top of page
  • Yazarın fotoğrafıİshakEdebiyat

Tarık Şimşek Yazdı- Karakter ve Dil Zenginliği ile Rengarenk Öyküler: Huzurun Tarifi Yok

“Huzurun Tarifi Yok” Şeyda Başer Eroğlu’nun Epona Yayınları’ndan çıkan ilk öykü kitabı. Kitap Zamanın Dışında ve Zamanın İçinde adlı iki bölüme ayrılmış. On dokuz öykü bulunmaktadır. Kitaptaki öyküler; bizi ara ara çok farklı karakterlerle tanıştırsa da, dili zengin kullanması ile öne çıkıyor. Başer Eroğlu, aynı zamanda Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni. Bunun avantajı kitaptaki öykü başlıklarından da anlaşılmaktadır. Dil açısından bir maden var önümüzde. Bu dil zenginliğini karşılamak için modern ve postmodern anlatı dehlizlerine dalmış sanki yazar. Bazen geriye sarıyor ve klasik anlatım olanaklarıyla okuyucuya durak tanıyor. Bu duraklarda okunan öyküler ağızda, “harika öykü okudum,” tadı bırakıyor -eriyen patlayan bir şeker gibi- ve sonra tekrar tanıdık olmayan dünyaya, üsluba çekiliyoruz. Bu grafiksel iniş çıkışların okuma zevkini epey artırdığını söyleyebilirim. İçerik bakımından ekolojik bir çerçeve, doğanın yıkımına karşı bir duruş da var sergileyen öykülerde.

Zamanın Dışında bölümünün “Zamanın Geri Alınamazlığı” ilk öyküsünde bir senaryo metni okuduğumuzu anlıyoruz. İtalya’da bir cenaze törenine davetliyiz. Ancak iç seslerle, evrak yazışmalarıyla klasik senaryo metnini dönüştürüyor. Finalde sürprizle hangisinin gerçek olduğu hangisinin gerçek olmadığı konusunda muamma içinde bırakıyor okuru.

İkinci öyküsü “Yarım Varoluşlar” görme engelli bir karakteri, AVM çekilişinde kazandığı fotoğraf makinesiyle hem karakteri hem de bizi baş başa bırakıyor. Kurduğu dille karaktere acımak yerine yüzümüzde tuhaf tebessümle kalırken, aynı zamanda görme biçimlerimiz –görmek nedir? Görülmek mi önemli olan?- üzerine düşündürüyor. Finalini ironik diline bir de umut katarak bitiriyor yazar.

“Merhaba Dünya” yazarın deyişiyle, “ …metropolün göbeğinde hayatta kalabilmenin tek yolu kendimi bitkilerle çevrelemek,” diyen ekolojist, aktivist bir karakterle karşılıyor bizi. Dünya otuz yıl önce terk edilmeye yüz tutmuş ve çiçek yetiştiren çılgın insanlara güvenmemiz gerektiğini söylüyor öykü. Karşısına çıkan komşusu Keşşaf’la ilerleyen bir çeşit çiçeklerle, ağaçlarla, dünyayı kurtarmaya çalışan, izcilik yapan -Keşşaf adı burada tesadüf olarak seçilmediği bellidir- bir dostluk hikayesine dönüşüyor. Kitaba adını veren öyküyü, Çiçek Hanım’ın, “Evimdeki huzurun tarifi yok,” demesinden anlıyoruz.

“En azılı düşmanlarımız evimize davet ettiklerimizdir” (sf 27)

“Kostina Diye Biri” öyküsüyle, yukarıdaki cümlenin aksine, bir hayvansever, veteriner olan, Gürcü asıllı karakterin evine kimseyi misafir olarak dahi almayan, onu anlamaya çalışan komşusuna davet ediliyoruz adeta.

Zamanın Dışında bölümünü öykülerinde komşuluk, doğa, bitkiler, köpekler, hayvanlar, bir şekilde insanlarla etkileşim halinde. Onlarsız olmuyor, her öyküde bir parça bu metaforlardan bulunmakta. Zamanın dışında karakterleri doğayla, yaşamın keşifleri birbirine bağlıyor. Bu dünyada yaşayamayacak kadar tuhaf, kendi hallerinde karakterler.

“Salon Bitkisi” öyküsüyle bir gurbetçinin doğum olayına giriyoruz, doğumu o kadar sade ve gerçekçi anlatılıyor ki, sanki hastanenin köşesinde olan bir salon bitkisiyiz. Ne kadar zaman geçmişti, hiç zaman geçmiş miydi.” (sf 37)

Bazı öyküler zaman metaforu, zamanın dışındaymışçasına ya da zamansız, geçmiş zamandan bir çağrı olarak okunuyor. İçine girmekte zorlanılan öyküler bunlar. Tıpkı zaman gibi. Urukça, Yazgının Mirası Mutatis Mutantis, Detaylandırılmış Hayat Düzenleyicileri, ya Nuh’un Gemisinde geçiyor ya da bilinmeyen diyarlarda, bilinmeyen zamanlarda. Bazen bu öykülerdeki küçük oyunbazlıklar keyif katıyor, “Yazgının Mirası Mutatis Mutantis” öyküsünde bir kısır döngüde kalmış karakter karşılıyor bizi, ta Nuh’un gemisinde yaşanan.

Zaman boğazımdan akıyordu”. (sf 39)

“Kısmetin Gökten Zembillisi” benim en çok sevdiğim öykü sanırım. Bir fotoğrafın dilinden Fotoğrafçı dükkânının çırak arayışına taşıyor okuru. Ancak burada gazete bulmacaları, müthiş gözlem gücü, dilin sadeliğiyle zamanın dışından bir es veriyor. Dinlendiriyor bizi Eroğlu.

“Zamanın İçinde” bölümü, “Koç Düğümü” öyküsüyle başlıyor. Bu öykü üslup açısından diğer öykülerden ayrılmaktadır. Hemen hemen her kelimenin, sıfatın, tümlecin, bazen sadece bir kelimenin sonuna nokta konulmuş. Öykünün içeriğine uygun bir buluş. Halı dokur gibi, bir küçük kızın dedesiyle ilişkisine değiniliyor. Her cümlede bir “koç düğümü” atıyor.

“Canımızı Okuyanlar” bir cinsel istismar davasının cezasızlığı finali ile mahkeme koridorlarına taşıyor okuru. Bitmemiş cümleler burada davanın finaline denk düşüyor adeta.

“Bebe Battaniyesinden Kırmızı Pelerin” yıllar önceki bir gazete küpürü hatırası peşinde koşan bir öykü. Bu öyküde büyülü gerçekçi bir üslup göze çarpmaktadır.

“Rastlantının Anlamsızlığı Yahut Kimlik Kontrolü”’de alıntı yaptığı Ferit Edgü öykülerine benzer bir konu bütünlüğü bulundurmakta. Taşrada seçim gözlemciliği üzerine yukarıdan olmayan bir bakış sunuyor öykü.

“Rana Ridinbunda” tıpkı Kurbağalar filmi andırırcasına, kurbağa toplamak zorunda kalmış bir işsiz genci anlatıyor. Bu öyküyü de çok sevdiğimi iletmek isterim. Araya öykü karakterinin baktığı iş ilanları sıkıştırılıyor ya da karakterin geçmişi izlek olarak sunuluyor. Finali sonrasında bizi öyküyü tekrar okuma isteğiyle baş başa bırakıyor. Tadı damağımızda kalıyor.

“Bu kadar gür oluşun insan kanından mı?” (sf 101)

“Kamenica Tepesi” Aliya’nın Serebnitsa katliamından sonra insan kalıntılarını ararken, ormanı da arkasına alarak çok güçlü bir metafor olarak uğurluyor. İnsan kemikleri, kafatasları, çeşitli eşyalarıyla kocaman bir acıyı buruk şekilde anlatıyor. Bu öyküde ormandaki ağaçlara da serzenişte bulunuyor yazar. “Bu ormanda tüm ağaçlar birer mezar taşı.” Bir nevi katliamdan doğayı da azade etmiyor.

“Dolunay Böcekleri”nde bizi sürprizli ve vurucu finalli bir polisiye öykü bekliyor. Obsesif bir komiser olan Sırrı ve anlatıcı yardımcısının sinemaya yakın bir dil kurarak cinayetin ardına düşürüyor. Bu öyküde eleştirim -buradan sonrası sürpriz bozan bir açıklama olacaktır- belli kuir temsiller açısından “ölüme, cinayete dayanma” klişesi barındırmaktadır. (2017, Haley Hun, Bury Your Gays Makalesi)

Bizi zamanın dışında ve zamanın içinde olarak Nuh’tan Serebnitsa’ya günümüzde geçen polisiyeye bir otobüs sıkışıklığına, apartman canavarı korkusuna, iş ilanlarına, yangından kurtarılmaya kadar çeşit çeşit karakterler ve tanıtım bülteninde yazan, “Kelime tercihlerinin zenginliği ile rengarenk bir öyküler,” toplamı bekliyor Eroğlu’nun “Huzurun Tarifi Yok” kitabında.


Tarık Şimşek

0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

コメント


bottom of page