• İshakEdebiyat

Öykü- Büşra Altuntaş- Bir Akşamüstü Yağmurda Yananlar

Çakmağın sesi kulağımda yankılandı. Varlığının sebebi tutuşmak olan tütün dalı, zehrini salıverdi. Bir nefes çektim, üfledim. Serin bir rüzgâr gelip dağıttı dumanı. İçim titredi. Sırtımı dayadığım duvar buz gibiydi, ayrıldım ondan. Sigara dumanın kokusu, kara bulutların kokusuna karıştı. Birkaç yağmur damlası hissettim yanaklarımda. Bütün duyularım açık, cam kırığı gibi batıyordu bedenime. Sol elimi montumun cebinden çıkarıp daha dikkatli baktım. Hafif tombul parmaklarımın üzerinde seyrek tüyler. Narin bir el de değil ki. Suya girmekten kurumuş derim sabahtan beri rafların tozunu tutmuştu. Bana kalırsa adam bir kadının elini tuttuğunun farkına bile varmamıştı.

Sigaramın ateşi yavaş yavaş ilerliyordu. Çöp toplayan bir kadın karşı kaldırımda. Biri de beni bulup çıkarsaydı keşke atıldığım yerden. Evirip çevirip baksaydı bana. “Bunu niye atmışlar, yazık olmuş,” deseydi; kirimi pasımı silkeleseydi, torbasına atsaydı.

Bisküvileri raflara dizdim, boş kutuları almak için eğildim, başım döndü. Az önceki molada yine aç karnına sigara içmiştim, ondan olmalı. Dengemi kaybettim, devrilmemek için adamın alışveriş sepetine tutundum. Adam kuruyemiş reyonuna bakmayı bırakıp yanıma geldi, düşmeyeyim diye elimden tuttu.

Sigaramın ateşi yavaş yavaş ilerliyordu. Rüzgâr esti. Bir çift önümden geçti. Kadın, adamın koynuna sokulmuştu. Bu, alkole batıp çıkmış dudakların, gecenin bir vakti uykudan uyandırıp karın tokluğuna vücudunda dolanmasına hiç benzemiyordu.

Rafları düzenlemek için kullandığım taburenin üzerine oturttu beni. “İyi misiniz?” diye sordu. Başka ne sorulabilirdi ki? Bu şefkati unutmuştum. Yüzüne bakmadan “İyiyim iyiyim, sıkıntı yok.” dedim. Elimi bıraktı, bir koşu su bulup getirdi. “Ücretini öderim, için haydi,” dedi. Yanıma çömeldi. Yüzüne baktım. Kırk yaşlarında. Gülümsüyordu. Bembeyaz yanaklarında iki gamze... İlk görüşte âşık olunacak biri olmak nasıl bir şeydi acaba? Benim alnımda hâlâ sivilceler...

Sigaramın ateşi yavaş yavaş ilerliyordu. Yandaki oyuncakçının kapısında bir çocuğun elleri annesinin eteğinde. Anneye muhtaç eller, nasıl oluyor da bir gün bir kadının boğazına gelip yerleşiyordu?

Siyah, dalgalı, gür saçlar. Üzerinde takım elbise, bankacı herhalde. Elleri kemikli, iri. Benim üzerimdeyse rengi kaçmış kırmızı market forması.

“Teşekkürler,” deyip, suyu içtim.

“Tansiyonum düştü herhalde, şimdi iyiyim, siz beklemeyin isterseniz. Alıkoymayım işinizden.”

“Yok, önemli değil.” dedi gülümseyerek. Keşke gülümsemeseydi.

Aylin geldi. Zor günlerinde anlayışlı görünmek için acını sürekli yüzüne vuran, iyi günlerine bok atarak nasihatler veren insanlardandı Aylin. Adam, bir kadına karşı fazla ilgili davranmanın doğuracağı sonuçlardan olsa gerek, kuru bir, “Geçmiş olsun.” deyip gitti.

“Ne yaşıyorsunuz kızım burada, dizi gibi?” dedi Aylin.

“Aman bir şey yok ya. Tansiyonum düştü yine, başım döndü. Düşmeyeyim diye tuttu işte adam beni sağ olsun,” dedim.

“Kız yoksa hamile falan mısın sen? İkide bir başın dönüyor.”

“Ağzından yel alsın. Ben adamdan kurtulmaya bakıyorum. Bir boşansaydım...”

“Geçecek, bitecek. Hadi sen molaya çık, ben bu rafları hallederim.” dedi.

Ateş yolun sonuna vardı, içten içe un ufak olduğunu henüz fark etmeyen kül yığını, eğilse de bırakmadı kendini. Belediye otobüsü durakta durdu. Bir yığın insan otobüsten indi. Bir teyze kafasına beresini geçirdi, kulaklarımın üşüdüğünü fark ettim. Bir adam şemsiyesini açtı, elimle saçlarımı yokladım, ıslaktı. Bir genç, montunun yakasını burnuna çekiştirdi. Cebimden mendilimi çıkarıp, burnumu sildim. Parmağımdan alyansımı çıkardım, montumun cebine attım. Yalnızca başkası olduğunda kıymetliydi herkes. Bir başkasıyken birine ilkbahardık. Bir başkasıyken yağmurda çiçek açardık. Sarmaşık gibi iç içe geçmek, birbirini boğmaktan başka bir şey değildi. Aylin'in sesine irkildim.

“Pişttt! Senin adam içeride, kahve almayı unutmuş güya,” deyip gülümsedi. Boş boş gülümseyip ne düşüneceğimi bilemeden markete döndüm.


Büşra Altuntaş

322 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör