top of page
  • Yazarın fotoğrafıİshakEdebiyat

Öykü- Doğukan Özdil- Ses

Ağza alınmayacak kadar kötü bir şey yapmak üzeresin. Moda sahilinde bir bankta tek başına oturuyorsun. Görünüşün berbat. Hava serinledi geldiğinden beri. İnce ceketinin içinde biraz daha büzülüyorsun. Nemli gözlerin boşluğa film izler gibi bakıyor. Dudaklarında belli belirsiz kıpırtılar...

Esintili bir akşamüzeri. Boş zamanını değerlendirmek isteyen İstanbulluların akın ettiği semtin tenha bir köşesindesin. Denizi tepeden gören ağaçlı, gölgeli ve aydınlık bir sokak burası. Arkanda deniz manzaralı binalar. Etrafındaki banklar boş. Sokak sakin. Niye orada olduğunun haberini almış sanki tüm semt.

Davetsiz gelmiş gibi düşmansın buraya. Tanıdık birinin seni görmesinden korkuyorsun. Tanıdık tanımadık demeyin ahali! Zavallıya bakın! Evet, düşmansın... İstenmediğin bu yerde bir dosta sarılır gibi ceketinin cebini kavrıyor elin. İçindeki demirin serinliği sana geçmiyor. Sımsıkı tutulmaktan ısınmış.

Söylüyorum ya duymuyor musun Allah’ın belası, diye köpürüyorsun. Biri, “Niye daha önce söylemedin?” demiş. Söylemiştin. Hep söylüyorsun. Biri, söylediğin şeyleri hiç duymamış. Biri, ikisi, üçü... Hepsi eylem birliği etmiş de kulak tıkamışlar sana. Sesin çıkmıyormuş meğer, oysa boğazını parçaladın kaç kere. Söylüyorum ya Allah’ın belaları. Parmakların, cebinin karanlığında bir tetiği tahrik ediyor. Hadi bunu da duymayın, diye sayıklıyorsun.

İçinden bir ses, niye buraya kadar geldin o zaman, diye soruyor. “Niye evde yapmadın?” İma ettiği şeyi anlıyorsun. Hayır öyle değil, deyişin içler acısı. Dayak yemiş gibi bakıyorsun önüne. İlgi çekmekle alakası yok, anlamıyorsunuz. Burası... Burası... Sonra beynin donana kadar hayallerle boğuşuyorsun.

Yanındaki boş banka bol kesim kıyafetleriyle kızlı erkekli bir grup Kadıköy genci gelip yerleşmiş sen dalmışken. Dinledikleri müziği yüksek sesle dışarı vermeleri uzun sürmemiş. Türkçe konuşmalarına rağmen sözlerini anlamadığın yeni tarz rap sanatçılarını dinliyorlar. Sen bunların abilerini dinlerdin. Çocuklara kızıyorsun. Acıya saygıları yok. Çocuklar, diye seslenmek istiyorsun oturduğun yerden. Başka zaman olsa belki kanka demek isterdin onlara. Şimdiyse, duygularının ciddiyetini sözlerinde görsünler istiyorsun.

Çocuklar. Çocuklar! Müziği kısar mısınız? Bakın evler var burada. Belki hastası olan var. Belki cenaze evi var. Biraz düşünceli olun. Yoksa ben de severim. Sözlerini anlamıyorum gerçi. Eskiden dinlerdim ben de. Bunları değil, eskileri. Güzel sözleri olan şarkılar vardı. “Beni büyürken görmeyin” diye bir cümle vardı bir parçada. Çok güçlü gelir bana bu cümle. Benim sözlerim yetmiyor çocuklar, biliyor musunuz? Hayata güvenirken suçüstü basılmış gibi zayıflar. Oysa çok ihtiyacım var duyulabilen cümleler kurmaya. Acımı hafifletmeye belki faydaları olur. Yoksa ben bitiğim.

Arkandan geçen başka bir grubun gürültüsüyle uyanıyorsun hayallerinden. Gözlerini gençlere dikip, kalmışsın öyle. Allah bilir ne zamandır bakıyorsun. Gençler birbirlerine seni işaret edip fısıldaşmaya başlamışlar. Burada olman, amacından sapmış gibi hissediyorsun. Dikkatin de dağıldı zaten. Daha sonra belki tekrar odaklanmak üzere arkana yaslanıyorsun. Önünden beyaz tekneler geçiyor. Sahilden gelen kahkaha ve bağırış sesleri kulağına ulaşıyor.

Hava iyice soğudu. Ceketin yetersiz kalıyor. İnsan evden kendini vurmaya diye çıkarken havayı önemsemiyormuş demek. Bu düşünce seni gülümsetmeli mi? Zaman geçtikçe biraz daha iyi hissediyorsun.

Kalktın. Geldiğin yoldan geriye tıpış tıpış yürüyorsun. Anlık neşeyle bozulan uğursuz dengen aslına dönüyor yavaş yavaş. Aptal gibi hissediyorsun. Cebinde tabancayla buraya gelmek. Bu şekilde dönmek buradan... Neydi bütün bunlar. Değişik bayraklı teknelere bakarken Amerika Devleşik Milletleri diye düşünmüştün. Öyle bir durumda kendini güldürmeye teşebbüs etmek, enayilik değil miydi? İtiraf et, senin de suçun var hep yanlış anlaşılmanda.

Büyük planın işe yaramadı. Yeterince olgunlaşmış ama patlamamak için direnen sivilce gibisin şimdi. Yanlış. Hayatın olağan akışına aykırı...

Hava karardı. Aydınlatılmış bir sokağa sapıyorsun. Bolca kedi ve bir tekelin önünde laflayan üç kişi var. Sokağın sonunda bir çift, el ele köşeyi dönecek birazdan. Sokağa nefes alma imkânı veren kısa boylu binalar yan yana dizilmişler. İkinci katın camında allı morlu çiçeklerine verdiği suyun birazı aşağı akınca kadın biraz sarkıp aşağı bakıyor kimseye geldi mi diye. Binalardan birinin kapısına yakın, genç bir ağaç görüyorsun. Üzerinde not yazılı olan bir kâğıt parçası, PVC kaplanıp ağaca iliştirilmiş. Hayattan beklentisi olmayanların edasıyla yaklaşıp, okuyorsun notu:

“Ben burada kendiliğinden büyüyen bir fide idim. 9.7.2004 de doğum günüme adanarak beni korudunuz ve kolladınız. Büyüdüm. Dünya bir dikili ağacım var diye düşünenlerle beraber mutlu yaşamaya devam edelim. Sevgi ile.”

Başta anlamıyorsun. Sonra, hata dolu bu yazıya tekrar tekrar baktıkça yüzün buruşuyor. Fark ediyorsun. İnsanın, bu çocukça notu yazıp buraya asacak kadar mutlu ve sonra geri gelip indirmeyecek kadar kaygısız olabildiği bir yer aslında bu dünya.

Bu farkındalık sana batıyor. Dolulukla sızlayan bir sivilce olduğunu bilir gibi. Ceketinin cebinden tabancanı çıkarıp ağaca doğrultuyorsun.

Sokaktaki insanlar bağırıp sağa sola kaçışıyor. Penceredeki kadın camı kapatıp korkuyla, aşağıda kediler yalanmaya devam ederken, tek el ateş sesi sessizliği bölüyor.


Doğukan Özdil

0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör
bottom of page