top of page

Öykü- Beray Nisa Altuntaş- Ölüm Kovalamacı

  • Yazarın fotoğrafı: İshakEdebiyat
    İshakEdebiyat
  • 3 gün önce
  • 4 dakikada okunur

Bir gün babamın annemi öldüreceğinden korkardım. Bu korku öyle bir işlemişti ki ruhuma geceleri sıcak yatağımdan kalkar, annemi kontrol etmeye giderdim. Nefes alışverişleri bazen düzenli bazen düzensiz olurdu annemin. Sokak lambasının ışığının dahi uğramadığı bir odada yatardı. Minicik gözlerimle annemin göğüs kısmına ve karnına bakar; nefes aldığından emin olana kadar oradan ayrılmazdım. Bazı geceler baktığım kısımlarda ben de kör olurdum sanki. Ölmek, annemin ölmesi korkusu çepeçevre sarardı yumuşak, cılız bedenimi. O cevap verene kadar kalbim hızla çarpardı. Yoksa annem mi beni öldürecekti?  “Anne, anne uyan.”

İki üç tekrardan sonra annem derin bir nefes çekerdi dünyadan ve uyanırdı. Kaymış ağzıyla adımı söyler, bir yandan da eliyle salyalarını silerdi. Yaşadığına sevinsem de o uyanınca korkardım. “Geri zekâlı mısın sen başımda bekliyorsun gece gece.” Hâlbuki ben onu düşünürdüm. Yan odadan bir canavar çıkıp gelebilirdi. Babamın silahı var mıydı bilmiyorum ama bir keresinde çeşit çeşit bıçakları bilerken yakalamıştım onu. Beni gördüğünde dişlerini sıkardı. Emrine amadeydim. Babamın dişlerini sıkması demekti ki: gitmezsen tokadımı yiyeceksin. Onun o yamuk ve sarımtırak dişlerinden hep kaçmışımdır. Başkalarına gelince merhametle açılan ağzı beni görünce dünyanın sonuymuşçasına oynanan bir kovalamaçtı. Babamın yanında dişlerimi göstererek kahkaha atmazdım hiçbir zaman. Öyle ki ne zaman dişlerim görünürcesine sırıtacak olsam tutar, büzerdim ağzımı. Evrenin tüm dişlerinin patentini babam almıştı sanki. Bana kalansa ondan köşe bucak kaçmaktı. Bu yüzdendir ki babamın karşısında dişlerimi göstererek gülmezdim. Babam dişlerini anneme de gösterirdi arada bir.  Annem korkar mıydı bilmiyorum. Babamın dişlerini sıktığı günlerden bir gün annem parmak uçlarında yükselip o iğrenç sarımtırak dişlerden öptü. Görür görmez yanına gidip eteğine yapıştım. Tüm kuvvetimle asıldım eteğine. Çekiştirdim de çekiştirdim. Haki renklerinin hâkim olduğu eteğinin rengi soldu. Kuvvetimi verdiğim eteği bırakmamı isteyen annemin tekmeleri altında da benim rengim solmuştu. Yaşadığım hayal kırıklığından göğsüme atılan tekmelerin acısını hissetmiyordum. Eteğin bir ucu hala minik parmaklarımın arasındaydı. Öyle sıkıca kavramıştım ki eteğin rengi parmaklarımın rengini gördüğünde dile gelecekmiş gibi hissediyordum. Babamın yüzüne baktım. Yediğim tekmeler karısının çürük dişlerine kondurduğu öpücükten daha çok haz veriyordu ona. Tekmeler işe yaramamıştı, asıldığım etek düştü. Kalbim annemin ölme ihtimaline karşı duyduğum korkudan daha fazla çarpıyordu şimdi. Annemin çıplak bacaklarını gördüm. Karşıda aldığı hazzı durdurmak zorunda kalan babam geliyordu. En son gördüğüm ise annemin baldırlarındaki yer yer uzun kıllardı.

Annemin baldırlarındaki yer yer uzun kılları unutamıyordum. Yatağımda yattığım günler boyunca bunu uzun uzun düşündüm. Tüyler galiba bize aitti. Babamın sahiplenmediği anneme ait olan tek parça. Üç gündür annemi kontrol etmeye çıkamıyordum. Babamın bana verdiği en büyük ceza buydu. Annem orada bir başına, babamla tekti ve benim kapım babam tarafından onlar uykuya dalmadan on dakika önce kilitleniyordu. Sahi annem neredeydi? Yanıma hiç uğramamıştı. Ölmeyi bu kadar istemek bana yaptığı bir haksızlıktı. Onu uykusunda saatlerce beklemiştim, cani bir adam yatağından kalkıp bilemesin diye. Vurdumduymaz, başına buyruk, rahat bir kadındı annem. Kim onu ne yapsındı?

-Kocan anne kocan seni ne yapar biliyor musun? Bilediği bıçakları hiç görmedin mi?- Kapa çeneni artık. Pimpirikli manyak oldun çıktın. Hayal gücüne bak ya. Milletin çocuğuna bak eve gelmez dışarıdan toplarsın bir de bizim çocuğa bak. Git çık artık biraz top oyna.

Hep aynı cümleleri sarf ederdi bana. “Pimpirikli manyak oldun çıktın.” Ben pimpirik ne demek bilmiyordum ama manyak olduğumu da hiç düşünmemiştim. Sadece bir sefer kapının kilidinin açıldığı dördüncü gün geceleri yalnız kaldığım günlerde yanıma uğrayan ziyaretçiyi anneme anlattığımda bende bir problem mi var acaba diye düşünmüştüm. Geceleri kendim çıkıp da annemi kontrol edemediğim günlerde duvarın içinden bir adam geçmeye başlamıştı. Mütemadiyen dört duvar arasında geziyor; beni eğlendirmek, endişemi bir nebze dahi olsa yatıştırmak için taklalar atıyor, şarkılar söylüyordu. Başlarda korkmuştum. Çarşafı üstüme çekip ondan saklanmaya çalıştım. Söylediği şarkı kesilince meraklanmıştım. Çarşafı yavaşça yüzümden aşağı indirdim ve duvarda bacak bacak üstüne atmış sırıtan gölgeyle karşılaştım. Uzun süre izlemiştim gölgeyi. Birden düzgün ve bir gölgenin sahip olamayacağı kadar parlak dişlerini göstererek gülümsedi: “Anneni kontrol etmemi ister misin?”

Gölge, üç gece boyunca annemi kontrol edip iyi olduğunu; babamın daha annemi öldürmediğini söylemişti. Onun sayesinde uykusuzluğum biraz olsun hafifliyordu. Dördüncü gün, sabah odadan dışarı çıktığımda bu olayı anneme anlattım.

-Seni kontrol etmesi için bir gölge gönderdim hissettin mi anne?

-Gölge mi? Ne gölgesinden bahsediyorsun sen be?

-Siz kapımı kilitledikten sonra odamın içinde duvarlardan geçen şarkı söyleyen üstelik takla atan bir gölge vardı. Senin haberini o getiriyordu bana anne. Sen de bugün tanışmak ister misin?

- Sen zır delinin tekisin babana söyleyeyim de doktora falan götürsün seni. Şizofrenik misin nesin bir bu eksikti başımıza.

Şizofrenik ne demek, babam beni niye doktora götürecek, gölge de gittiğim yere gelecek mi? Aynı gün annemin olayı babama anlattığını duydum. Odamda cevapsız sorularımı düşünürken babamın salondan bağırmasıyla irkildim. Kapıyı açıp salona doğru ilerledim. Buzlu camın gerisinden annemin babama gölgeden aşağılayarak bahsettiğini işittim.

-Yekta, bizim bu deli duvardan geçen şaklaban hoppa bir gölge görüyormuş. Benim yanıma göndermiş ölmüş müyüm diye kontrol ettirmeye. Şizofrenik olmasın al şunu bir doktora götür allasen.

-Ulan o pezevenk atıyordur sende inanıyorsun ne diye inanıyorsun lan sen?

Babam o iğrenç, yamuk, sarımtırak, çürük dişlerini sıkıyordu.

-Ben ne yaptım sana benziyor senin genini almış anangiller gibi bozuk.

Babam bu sefer kuduz köpekler gibi dişlerini ortaya saçıyordu. Önünde duran sehpayı devirerek bir hışımla anneme doğru yürüdü. Dişlerini gözünün içine soktu. Elini kaldırdı.

-Siktir lan OROSPU…

O gece kapım ardına kadar açıktı. Gölge her zamanki yerindeydi. Sırtımı onun oturduğu karşıki duvara yasladım. Sabaha karşı gölgeyle annemin öldüğüne karar verdik.


Beray Nisa Altuntaş

 
 
 

Yorumlar


bottom of page