Öykü- İbrahim Taş- Fena
- İshakEdebiyat
- 17 Oca
- 6 dakikada okunur
Kaç zaman oldu bir kere bile aramadı. Bensiz yapamaz sanıyordum. Ya nasılmış Nevin Hanım, vazgeçilmez değilmişsin. Hem de kim tarafından. Hani bir erkek yaratıyordum ama ne oldu; benliğini, kadınlığını tüm prensiplerini yok etti. Hayat hepsinin öcünü benden alıyor. O olmaz busu var, şu olmaz şusu var. Neydi o söz armudun sapı üzümün çöpü derken yirmisinde bir çocuk bana tüm prensiplerimi çiğnetti. Az bile oldu. Saçını savuruşuna artık kimse aldanmıyor. Şuh bir merhabana da artık aldanan yok. Birinin metresi olsaydım gururum daha az incinirdi. Kemal'in canını acıtmak da acımı dindirmeyecek. Ne yapıyorum ben! Öyle bir yere geldim ki bu saatten sonra ne yapsam hata. Geri dönsem bir dert, ileri gidemiyorum, olduğum yer desen cehennemin dibi. Bittim. Güçlü olacakmışım, kendi kendime yetecekmişim, erkekler ne işe yararmış. Al işte bak ne işe yaradıklarını.
Tek başına gelmiş gibi davranıyor.
“Gelmezsin sanıyordum Kemal Bey. Beni yine yanılttın.”
“Gelmemem gerekirdi. Her zamanki gibi hata yapıyorum işte.”
“Hata demek, o kadar haklısın ki. Ama sadece hata yapan sen değilsin. Bunu biliyor olman gerekir.”
“Yaptıklarımın hata olduğunu biliyorum. Seninkilere sen karar ver.”
“Ne yaptıysak birlikte yaptık, seninki benimki diye bir şey yok. Sıyrılmaya yer arama. Ben başladıysam sen devam ettirdin, bıraktığım yerde sen devraldın. Kaç defa senin ısrarların beni bu ilişkiye döndürdü biliyor musun? “
“Benim ısrarlarım! Bak yine öfke nöbeti geçiyorsan ve bana kusuyorsan ve yine bir gece yarısı pişman olacaksan bu sefer beni bıraktığın yerde bulamayacaksın.”
“Bıraktığım yer mi? Söyler misin ne zaman bıraktığım yerde durdun, ne zaman seni bıraktım? Her seferinde seni en baştan başlar gibi aradım. Sana ulaşmak hep çok zordu. Sen kendini hep sakındın. Hep tereddütle yaklaşmak zorunda kaldım. Ne kalbinden ne teninden hiç emin olamadım. Böyle duyarsız olmak zorunda mısın? Beni hayata geri çağırıp sonra yalnız bırakmak hiç umurunda oldu mu? Muhtemelen nasıl bir kötülük yaptığına dair hiçbir fikrin yok. Hatta şöyle diyeyim, biraz olsun değer verip hiç düşündün mü bizim hakkımızda? Gerçekten merak ediyorum.”
“Bence abartıyorsun. Bunlar şimdi mi aklına geldi yoksa çalışılmış sözler mi? Beni üzmek için konuştuğunda üzemeyeceğini öğrenmiş olmalıydın. Hakkımızda düşündüğüne hiçbir zaman inanmadım da... Bu kuruntuları lütfen bırak. Nasılsa bitecek, biliyorum iyi de bitmeyecek. En azından bu kadar kötü bitmek zorunda değil.”
“Bu tavır senin için bile fazla. Merhamet kelimesini daha önce duymuşsun demek ki. İyi, bu da seviye sayılır, senin için. Hatta senin için çok fazla. Alkışlıyorum, yaşaaaa, var ol Kemal.
“Ne yapıyorsun insanlar bize bakıyor. Gitmemi istiyorsan söyle, böyle hafifliklerin lüzumu yok.”
“Allah belanı versin Kemal.”
“Sus, bela okuma. Kalk lavaboya git, rujunu makyajını bir şeyini tazele. İki yudum sıcak bir şey içelim, içimiz ısınsın dedik zehir zıkkım ettin.”
Ne yapıyorum ben, neredeyim? Sırf buraya onu davet etmiş olmam bile ona hala değer verdiğimi gösteriyor. Hâlâ onun peşindeyim. Serseri. Makyajını düzeltmiş. Oysa ilk başlarda ne kadar efendi bir çocuktu. Lavaboya gitmiş, doğru ya lavaboya gitmem lazım. Yaşım geçkin ya kesin mesane problemleri yaşıyorumdur. Beni kuruntuyla suçluyor bir de, yaşına başına bakmadan. Nasıl oldu, nerde hata yaptım da ipleri eline verdim. Ben nasıl böyle bir sakarlık yaptım. Olmadı Nevin Hanım, bu yaştan sonra yapılacak hata değildi. Ne makyajımı tazeleyeceğim be, ihtiyacım mı var sanki. Şu kızlar nasıl giyiyorlar şu daracık kotları. Daha yaşlanmadım ama galiba yaşlanıyorum. Eski Nevin olsa böyle yapabilir miydi? Öptüğü yerden bir daha öpmek için kapımda köpek olurdu köpek. Acele etme bebeğim, beklesin biraz. Yok, olmaz. Kötüymüşüm de toparlanmam uzun sürmüş diye düşünür. Rimelim de akmamış. İki yudum bir şey içecekmiş de zehir zıkkım etmişim. İki kadehte nasıl maymuna dönüştüğünü bilmiyorum sanki. Zıkkım olsun.
Masada oturuyor, ruhsuz. Bari eline telefonu al da oyalan. Sağ sola bak, dön lavaboya bak, öldüm mü, kaldım mı? Merak et ama nerde! Ben de Nevin’sem sana yapacağımı bilirim.
“Çok bekletmedim, değil mi?”
“Yoo yeni gittin sayılır. Nasıl, toparladın mı biraz.”
“İyiyim ben, bir şeyim yok. Hani olmaz da benimle ilgili merakta kalırsın falan hakkına girmeyeyim.”
“Ben kalpsiz değilim, seni sevdim ben. Seni herkesten çok ben sevdim Nevin Abla.”
“Sen ablana da gece yatakta arkadan sarılarak uyuyor musun?”
“Nevin, bak yine ne dediğini bilmiyorsun.”
“Ablaymış. Buna hakkın yok. Böyle sokak ortasında markete gitmekten vazgeçer gibi vazgeçmeye hakkın yok. Ben kırk üç yaşındayım, isteseydim senin kadar çocuğum olurdu.”
“Hukuk fakültesini de kazanır mıydı?”
“Beni dinlemiyorsun bile.”
“Doğru.”
“Bari yalan söyle de bu kadar aşağılama beni. Beni dinlemiyorsan ne düşünüyorsun?”
“Sahiden merak ediyor musun?”
“Evet.”
“Sen hiç köyde yaşadın mı?”
“Bilmiyor musun sanki yaşamadım.”
“Bizim köyde evlerin duvarları epey kalın olur. Eski yapı anlayacağın. Haliyle pencere pervazları da bir o kadar geniştir. İstanbul’a çalışmaya gelenler köye döndüklerinde o geniş pervazlara teypler koyup yüksek sesle müzik dinlerlerdi. Bu ne demek biliyor musun?”
“Ne demekmiş?”
“İstanbul görmüş, canı sıkılıyor. Yaptığı gürültü mazur görülebilir. Artık İstanbul görmek ne demekse.”
“E yani.”
“Üzerine düşünüyorum dedim, anladığımı söylemedim zaten.”
“Aydın olduğunu düşünüyorsun değil mi?”
“Öyle bir şey ima ettiğimi hatırlamıyorum.”
“Ağalığa feodal düzen demekle aydın olunmuyor. Taşranın kültürel kodlarıymış, baban para yolladı mı bu ay?”
“Seni ilgilendirmez.”
“Sana ne oldu sahiden böyle değildin. Efendi, yakışıklı, söz dinleyen Kemal’e ne oldu?”
“Hah işte sorun tam da burada. Söz dinleyen Kemal. Söz dinlemediğim zaman kötü mü oldum? Her çağırdığında gelmedim diye değiştim mi? Kusura bakma Nevin Hanım bir kadının sözünü dinlemem gerektiğini sen bana öğrettin. Sevişsem bile bir kadına köle olmam gerektiğini de. Biraz sınırlarının dışına çıktım ama kusura bakmayıver.”
“Çok şanslı olmuş olmak seni bozdu. Ayağını sürüyerek geldiğin taşradan şimdi kentli bir kadına meydan mı okuyorsun? Gerçi haklısın, tüm arkadaşların hocaların önünde el pençe divan dururken sen fakülte sekreteriyle yatıyordun. Haklısın, buna hakkın var. Yüksek notlar, Fakülte Sekreteri Nevin Taşkın’ın aşkı, üç yüz beş yüz tane kitap. Neden değişmeyesin ki. Kemal ellerindeki nasırı memelerimi avuçlarken hissettim. Bana değiştim deme. Annene koynumdayken sonra arayayım derken ki sesinin ezikliğini bana; taşranın kültürel kodlarının yapı sökümü gibi havalı laflarla unutturamazsın.”
“Pişman olacağın şeyler söyleme, ben her şeye rağmen sustuğumu düşünüyorum.”
“Pişmanlık bilmediğim bir tecrübeymiş gibi konuşma benimle.”
“Lavaboya gitmem lazım.”
Git tabii niye gitmeyesin ki. Kadınları öğrenmeye öyle bir yerden başladın ki, kimsenin sana yetişemeyeceğini zannediyorsun. Nankör. Başarılı genç bir avukat koca. Salak Nevin aptal Nevin… Gözü doydu demek ki. Erkek değil mi? Hepsini köküne kibrit suyu. Daha yirmi üç yaşında ya çıldıracağım. Daha düne kadar hamburger yemeye giderken nasıl yenildiğini görmek için ağırdan aldığını adım gibi hatırlıyorum. Hadsiz, bir de sustuğunu söylüyor. Konuşmamışmış. Söyleyecek ne kaldıysa artık. Kırkından sonra köylüye âşık olursan olacağı bu işte. Oh olsun sana Nevin Hanım, şimdi böyle sürün bakalım nereye kadar. Beni korumaya çalışıyormuş da, kirlenmemiş de, ben onu büyütürmüşüm de… Al sana koynunda yılan büyüttün ne oldu? Parlak çocuk, önü de açık. Kırkına geldiğinde yirmilik bir taze almak yerine benimle mi evlenecekti. Ah Nevin ah, şimdi yüzüm yok ki gidip birine derdimi anlatayım.
Yine ben yokmuşum gibi davranıyor. Çayı soğumuş da yenisini istiyor. Sanki bilmiyorum israf olmasın diye bardakları nasıl kafasına diktiğini.
“Nerede kalmıştık.”
“Nerede kalmıştık öyle mi? Yani o kadar anlamsız o kadar değersiz şeyler konuştuk ki sana hatırlatmamı istiyorsun.”
“Böyle bir şeyi kastetmediğimi biliyorsun.”
“Peki nerede kalmıştık.”
“Ne yaparsam yapayım, o ezik taşralı rolümden çıkmamı içine sindiremeyen kentli bir kadının hezeyanlarını dinliyordum. Aaa bir de aşktan ağzı yanmış. Unutmadan bir de kontrol hastası bir kadının kompleksleri.”
“Bana orospu demeni tercih ederdim.”
“Ben bir zamanlar âşık olduğum kadına öyle hitap edemem.”
“Âşıkmış, ukalâ. Ben niye görmüyorum. Bir zamanlarmış demek ki…”
“Nevin sen benim tanrım değilsin, beni sen yaratmadın. Bana bedenini sundun diye tüm hayatım üzerinde hak iddia edemezsin. Ben erkeğim, beni böyle kabul etmeyeceksen ne kadar ileri gittiğimizin bir önemi yok. Dönerim ve ardıma bile bakmam. Erkeklik sadece penisten ibaret bir şey değil. Senden yüz yaş da küçük olsam senin erkeğinim. Cebimde param olsa da olmasa da ben erkeğim. Bana bunu hissettiremedikten sonra hiçbir şeyin önemi yok. Anlıyor musun?”
“Şerefsiz. Beni kullandın.”
“Ben seni kullanmadım. Seninle birlikte olmamın bana neye mal olduğunu aklından geçiremezsin bile. Bak üç ay sonra ilk maaşımı alacağım, her şey çok güzel olacakken mahvediyorsun. Farkında değilsin.”
“Evet, kendimin farkındayım. Neler yaşadığımızın. Sana borçluyum ama böyle olmaz. Ya kendine çeki düzen verirsin ya da…”
“Ya da ne bırakıp gider misin? Söyle söyle çekinme, beni yine kendinle tehdit et.”
“Bağırma, farkında değilsin ama bağırıyorsun. Herkes bize bakıyor. Kalkalım, temiz hava ikimize de iyi gelir.”
Hesabı ödeyip çıkıyoruz. Konuşmak istemiyorum. Erkek olmak istiyormuş. Bu saatten sonra sünnet mi edeyim. Nankör. Yaşamayı ben sana öğrettim ben. Erkeğimmiş. Heyecandan sertleşemeyen erkeğim. Arkamı döndüğümde tabağını silip süpüren erkeğim. Güzel kızmış, dediğimde güzeldir ama arkadaşımdır diyen çocuk bana erkek olmak istediğini söylüyor.
“Yorgunum eve gitmek istiyorum. Cevap vermiyor. Eve gidelim orada konuşuruz.”
“Saat geçiyor, evde kalamam.”
“Arabayla eve geçersin, yarın dersin var nasıl olsa. Anahtarı bırakırsın.”
“Tamam.”
Ne arabamın ne de evimin yabancısı. Evim mi bana büyük geliyor yoksa Kemal mi beni küçülttü de evde kaybolmuş gibi hissediyorum, bilemiyorum. Tekli koltuğa, her şeyin sorumluluğundan kaçar gibi oturuyor.
“Bu gece burada kal. Gitme. Kanepede uyu. Okula ben bırakırım.”
“Kalmayı istemediğim için değil sen istediğin için kalmayacağım. Bana neler söylediğinin farkında değilsin. Özür dilemeyi unuttun.”
“Özür dilerim Kemal. Gerçekten.”
“Sence özrün söylediklerini unutmamı sağlayacak mı ya da bir daha o sözleri duymayacağımı garanti edebilir misin?”
“Kemal beni biliyorsun.”
“Evet ama birbirimizi hiç değiştirmeyecek miyiz? Kendin kalarak olur mu bu iş, sen söyle.”
“Kemal seni kaybetmekten korkuyorum, anlamıyor musun?”
“Seni anlamasam burada ne işim var. Okulum bitebilir, işe girebilirim, maaşım olabilir ama tüm bunlar sana ihtiyacım olmadığı anlamına gelmez. Sen bunlardan çok daha fazlasısın. Ve farkında bile değilsin. Her şeyin güzel olacağı bir eşikte işi batırmak üzeresin.”
“Kemal gitme bu akşam burada kal, lütfen.”
“Olmaz, bazı şeyleri oturtmaya belki de bu akşamdan başlamalıyız.”
Eve ilk gelişini hatırlıyorum. Yeni aldığı kıyafetleri vardı üzerinde. Bana karşı olan arzusuyla utangaçlığı at başı gidiyordu. Poşetleri taşıyabildiğimi söylediğimde öyle bir olmaz demişti ki… O olmazın içinde sen kadınsın, sana böyle bir iş yaptıramam gibi nice anlamlar saklıydı. Orada mı ona âşık oldum bilmiyorum. Gerçi ona birçok defa âşık oldum. Derslerini geri de bıraktıklarına karşı mahcup olmamak için çalışmasına, parasını harcarken evdeki kardeşlerini kriter olarak görmesine, kadınlara annesine yaklaşır gibi yaklaşmasına. İncitmekten, kırmaktan, dökmekten, gürültü yapmaktan çekinmesine âşık olmuştum. Ama ben, Kemal’i değiştirerek ona en büyük kötülüğü yaptım.
İbrahim Taş
