top of page

Dilek Altundağ Yazdı- Hatırlamanın Kırılganlığı- Zeliha Tamer Uçar’ın “Tahta Bacaklı At” Kitabı Üzerine

  • Yazarın fotoğrafı: İshakEdebiyat
    İshakEdebiyat
  • 6 gün önce
  • 2 dakikada okunur

Zeliha Tamer Uçar’ın ilk öykü kitabı Tahta Bacaklı At, Metinlerarası Kitap etiketiyle çıktı. 115 sayfalık kitapta on üç öykü yer alıyor. Sessiz acıların, çocukluk gölgelerinin ve yetişkinliğin kırılganlığı içinde dolaşan bir anlatı evreni kuruyor. Dergilerde yayımlanan öykülerinden aşina olduğumuz yazarın dili bu kitapta daha belirgin “kendine özgü” bir ritim taşıyor.

Bu kitabın en sevdiğim taraflarından biri de yazar karakterlerini sadece yazmıyor. Onlarla konuşuyor. Onlara sorular soruyor. Bazen kızıyor bazen de onların omzuna dokunup “hadi anlat” der gibi bir tavır alıyor. Sanki kurgu, tek başına akmıyor. Yazarla karakterler yan yana yürüyor. Bu his, Uçar’ın öykülerine çok canlı bir sıcaklık katıyor.

Kitaba adını veren “Tahta Bacaklı At” öyküsü, baba-çocuk ilişkisi üzerinden ilerliyor ama aslında bir hafıza hikâyesi. Babasının ölümüne dayanamayacağını düşünen anlatıcının yıllar sonra yüzleştiği pişmanlık anlatılıyor. Öyle tanıdık bir hikâye ki iç çekmeden okumak zor. Baston sesi, albümde duran yüzler, Gümüş Yele ve Hüma’nın bulutları yararak ilerleyişi… Bunların hiçbiri bir anı değil bir duygu gibi duruyor. Okurken yazarın da anlatıcıyla birlikte o bastonu eline alıp satır aralarında dolaştığını zannediyoruz.

“Merkezdeki Fikir” de, Uçar’ın o bahsettiğim “karakterleriyle konuşan yazar” hâli iyice ortaya çıkıyor. Daha hikâye bitmeden karakterler yazarın önünde beliriyor, onunla tartışıyor, onu yönlendiriyor. Bir öykünün içinde birden film setine düşmüş gibi oluyorsunuz: ışıklar, gerilim, nefes alışverişleri… Yazar da bu sahnenin tam ortasında, kendi karakterleriyle baş başa. Çok canlı, çok oyuncu bir öykü…

“Ağzım Ben” de, küçük bir kızın yıllarca “dev ana” gölgesinde büyümesini anlatıyor. Bu öyküde Uçar’ın sesi iyice yumuşuyor. Çocukluk yaralarının büyüyünce hâlâ dönüp dolaşıp insanın yolunu kesmesini anlatıyor. O küçük kızın bir gün kendi ışığını yakması ve o devden kurtulması, öyküye sakin ama güçlü bir umut taşıyor.

“Sağır Boşluk” yeni doğmuş bir bebeğin kokusuyla, bir ihanet ihtimalinin ağırlığını aynı cümlede buluşturan bir öykü. Bu hikâyede yazarın sesi iyice kısılıyor, sessizlik daha büyük bir yer kaplıyor. Hastane odasının ışığı, annenin gözlerinin altındaki yorgunluk, kocasının telefonunda gördüğü yazışmaların yarattığı sarsıntı… Tüm bunlar içten içe konuşan bir metne dönüşüyor.

“O Makine Senden Kıymetli” de ise ataması yapılmayan bir felsefe öğretmeninin lokantada bulaşıkçılığa mecbur kalması, memleketin çok tanıdık bir hikâyesi. Uçar burada da karakterinin yanında duruyor. Onun öfkesini, utancını, iç sıkışmasını duyuyoruz. Öykü bittiğinde, karakterin elinden bıçağı alıp “dur” demek istiyorsunuz. Bu da yazarın o karakterle kurduğu yakınlığın okura geçtiğini gösteriyor.                                      

Kitap boyunca dikkat çeken bir diğer şey de metinlerarasılığın sadeliği. Klimt’ten Ahmet Ümit’e uzanan göndermeler, duygunun taşıyıcısı oluyor. “Ökseye tutulmuş bir güvercin gibi” ya da “Musa’nın asası gibi” gibi benzetmeler, öykünün ruhuna tam yerinde oturuyor. Ayrıca öykülerin çoğu açık uçlu... Bu da yazarın okuruna güvendiğini gösteriyor. Sonu açıklanmayan ucu havada bırakılan hikâyeler, okurun kendi deneyimini katmasına izin veriyor. Bazı öyküler bittiğinde karakter hâlâ yanınızda yürüyormuş gibi geliyor.

Son öykülerden “Aynadaki Çatlaklar” da beni en çok yakalayanlardan. Berber koltuğunda kalbi güvercin gibi çarpan kadının bir gazete haberinden çocukluğuna savrulması, hem çok tanıdık hem çok incelikli bir hâl almış. Uçar, geçmiş ile bugünü birbirine bağlarken duyguyu hiç zorlamıyor. Her şey kendi doğal akışında ilerliyor.

Son söz olarak Tahta Bacaklı At’la Zeliha Tamer Uçar, karakterlerinin sesini bastırmayan, onlarla konuşan, onları dinleyen, zaman zaman onların karşısında şaşıran bir yazar. Bu sıcaklık, bu samimiyet kitaptaki tüm öykülere sinmiş durumda. İlk kitap olmasına rağmen hem kendi sesini bulmuş hem de bu sesi okurun kalbine bırakmayı bilen bir yazarla karşılaşıyoruz.


Dilek Altundağ


Yorumlar


bottom of page