top of page

Elif Erdoğan Yazdı- Şimdi Karşıya Geçebilirsiniz Ama Önce Ünleminizi Uzatınız!

  • Yazarın fotoğrafı: İshakEdebiyat
    İshakEdebiyat
  • 1 gün önce
  • 3 dakikada okunur

Bir kitap adıyla, sanıyla, kapağıyla okurun kulağına bir şeyler fısıldar. Kimi kitaplar renk cümbüşünün, çoklu imgelerin büyüsüyle kendini tamamlatır; kimi kitaplarsa son derece minimal, öyle dümdüz görünmesi için tasarlanmış görsellerle gayet iyi anlaşır. Hakeza kitap isimleri de bazen günde elli kere kullandığımız bir kelimeden veya kelime grubundan oluşur bazen de günde elli kere, yüz kere duyulan ama kimsenin-ki burada Hüseyin Kılıç’ı tenzih ederim- ‘’Bu sesten ne öykü olur var ya! Ne kitap adı olur bundan!’’ demediği cümlelerdir.

Yazarın iyi bir gözlem gücü olmalıdır denir, bunu hepimiz duyarız. Görme biçimlerinden bahsedilir; uzaktan bakmak, yakından bakmak, derin bakmak vesaire. Kitabın ilk öyküsünde pek çok kişinin hayatından bir ses karşılıyor bizi. Bir bakıma sesle başlıyor kitap. Bir yazarın iyi bir kulağının da olması gerektiğini düşündürdü bu öykü bana. Ses hafızamız yazmayla kafayı bozmuş birinin karalama defterinin tam da orta yerine bir cümle atıp, al bunu ne yaparsan yap diyebilirmiş mesela. Sonuç olarak da öykünün daha başında tüm okurların ses hafızasında aynı patlamayı yaşatmak gibi kolektif bir hareketin faili olabiliyor anlatıcı, yazar, adına her ne dersek işte o kelime cambazı.

Şehir yaşamının curcunasında kimine göre vıdı vıdı konuşan şu trafik lambaları Haziran 2022’de Ketebe Yayınları’ndan çıkan ‘’Şimdi karşıya geçebilirsiniz’’ adlı öykü kitabına isim babalığı yapmış. Daha burada bile kitabın içinde olağanüstü, şaşırtıcı unsurların bulunma ihtimali aklımıza geliyor.

Yazar kitabı hakkında yaptığı bir söyleşide meraklı ve hevesli olduğundan bahsediyor. Sosyal medya hesabında bir gönderide küçükken köyde ninesinin peşinde uzun bir süre yürüdükten sonra kaybolduğunu; mısır tarlasında uyuyakalmış halde bulunduğunu yazmıştı. Macerayı, merak etmeyi ve merak ettirmeyi seven insan küçüklükten belli ediyor kendini demek ki.

Yazarın olayları anlatım biçimi okuru yormuyor. Güzel bir Türkçe ile merak hissini artıra artıra sakin sakin anlatıyor. Öykülerin olay ağırlıklı olması da böyle bir anlatı için yolu döşüyor. Betimlemeler ve karakter analizleri gibi seçili okurun ilgi ve sabır alanına girebilecek detaylardan kaçınılmış. Bu da öykülerin bir çırpıda okunabilirliğini artırıyor, sadelik konusunda artı hanesine katkı sağlıyor.

Öykülerin uzunlukları değişmekle birlikte tek seferde okunmaya elverişli yoğunlukta diyebiliriz. Konu seçiminde ilk öykü ne kadar sıradan bir yaşamın içinden damıtılmış rafine kurgu olarak önümüze geliyorsa ilerleyen sayfalarda bir o kadar şaşırtıcı, olağan dışı unsurlar karşımıza çıkıyor. Örnek vermek gerekirse söz dinlememenin bedelini küçülüp bir kavanozun içine düşmekle ödeyen saf Nevzat tam bir hafta o kavanozda kalır. Ah Nevzat, vah Nevzat!  Bir röportajında okurun ünlemi ne kadar uzun olursa o kadar iyi olur diyen yazarımız sağ olsun, ünlemsiz bırakmıyor bizleri. Daha ne olsun!

Araya serpiştirilmiş kâh bilim kurguvâri kâh masalımsı unsurlar tıkır tıkır işleyen kıvrak bir zekanın işaretçisi. Nihayetinde ikisini bir hamurda kötü tat vermeyecek şekilde yoğurmak da marifet gerektiriyor, değil mi?

Küçük Karasinek adlı öyküsünde masadaki tatlı kalıntısından biraz yedikten sonra ayağını çıkarıp kafasını kaşıyan sineğe ve onun varyasyonlarına rastlamayanımız yoktur hani. Mevzu buradan da bir öykü çıkarabilecek kadar derin olabilmek. İnsan dünyasında bir hayvanın yeri, başka bir hayvanın yeri. Kılıç, iki yer arasındaki farkı kavramakta, kabullenmekte zorlanan meraklı bir yavru karasineğin beş sayfa çapında dünyasına zoom yapıyor. Sen al bir karasineği- hem de yavru olanını- anlatının baş kahramanı koltuğuna oturt, hiç olacak şey mi? Bu öyküde Küçük Kara Balık’ın merakı, cesareti göz kırpabilir okurlara.

Küçük Bir İstanbul Turu’nda başta kavranması güç monologlar anlatı çemberini oluşturuyor. Klasik düzenle verilen yer, zaman, karakter, olay örgüsü çerçevesi kırılarak deneysel düzen ile farklı bir öykü oluşturulmuş. Dolayısıyla, iki kere okununca zihinde daha net bir iz bırakacak bir öykü havası veriyor.

Köse Eşref’in Mübarek Sakalı adlı öyküsünde ise olaylar Anadolu insanının çok aşina olduğu define avı konusu etrafında örülmüş. Bu öyküde tam da öykünün içinde geçtiği gibi bir köy kahvesinde sıcak çaylar eşliğinde anlatılan olaylar silsilesi akıyor kulaklarımıza. O kadar sahici ki kelimeler kulaklarımıza temas ediyor sanki gözlerimizden önce. Samimi bir anlatının, derli toplu bir izleğin peşinde yol almak okurda dost meclisindeymiş hissi bırakıyor.

Son olarak, on dört öykü boyunca türlü türlü anlatılarda, türlü türlü anlatıcılarda zihnini okura açan yazara bir de mizah yönünden bakmak mutlaka gerekiyor. Günlük yaşamda herkesin verebileceği samimi, gülünç tepkileri metne ustalıkla yedirdiğini belirterek yazara hakkını teslim edelim.


Elif Erdoğan

Yorumlar


bottom of page