top of page

Elmas Tunç ile "Zincirleme Günah Tamlaması" Hakkında Konuştuk

  • Yazarın fotoğrafı: İshakEdebiyat
    İshakEdebiyat
  • 2 saat önce
  • 6 dakikada okunur

İlk öykü kitabınız “Zincirleme Günah Tamlaması” Ocak 2026'da Metinlerarası Kitap’tan çıktı. Okuru bol olsun.


1-Öncelikle kısaca kendinizden söz eder misiniz?

Konya ilinin Çumra ilçesinde doğdum. Kamuda acil tıp teknisyeni olarak çalışıyorum. Aynı zamanda Sosyoloji bölümünden mezunum. Mesleğim gereği, hayatla ölüm arasındaki o ince çizgide çalışmak, insanla iç içe olmak, ona yalnızca sosyolojik açıdan bakmayı değil empatiyle yaklaşarak bağ kurmayı da öğretti bana. Bu nedenle; bireysel sancıları, toplumsal acıları yazarak anlamaya çalıştığımı fark ettim. Bu anlayışın neticesinde "bir ben var benden içeri" cümlesini düstur edinip kaleme sarıldım.  Böylece okuyup yazarak, aynı zamanda varoluşsal soruların peşinden giderek ömür serüvenimi daha anlamlı kılmaya çalıştım, çalışıyorum. Bu yolculukta yanıma aldıklarımsa kitaplarım, yaşanmışlıklarım ve dert edindiklerimdir. Zira meselesi olmayan metinleri ne yazmaya ne de okurla buluşturmaya değer bulurum. Yazar tarafında da okur tarafında da zaman kıymetlidir. Dolayısıyla okurken de yazarken de seçici olmak gerektiğine inanıyorum.

 2-Kitaplarla ilk tanışmanız nasıl oldu? Bu noktada kitaplar sizin için neyi ifade ediyor? Hangi türleri okumayı seviyorsunuz? Kitap seçerken nelere dikkat edersiniz?  Başucu yazarlarınız ve kitaplarınız var mı?

Kitaplarla ilk tanışmam elbette okumayı öğrenmemin akabinde oldu. Lakin bunu milat saymaktansa bilinçli bir okur olma yolculuğumun başladığı zamanı başlangıç saymam daha doğru olacaktır. Zira kurmacaya ve yazmaya olan ilgim pandemide başladığı için bittabi okuduğum eserler de bu yönelişin tezahürü olarak öyküler ve romanlar oldu. Bu yüzden kurmaca dışı eserlere ilgim de bir miktar azaldı.

Kitaplar benim için sevgidir. Göstere göstere değil içimde yaşamayı tercih ettiğim bir sevgi. Aynı zamanda yolculuktur kitaplar. Zira öyle olmasa adımımı dahi atmadığım bunca coğrafyaya, bunca zihne nasıl gidebilirdim. Kitaplar dünyadır, hayattır, maneviyattır. Her ne okursanız, dimağınıza, damağınıza, kalbinize, dilinize yerleşmiş lezzettir, tecrübedir. Velhasıl benim için kitaplar olmazsa olmazdır.

Öncelikle altını çizmeliyim ki şiirsiz bir dünya düşünemiyorum. İlkokul üçüncü sınıftan beri şiir yazıp okuyan biri olarak hayatımda öyküden önce şiir vardı. Fantastik, gotik, bilimkurgu, polisiye, mizah, korku, psikolojik, toplumcu, gerçekçi, büyülü gerçekçilik, distopya okumayı sevdiğim kurmacanın alt türlerindendir. Kitap seçerken inceleme yazılarına, kurmacanın özgünlüğüne, sıra dışılığına, yazarın üslubuna, edebi lezzetine, akıcılığına ve ilgimi çekip çekmediğine bakarım.

Başucu yazarlarım yoktur. Dönüp dönüp aynı eseri okumam. Onun yerine, sevdiğim yazarlar vardır. Belki bunu yadırgayanlar olacaktır ama her yaz aynı yerde tatil yapmak gibi gelir bana. Neden başka şehirlerden, ülkelerden yoksun kalayım diye düşünürüm. Tabii bu benim düşüncem. Dostoyevski'yi 15'inde, 25'inde, 35'inde okuyup farklı dersler çıkaranlara da saygım sonsuzdur. Benimki tamamen bir tercih meselesi. Aynı filmi ikinci kez izleyemem. Bu tamamen şahsımla ilgili bir durum. O an canım hangi yazarı okumak istiyorsa yahut hangi konuda araştırma yapıyorsam o husustaki kitapları okurum.

Sevdiğim yazarlara gelecek olursak; Sabahattin Ali, Mine Söğüt, Margaret Atwood, Yusuf Atılgan, Latife Tekin, Saramago, Sevgi Soysal, Han Kang, Sevim Burak, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Nazlı Eray, Marina Enriquez... Elbette edebiyat engin bir deniz. Ben de insanları sıkmamak için benim nazarımda öne çıkan bazı isimlere işaret etmekle yetindim.


3-Yazma yolculuğunuz nasıl başladı? Sizi yazmaya yönlendiren motivasyonlar neler oldu?

Yazma yolculuğumda şiir ilkokul yıllarına dayanırken öykü ile tanışmam bir arkadaşımın WhatsApp grubunda başladı. "Kaleme Meftunlar" grubu olarak üç kelimeden öykü yazıyorduk. Daha doğrusu o vakitler atölye eğitimiyle tanışmadığımız için yazdığımız metinleri öykü sanıyorduk. Yazma yolculuğum böylesi bir tutkuyla ve amatör bir ruhla başladı. Süreçte birkaç atölye ile devam etti. Yazı yolculuğumda asıl motivasyonumsa, kazandığım yarışmalar ve bir gün o ödüllü öykülerin hayalimdeki kitaba gireceği düşüncesi idi.


4-Kitaba giden yolculuğunuz nasıl başladı?

Aldığım ödüller ve içerisine dahil olduğum seçkiler, kitaba giden yolculuğumda beni cesaretlendirdi. Öykülerim, beş yılın sonunda bu şekilde teveccüh görünce dosyamı yayınevine gönderdim. Metinlerarası Kitap dönüş yapınca dünyalar benim oldu.


5- “Zincirleme Günah Tamlaması” adlı ilk öykü kitabınızdan bahseder misiniz? Okurlarınızı neler bekliyor?

İlk cümleden okuru içine alan kancalar, sarsıntılar, yüzleşmeler, özgün olduğu kadar kasvetli, akıcı konular, evrensel acılar, katmanlı yapılar, metinlerarasılık, bolca alt metin, imge, alegori, metafor biraz mizah ve ironi bekliyor.

Genel temasına gelirsek; toplumsal çürümenin, soykırımların birey üzerindeki izlerini, nesilden nesile aktarılan travmaların ve suskunlukların çürüttüğü hayatları farklı karakterler, farklı anlatıcılar üzerinden okura aktarıyorum.

6-Nasıl yazıyorsunuz, bir yazma rutininiz var mı? Yazarken nelerden ilham alıyorsunuz?

Kafamda şimşek çakar gibi bir anda imge, görüntü oluşursa yahut çarpıcı bir cümle aniden yankılanırsa ve bu bende heyecan meydana getirmişse o an elimdeki işi bırakıp yazmaya başlarım. Tıkandığım yerde bırakıp canım ne zaman isterse o zaman devam ederim. Genelde bu durumu akışına bırakırım ve yazma sancıları ne vakit tutarsa o zaman yazarım. Yazarken sosyal medyadaki üçüncü sayfa haberleri, savaş görüntüleri, günlük hayattaki kırılma anları ve insanların deli edici suskunlukları bana ilham verir.


7-Ursula K. Le Guin'in "Omelas'ı Bırakıp Gidenler" öyküsünde bir toplumun mutluluğu, tek bir çocuğun acısına dayanır. Ya o çocuğu görmezden gelerek sahte cennetlerinde müreffeh yaşayacaklardır yahut çocuğu kurtarıp acı ve sefalet içinde kalacaklardır. Bu ahlaki ikilem uzun yıllar boyunca tartışılagelmiştir. Shirley Jackson'ın "Piyango" öyküsünü de çağrıştırır bize öykünüz. Çünkü "Piyango"da toplum, geleneği sürdürmek adına düzenli aralıklarla kendi kurbanını seçer. "Kambur Tepelerdeki Sır" öykünüz ise bu iki öykünün kesiştiği yerde duruyor ve günah keçisi mekanizmasının kurumsallaşmış bir toplumsal düzene dönüşmesini anlatıyor. Bu dönüşümü okur nezdinde tartışmaya mı açmak istediniz? Nereden ilham aldınız?

Öncelikle nereden ilham aldığımı yanıtlamak istiyorum. Zira metnime ilham veren "Omelas'ı Bırakıp Gidenler" öyküsüdür. Hikâyeyi yazdıktan çok sonra öğrendim "Piyango" isimli bir öykünün varlığını. Tıpkı sorudaki gibi o ahlaki ikilemi düşünelim. Bir şehrin mutluluğu bir çocuğun acısına bağlıysa eğer, demek ki o çocuk Gazze, Doğu Türkistan, Myanmar'dır yahut başka bir coğrafyanın katledilen, gözden çıkarılan, acı çeken çocuklarıdır diye düşünmüştüm. Bu öykü, WhatsApp grubumuzda üç kelimeden doğdu. "Sis, fare, kambur" kelimelerinden. Bana gotik bir atmosfer çağrıştırdı bu sözcükler ve böyle bir öykü ortaya çıktı. Yani içime kıymık gibi batan bir meseleden. Okuru yönlendirecek değilim. İster toplumdaki kurumsallaşmış günah keçisi mekanizmasını tartışır, ister Bay Taurus'ların sömürü düzeni bitse de Bay Elephus'ların gelişini tartışır. Amacım, kanayan bir yarayı ortaya koymaktı. Gerisi okura kalmış.


8-"Kundalini Uyanışı" katmanlı yapısıyla cesur bir öykü. Tek odak, tek etki kuramına kafa tutarcasına odağına yalnızca Ruanda katliamını almıyor. Kundalini'den, intihardan, eterik seyahatten, bilinçler arası transferden, ouroborostan, bahsederken 35 yıllık bir döngüyü içine alacak şekilde kurgulamışsınız. Bu deneysel tercihiniz okur için kafa karıştırıcı ve riskli bir seçim değil mi?

Kesinlikle kafa karıştırıcı ve riskli bir tercih. Fakat ben konfor alanından çıkarak ne vakittir Ruanda'yı yazmak istiyordum. Buna bir yarışma vesile oldu. İçsel yolculuk fikri, zorunlu göçe, oradan soykırıma sıçradı. İstedim ki olayları tırmandıran baş aktör Belçikalıları bu katliamla yüzleştireyim. Bunun için Arlise'in psikolog kimliği biçilmiş kaftandı. Babasının görevi sırasında bu zulme sessiz kalmasının bir bedeli olmalıydı. Oldu da. Kızını geçmişe gönderemedim belki fakat baba-kızın geçmişle yüzleşebilmesi için önce katliamdan kurtulmayı başarmış danışanla kundalini uyanışı seansları, ardından eterik seyahatler ve bunun trajik sonucu olarak Arlise'in komadaki bilincini, Consolee'nin bedeninde tarihsel bir yolculuğa çıkardım. Bir zulme sessiz kalmanın bedelini en ağır şekilde ödedi eski bir Barış gücü subayı. Şayet zaman yolculuğu mümkün olsaydı 35 yıllık o soykırım döngüsü hep sürecekti. Tıpkı kuyruğunu yiyen yılan misali. Babasının savaş suçu karşısında sessizliği yalnızca Ruandalıları değil kendi kızının kaderini de doğrudan etkiledi. Okur bu sert yüzleşmeyle seçimleri ve sonuçlarını düşünecek. Deneysel de olsa yapmak istediğim şey tam olarak buydu.


9-"Emiş Gücü" kitaptaki tek mizahi öykünüz. Onun öncesindeki öykü de masal formunda. "Zincirleme Günah Tamlaması"nda fantastik unsurlar da var, gotik de, toplumcu gerçekçilik de, büyülü gerçekçilik de. Bu kadar farklı tür, farklı karakterler, birbirinden farklı sesler oluştururken neye yaslandınız? Alt metni dolu dolu bir öyküde bunca farklı yaklaşımı aynı potada eritmeyi nasıl başardınız?

Aslında bu farklı türleri aynı potada eritmeye çalışırken bilinçli olarak “şimdi gotik yazıyorum, şimdi büyülü gerçekçiliğe geçiyorum” diye düşünmedim. Yazarken yaslandığım temel şey tür değil, metnin meselesi oldu. Hangi hikâye hangi sesi, hangi atmosferi, hangi anlatım biçimini talep ediyorsa ona kulak vermeye çalıştım. Bir savaşın ya da toplumsal bir travmanın anlatısı bazen gerçekçi bir dille kurulabiliyor; bazen de hakikatin ağırlığını doğrudan söylemek yerine alegoriye, masala, groteske ya da fantastik unsurlara ihtiyaç duyulabiliyor.

Şiirle erken yaşta kurduğum bağın bunda büyük etkisi var. Şiir bana imgeyi, ritmi, çağrışımı ve söylenmeyeni hissettirmeyi öğretti. Bu yüzden öykülerimde atmosfer ve alt metin çoğu zaman olay örgüsünün önüne geçebiliyor. Gotik ögeler korku oluşturmak için değil, bastırılmış suçluluğu, çürümeyi ve tekinsizliği görünür kılmak için var. Büyülü gerçekçilikse mizah ve ironi sayesinde insanın içindeki karanlığa ve hurafeye, parmak sallamadan bir eleştiri getiriyor.

Farklı karakterler ve farklı sesler oluştururken de tek bir şeye dikkat ettim: Her karakterin dünyayı algılayış biçimi birbirinden ayrı olmalıydı. Savaş tanığının diliyle, mizah öyküsündeki anlatıcı yahut gotik öyküdeki anlatıcı aynı tınlamamalıydı. Bu yüzden her öyküde önce karakteri içselleştirdim.

Alt metni güçlü bir öykü kurabilmek için de metnin görünen yüzüyle görünmeyen yüzü arasında bir gerilim oluşturmaya çalıştım. Okur yalnızca anlatılanı değil, anlatılmayanı da sezsin istedim. Sanırım farklı türleri bir arada tutan asıl harç da burada yatıyor: Türler değişse bile merkezde hep insanın acısı, korkusu, suçluluğu, suskunluğu ve anlam arayışı kaldı.


10-Yeni dosya hazırlığınız var mı? İlk kitap tecrübesini yaşamış bir yazar olarak dosya hazırlığında olan yazarlara yol gösterici olması adına tecrübelerinizden neler paylaşabilirsiniz?

Yeni dosyam için üzerinde çalıştığım öykülerim var. Fakat acele etmek istemiyorum. Çünkü ikinci dosyanın ilk kitapla aynı çizgide olmasını, yani kendimi tekrar etmeyi istemiyorum. Bunun için zamansa zaman, sabırsa sabır... Yeter ki içime sinen bir iş ortaya çıksın. Kendimi dinlediğim, izole olmayı seçtiğim bir vakitteyim ve bunun tadını çıkarıyorum. İlk dosyada yakaladığım olumlu izlenim de elbette bunda etkili.

Naçizane tavsiyeme gelecek olursak, kendime hep şunu sorarım: "Okur bunu neden okusun?" Buna verecek cevapları varsa yazsınlar. Şu gök kubbenin altında yazılacak her şey yazıldı. Çünkü insanız. Benzer deneyimlerden geçtik, geçiyoruz. Okurdan çok yazarın olduğu bir devirde özgün bir eser ortaya koyarlarsa çağdaşları arasından sıyrılabilirler. Misal herkes sıradan olayları, günümüz insanının sıkışmışlığını o kadar kutsadı ki ben de içimdeki o ayrıksı sesi dinledim ve evrensel acılara ve geçmişin büyük travmalarına yöneldim. Bu yola yeni çıkanlar da heybelerine kitapları, yazmayı ve umutlarını alsınlar. Elbette su akar yolunu bulur.


Bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz. Yeni kitaplarınızı merakla bekliyor olacağız.

Ben teşekkür ediyorum. Okuyan, emek veren herkese müteşekkirim.


Söyleşi: Zeliha Tamer Uçar

Yorumlar


bottom of page