Öykü- Başak Doğan- Yastıkta Uzayan Saçlar
- İshakEdebiyat

- 10 dakika önce
- 3 dakikada okunur
Adam telefonda, “Yastığımda saç telin kalmış, onun yerine keşke sen kalsaydın,” dedi flörtöz sesiyle. İstanbul’dan ayrılalı bir yıl olmuştu, ilk yıllık iznimi geçirmek için büyüdüğüm bu şehre gelmiş, şimdiyse yaşadığım okyanus aşırı ülkeye dönmek üzere havalimanındaydım. Bir elimle bavulu çekiştiriyor, diğeriyle çantamı tutuyordum. Telefonu kulağımla omzumun arasına kıstırmış adamı dinliyordum.
Sevişirken adamla pek çok parçamız birleşiyor ve ayrılıyordu. Sıcaklık ve ter ile derimin izi onda, onunki bende kalıyordu. Yatağı arzularla dolu bir nehirdi; batıyor, çıkıyor, derine dalıyor yine de birbirimize doymuyorduk.
İznimin ilk günlerinde arkadaşlarımla gittiğim Beyoğlu’ndaki cıvıl cıvıl bir sokak partisinde adamla tanışmış, o gün ve sonraki pek çok gün fırsat buldukça sevişmiştik. Dediğine göre saç telimi yastığında bulmuş, teli çektikçe gelmiş. Saçımı elyafın içine epey bir derine ekmişim. “Kıvırcık mı?” diye sordum; Kıvırcıkmış. “Keşke büyüse,” dedim. Sahiden belki büyür ve gürleşir, “Sulasana yastığı,” dedim gülerek havalimanının bekleme salonundaki boş bir koltuğa yerleştiğimde.
Yatmaya hazırlanıyordum aradı, gülerek yastığı suladığını anlattı. Çiçeklerine su verirken söylediğim aklına gelmiş yastığı da sulayıvermiş. “Şaka ya fark ettim yapıyorsun! Fotoğrafını atsana.” Fotoğrafta defalarca birbirimize karıştığımız çift kişilik yatağının benim tarafımdaki yastığın altına poşet seriliydi, üzerindeki ıslak yastıkta siyah bir saç teli vardı. Fotoğrafı yakınlaştırdım bukleli saç teli muzır bir çocuk gibi duruyordu.
Adam her sabah yastığı sulamaya başladı. Akşamları kendi yatağıma girdiğimde karanlık odadaki telefonun ışığı altında gönderdiği yastık fotoğraflarına bakarak uykuya dalıyordum. Yastıktaki saç telim birken iki, ikiyken üç oldu ve günler sonra inanılmaz bir şekilde kıvırcık bir kafa oluşmaya başladı. Saç diplerine her gün azar azar su döküyor, arada bir spreyle saçları canlandırıyordu. Ben de sabah işe gitmek için hazırlanırken aynada saçlarıma şekil vermekten ayrı bir keyif almaya başladım. Adamın yastığındaki saçımı düşünmek, orada bir ben olması hoşuma gidiyordu.
İstanbul’da alışkın olmadığım bu ülkenin soğuk kışı beni zorluyordu. Bir akşam işten yorgun döndüm, duş alıp kendimi yatağa attım. Yorganın altında telefonla oyalanıyor, adamın mesajını bekliyordum. Uykum gelmeye başladı, adamı aradım. İşe geç kaldığı için apar topar çıkmış evden, saça su vermeyi unutmuş. “Akşam gidince artık,” Dedi. Akşam gidince ve artık. “Peki canımı,” dedim mırıldanarak. Olabilir; insanlık hali, günlük koşturmaca, bir kere su verilmezse bir şey olmaz, abartma, hem sulama işi onda, yorulmuş olabilir… Ya da sıkılmıştır. Mutfağa indim, oda karanlıktı. Dışarıdaki gece lambasının beyaz ışığı üzerimdeki geceliğin beyazlığa vuruyordu. Buzdolabından su alıp içtim. İçerken karanlıkta dikildim bir süre. Üşüdüğümü fark edince gidip yattım.
Sabah uyandığımda attığı fotoğrafı görünce çok mutlu oldum. Yastıktaki saçlarım canlanmıştı. Akşam eve gittiğinde saçları yastığın üzerinde baygın halde bulmuş dediğine göre. Üzülmüş, çok su dökmüş. Neyse ki sabah kalkınca saçlar yeniden gürleşmiş. “Ne olur düzenli sulamayı unutma,” dedim. Unutmayacağına söz verdi. “Seni seviyorum,” dedim, o da beni sevdiğini söyledi. Banyoda hazırlanırken aynanın karşısında şarkı söyledim. Saçlarımı spreyle kabarttım. O gün işyerindekiler saçlarımı çok beğendiklerini söylediler.
Bir gece attığı fotoğrafa bakarken yastığın kenarına dökülen saçları fark ettim. Hemen aradım, “Ne oldu saçlarıma?” Elyaf saçları tutmaz olmuş, dökülmeye başlamışlar. Bana söylemeye çekinmiş, aslında kaç zamandır böyleymiş. Kendimi aptal gibi hissettim. Nasıl da fark edemedim! “Neden oldu bu? Sulamayı mı unuttun yoksa?” Sesim boğuk çıkıyordu. Yutkundum. Soğuk bir sessizlik yanıtladı beni. “Unutmayacağına söz vermiştin,” dedim. Söylediklerini dinlemek istemedim, bir şeyler mırıldanıyordu ben telefonu kapatırken. Belli ki yoruldu ya da sıkıldı. Belki ben de artık düşünmekten yoruldum.
Sonraki günler sabahları işe geç kalmaya başladım. Saçlarımla uğraşmak şöyle dursun, aynaya bakmadan topuz yapıp çıktım evden. Adamın mesajları zamanla azaldı. Başlarda fotoğraflara bakıyordum yalan yok ama aramızdaki soğukluk evine, yatağına düşmüş gibiydi. Sıcak yatağı donuk renklerle üşüyordu. Bir gün sonbahar yaprakları serili yoldan evime dönerken adama mesaj attım. “Poşeti kaldırabilirsin. Yastık zaten çoktan kurumuştu.”
Başak Doğan




Yorumlar