygun değil. Çıkalım seninle şöyle, Piyer Loti’ye uzanalım. Ben kapkara demli bir çay söyleyeyim. Adam dediğin çayı kola renginde içer, söylemiş miydim? Sana da şöyle sade bir Türk kahvesi. Kapat fincanı tersine, ben açayım falını. Bir bir okuyayım geleceğimizi.

İshakEdebiyat
2 gün önce


Öykü- Beray Nisa Altuntaş- Ölüm Kovalamacı
Bir gün babamın annemi öldüreceğinden korkardım. Bu korku öyle bir işlemişti ki ruhuma geceleri sıcak yatağımdan kalkar, annemi kontrol etmeye giderdim. Nefes alışverişleri bazen düzenli bazen düzensiz olurdu annemin. Sokak lambasının ışığının dahi uğramadığı bir odada yatardı. Minicik gözlerimle annemin göğüs kısmına ve karnına bakar; nefes aldığından emin olana kadar oradan ayrılmazdım. Bazı geceler baktığım kısımlarda ben de kör olurdum sanki. Ölmek, annemin ölmesi korkusu

İshakEdebiyat
3 gün önce


İshak İlk Kitap Soruşturması- Elmas Tunç
1-Öykü yazmaya ne zaman, nasıl başladınız? Öykü yazmaya 2020 yılında, önce çocuk, sonra yetişkin öyküleri kurgulayarak başladım. O zamana değin öyküyle bir münasebetim olmadı. Bu demek değildi ki yazıyla da bir bağım yoktu. Bilakis, öyküyle tanışana değin şiir yazıyordum. Bunun, öyküdeki ritmi ve imgeleri beslediğini daha sonra işin içine girince anladım tabii. Nasıl başladığıma gelince, bir arkadaşımın yazı alıştırmaları için oluşturduğu WhatsApp grubuna ben de dâhil olmuştu

İshakEdebiyat
4 gün önce


Öykü- Zeynep Öztekin Yıldırım- Düşük Göz Kapakları Ülkesi
Nilgün, o sabah zor uyandı. Gece yine çok içmişti. Flört ettiği hiçbir erkek onu cezbedememiş, erkenden eve dönmüştü. Kızı uyuyordu, geldiğini duymamıştı. Sürünerek banyoya gitti. Yüzüne çarptığı soğuk su iyi gelmişti. Aynaya biraz daha yaklaştı, doğru mu görüyordu? Sol göz kapağı düşmüştü. Tekrar baktı, yok bayağı “Hayko Cepkin” olmuştu işte. Ah, Nilgün, ah! Hiç akıllanmazsın. Adam bu botoks fazla olabilir demişti. Basın gitsin doktor bey bana bir şey olmaz dedin. Oldu işte.

İshakEdebiyat
5 gün önce


Dilek Altundağ Yazdı- Hatırlamanın Kırılganlığı- Zeliha Tamer Uçar’ın “Tahta Bacaklı At” Kitabı Üzerine
Zeliha Tamer Uçar’ın ilk öykü kitabı Tahta Bacaklı At , Metinlerarası Kitap etiketiyle çıktı. 115 sayfalık kitapta on üç öykü yer alıyor. Sessiz acıların, çocukluk gölgelerinin ve yetişkinliğin kırılganlığı içinde dolaşan bir anlatı evreni kuruyor. Dergilerde yayımlanan öykülerinden aşina olduğumuz yazarın dili bu kitapta daha belirgin “kendine özgü” bir ritim taşıyor. Bu kitabın en sevdiğim taraflarından biri de yazar karakterlerini sadece yazmıyor. Onlarla konuşuyor. Onlara

İshakEdebiyat
6 gün önce


Öykü- Agit Destan- İçindekiler
I Çok bitkinim. Her yerim sızlıyor, üşüyorum ve karnım sırtıma yapışmak üzere. Sol kaburgamdaki ağrı giderek şiddetleniyor ve zonkluyor. Her zonklayışında tüm gövdemi bir alev dalgası yalayıp geçiyor, sönüyor yine yanıyor ve yine… Bu müthiş ağrının sebebi, demin aldığım taş darbesi. Nereden geldiğini göremedim. Sadece arkamdan gelen ve giderek artan bir koşuşturmanın gürültüsünü, çocuk kahkahalarını duyabildim. Dönüp arkama bakacak zamanım bile yoktu. Kendimi buraya zar zor a

İshakEdebiyat
7 gün önce


Öykü- Ümit Ahmet Duman- Kumandanın Gölgesi
"Cansu, Nihat, minnoşum!" Gürleyen sesim, evin gri ve kayıtsız duvarlarında yankılanıp hızla sönümlendi. Kendi sesimin cılız yankısı bile bana, içinde bulunduğum boşluğun dehşetini hissettirmeye yetiyordu. Sanki bağırışım, akustik bir boşlukta sönmüş, tüy kadar hafif kalmıştı. Elimdeki kumanda, evet, o lanet olası kumanda... Ağırlığı plastikten ibaret olsa da, o an zihnimde kayıp bir hazinenin anahtarı, kaybolan iletişim köprüsünün son tuğlasıydı. “Nerede şu kumanda yahu? Her

İshakEdebiyat
21 Oca


Öykü- Hava Kantar Yıldırım- Çostik Boklu
“Alo, efendim, ne, ne zaman? İnnâ lillâhi…” Telefonu yemek masasının üzerine bırakıp konsolun çekmecesini açıyorum. İçimde derin bir boşluk oluşuyor. Otuz yıldır görmediğin çocukluk arkadaşın ölünce oluşacak bir boşluk. Tanıdık değil. Her kayıp bir boşluk bırakıyor insanın zihninde. Tahmin edilebilir, anlaşılabilir bir boşluktur çoğu. Ancak bazılarının gidişi çocukluğunu da götürür beraberinde. Kendi gidebilirliğini de çarpar yüzüne. Gidenin kendin olmamasının verdiği acıması

İshakEdebiyat
19 Oca


Öykü- İbrahim Taş- Fena
Kaç zaman oldu bir kere bile aramadı. Bensiz yapamaz sanıyordum. Ya nasılmış Nevin Hanım, vazgeçilmez değilmişsin. Hem de kim tarafından. Hani bir erkek yaratıyordum ama ne oldu; benliğini, kadınlığını tüm prensiplerini yok etti. Hayat hepsinin öcünü benden alıyor. O olmaz busu var, şu olmaz şusu var. Neydi o söz armudun sapı üzümün çöpü derken yirmisinde bir çocuk bana tüm prensiplerimi çiğnetti. Az bile oldu. Saçını savuruşuna artık kimse aldanmıyor. Şuh bir merhabana da

İshakEdebiyat
17 Oca
İshak Edebiyat
bottom of page
