top of page

Öykü- Yeşim Öz- Ardiye Odası

  • Yazarın fotoğrafı: İshakEdebiyat
    İshakEdebiyat
  • 16 saat önce
  • 4 dakikada okunur

Işığın sabahtan dikleştiği bir gündü.  Kafa derisinden ensesine dökülen sicim terler, beyaz gömleğine desenler çiziyordu. Rahmi’nin saçları da iyice ağarmış ama iyi dikilmiş kafasına diye söylendi, eşantiyon minderli koltuğunda yaylandı. Onunkiler öyle miydi? Ne zaman mahalledeki berbere gitse aynı tıslama onu karşılardı, “Senin geleceğin parlak, müdürüm.” Ha deyince de berber değiştirilmiyordu ki, yaza çıkarken şu densize iyi çırak yollamayacaktı.

Bu hayatta Rahmi gibi olmak varmış, kaçırdık biz şu treni, dedi. Ne zaman seslense şuna hemen eline tırmığını alır, başlardı okulun bahçesini hart hurt kaşımaya. Öteberi almaya gönderse ya çürük çarık ya eksik gedikle dönerdi okula. Geçen gün elektrikler kesildiğinde eski zille dolaşana kadar diğer ders gelmişti. Eski okuldu, bir güne bin derdi vardı. Hocalar da şikâyetçiydi bu adamdan. Hocalar sabah akşam çocuk gürültüsünden hoşafa dönerlerken beyimiz bir çınar dibinde tilki bayıltmasında gününü demlendirirdi. Ya onlara ne demeliydi? Ekim gelmeden çıkarırlardı şişleri. Sonrası, iki ileri bir geri. Ayın sonunu getirdiler mi yeni bir otomobil peşindeydi hepsi. Bir iş vermeyegör ya çocuğu hastadır ya yatıya kalmıştır kayınvalidesi. Düşünceleri hoşuna gitti, çantadan yetişmiş şairler eline su dökemezdi. Geçen uzun uzun konuşan surat düşkünü edebiyat öğretmeni geldi, neymiş efendim, adamcağızın bahçede demir paslı sandalyeye tünemesi içini burkuyormuş. Çocuklar öldü mü diye tünediği sandalyesine arada top atarlardı, üstünde beyaz boğumlu koca tırtıl gezerdi de o, bana mısın demezdi. Şiir yarışmasında derece gelmedi deyince şu odayı açtır hoca lakırdıları da bir bir kesildi.

Rahmi’ye oturduğu koltuktan seslendi, üstlerden gelecekler vardı, Rahmi hangi fincanları çıkaracağını bu sefer de karıştırırsa sandalyesini de saklayacaktı. Üstler, iki haftalık yurtdışı gezisinden sonra sonunda makamlarına dönmüşlerdi ve ilk soluğu da bizim okulda alacaklardı. Elindeki tek kadrolu hizmetli yine ortadan kaybolmuştu. Bu kaybolma işini öyle ustalıkla yapıyordu ki şu adam, bu yüzden onun hakkında türlü dedikodular peydahlanmıştı. Biri, eski hükümlü olduğunu yaymıştı bütün okula. Sözde yanlışlıkla hapse atılan bu adamcağıza ödül olsun diye okulda kadrolu iş vermişlerdi. Bu söylenti gerçek olsa Rahmi çalışacağım korkusuyla suç işler, o hapse yeniden girerdi. Biri, özlük dosyasının kaybolmasını gizli teşkilata diğeri evliyalara bağlıyordu. Araştırmıştı, bu adam her yerde kayıtsızdı. Tek kulaklı har, hiç de açık vermiyordu. Cumadan cumaya takunyalarını çıkartması kaybolan bir iki eşyayı bulması da helal lokma yiyip karnı doymayanların ekmeğine yağ sürüyordu.

Rahmi’yi bu kez kapısına kilit vurdurttuğu odanın önünde sedeften soyulmuş ellerini kavuştururken buldu. Kuzgun sesini kalınlaştırdı.

Üstlerden gelecekler, Kütahya işi olanları hazır et, üstünü başını topla, kaybolma, dedi. Rahmi, izin isteyeceği zaman kulağını oynatır, gözlerini devirirdi ve ölüme ramak kalan çiçeklerin son heyecanını taşır, birden canlanırdı. Müdür, şimdi değil anlamında elini kaldırdı, tandır göbeğini örtmek için kemerinden tutup pantolonunu hoplattı.  Rahmi, başını öne eğdi, ayağını sürüyüp gözden kayboldu, koridorda rutubeti kaldı. Müdür, odasına gitmeden eli yüzü düzgün bir kız öğrenciyi servis için seçti. Pas tutmuş tuvaletten yayılan çürümüş kök kokusu koridorun rengini hardala çevirmişti. Bu koridora ne zaman baksa çocukluğunda köyden ilçeye giderken geçtikleri dümdüz başak tarlalarını hatırlardı. Tuvaletten sallana sallana çıkan iki öğrenciyi azarladı. Öğrenciler tütün kokusunu bastırmak için ağızlarına sakız atmışlardı, fark etmedi. Öğrencilere top verip bankta pinekleyen sarışın İngilizce öğretmenini göz hapsine alan hocadan da temizlik için üç öğrenci istedi. Yerde tek bir saç teli kalmamıştı, okul şıkır şıkırdı.

Üstler, siyah son model araçlarıyla okulun bahçesine yanaştı. Bu sefer kaymakam bile gelmişti, hayret. Bu işte bir iş vardı, eli ayağı birbirine dolandı, belli etmemeye çalıştı, belki şube müdürlüğü teklifi edeceklerdi, belki yeni yapılan asansörlü okula isteyeceklerdi onu, yok olamazdı, öyle olsa ayağına gelmezlerdi, odasına son dakikada giren karasineği fark etti.

Orta şekerli kahvelerden sonra gezi sarhoşu şube müdürünün lebdeğmez dilinden sıkılan kaymakam, esas meseleye gelelim artık der gibi müdüre kafasını salladı. Sesini alçalttı, “Senin emektarı ortalarda göremedim, bizim kulağımıza bir şeyler çalındı, gizli teşkilattan diyorlar onun için, bu işin astarı yüzü var mıdır? Bir çağır bakalım şunu hele,” dedi.

Müdür ağzından birkaç sözcük çıkartır gibi oldu, çıkartamadı, dudaklarının kenarlarında birikmiş beyaz tükürükleri bir manevrayla sildi, hemen, diyebildi. Arkasını döndüğünde kahrolası sinek, kafasının tekerine tünemiş kalan birkaç saç teliyle oynuyordu. Madende ot bitmezmiş dedi arkasından biri, bunu duymazlıktan geldi, bugünü kazasız belasız bir atlatsa başka bir şey istemeyecekti. Şimdi hangi delikteydi, bu adamdan kurtuluş yoktu, Rahmi’yi mavi karolu zeytinyağı kokusu sinmiş mutfakta, peynirli böreği midesine indirirken buldu.

“Aç o kulaklarını beni iyi dinle. Yukarıdakiler senin şu kaybolan dosyanı soracaklar, o dosyaya ne oldu bana de hele.”

“Söylemem yeminim var, gizlidir,” lafı çıkıverdi Rahmi’nin yağlı dudaklarından.

“Demek çok gizli, köftehor seni. Tamam, öğleden sonraları izin verdim gitti. O odayı da açtıracağım sırf senin için yeter ki yukarıda bir pot kırma.”

Rahmi müdür odasından içeriye giremedi, kapının kenarına dikiliverdi. Onun irkildiğini gören şube müdürü deri koltuğundan doğruldu, ilçe müdürünün gözleri Rahmi’nin ellerine daldı. Birkaç sahte hâl hatırdan sonra kaymakam konuyu dosyaya getirdi. Rahmi ellerine öksürdü, söyleyecek gibi oldu, öne arkaya sallandı, pufladı, yıllarca saklamıştı bu olayı, yine gizleyebilirdi. Hem bu yemin karşılığında ona lojman bile çıkartılmıştı. Gizlidir, diyecek oldu, müdürünün ensesindeki dereleri gördü, ellerini kavuşturdu:

“Mal müdürlüğündeki şef, dosyamı kaybetmiş, tembihledi, yemin ettirdi, kimseye demedim, muhacirlik var, eski devlette kaldı tapum kaydım ne varsa, yeni dosyam da kaybolunca yemin ettirdiler, kimseye demedim de bir size beyim.”

Birkaç saniyelik bakışmadan sonra telaşlanan üstler, toparlandılar. Odada, “Biz seni anladık, sen de bizi anla,” cümleleri asılı kaldı.

Rahmi aylar sonra ilk kez ardiye odasının kırık aynasında saçlarını cep tarağıyla düzeltirken bir türkü mırıldandı. Öğleden sonra kulak kurdunu yaktırmaya mahallede yalnız yaşayan çıkıkçı kadına gitti.

Müdür, büyükleri okulun dış kapısına kadar geçirdi. Bundan sonra Rahmi yoktu, iyice bellemeliydi, Rahmi Bey vardı. Ayakkabısında bir tümsek fark etti. Naylonlaşmış bir sakız yeni kundurasının altında parlıyordu. Kötü talihine söverken ardiye odasından bahçeye silik duman halkaları yayılıyordu.


Yeşim Öz

 
 
 

2 Yorum


Mehmet Akgül
Mehmet Akgül
4 saat önce

Has bir öykü ancak böyle olsa gerek.😊

Düzenlendi
Beğen

Umut TERECİ
Umut TERECİ
10 saat önce

Kaleminize sağlık. Öykünün atmosferi o kadar güçlü ki, okulun hardal rengi koridorlarındaki rutubeti ve o boğucu bürokrasiyi adeta hissettim. Müdürün gerginliği ve mekânın kasveti, okuru içine çeken çok canlı bir anlatımla sunulmuş. Finaldeki o ince ironi ise öykünün tadını damağımda bıraktı

Beğen
bottom of page