• İshakEdebiyat

Öykü- Kâhin- Halil Bilgili

Mahallede gençleri heyecanlandıran, yetişkinleriyse endişelendiren bir kehanet masalı başlamış. Kimsenin durduramadığı karanlık bir güç sonunda mahalleyi onulmaz belaların içine atmıştı.

Önce mahallenin izbe evlerinden birinde tek başına yaşayan fakir bir adamın gelecekten haber verdiği yayılmıştı. Adama ilişen belini doğrultamıyordu. İnsan içine pek çıkmayan bu adam mahallede Kâhin olarak ünlenmişti. Kâhin, eski muhtarlardan Samet Fenâri’nin bir hafta içinde bir televizyon programında rezil olacağını söylemiş, herkes gülmüş ama kehanet gerçekleşmişti. Kehanetin ilk söylendiği günden kimse emin değildi ama yetmişlik Samet Fenâri’nin yerel seçimlerden iki ay önce bir kadın programına seyirci olarak katılıp orkestranın çaldığı oynak ritme dayanamayarak kendini stüdyonun ortasına attığını; oracıkta yeni, tuhaf bir dans icat ettiğini herkes biliyordu. Belki de ilk defa bir icat, sahibini böyle rezil etmişti. Youtube’da elini sallasan “Samet Dedenin Rezil Olduğu Anlar” türünden videolara değiyordu. Daha da kötüsü, Samet Fenâri rezil olduğundan habersiz, televizyona çıkmasının şerefine kahvede herkese çay, oralet filan ısmarlıyor, arada bir kalkıp dansını kahvede de müziksiz sergiliyordu. Evli barklı oğulları onun yüzünden kahvede utana sıkıla oturuyor, beşinci oğlunun, yani en küçüklerinin bazen babasını seyrederken gözleri doluyordu. Biçare oğlanlar babalarının dansına engel olmak isteseler bastonu kafalarına yiyorlardı.

Millet hep Samet Fenâri oğullarına Kâhin’i dövdürttüğü için başına bunlar geldi diye düşünüyor, bir Allah’ın kulu, eski muhtardır, deyip de acımıyordu. Bununla beraber beş kardeşin pişman oldukları konuşuluyordu. Makarna almaya çıkmış fukara Kâhin’i bakkal yolunda dövmek onlara yakışmamıştı. Kardeşler pişmanlıklarını belli etmek için Kâhin’in evinin karşısındaki binanın reklam versen masrafı ocaklar söndürür duvarına kırmızı sprey boyayla “Spor dostluktur” yazmış. Sonra da Kâhin’e tam dokuz paket fiyonk makarna hediye etmişlerdi. Ardından bir iyi niyet örneği daha gösterip makarnaların iki paketini Kâhin’in isteği üzerine burgulularla değiştirmişlerdi. Kâhin fiyonkları salçalı burguluları da yoğurtlu yapıp bir hafta makarna yemişti. Bazılarına göre kardeşlerin niyeti laneti savmaktı. Yoksa ne diye Kâhin’in Facebook’tan paylaştığı her şeyi beşi birden beğensindi. Bela mıdır lanet midir her neyse, bu şeyi tam savamasalar da beş kardeş en azından artık babalarının ilk zamanlardaki gibi istekli ve kıvrak dans etmediğini, makarnaların biraz olsun işe yaradığını düşünüyorlardı. Bir iyilik bin belayı def eder diye boşuna dememişlerdi. Fakat mahalleliye kalsa Samet Fenâri kaçarı yok tırlatmıştı.

Aslında muhtarlık seçimlerinden beş altı ay öncesine kadar ortada hatırı sayılır bir kehanet yoktu. En dişe dokunur olanları, “Mehmet Ali Erbil üç hafta içinde ekranlara dönecek”, “Bir hafta içinde mahalleden birine piyangodan yüklü para vuracak” gibi şeylerdi. Gerçekleşmesine gerçekleşmişlerdi ama o zaman gençler aralarında, “Üç gün sonra yeni yıla gireceğiz”, “Fener Kadıköy’de alacak” gibi kehanet esprileri patlatıp alay ediyorlardı. Gel gör ki işte tam o günlerde yaşanan bir olay zurnaya zırt dedirtmiş, alay edenlerin uykuları kaçmıştı. Kâhin kahveye gelmiş, herkesin gözünün içine baka baka, “Önümüzdeki ikinci perşembe mahallede iki ihtiyar aynı anda vefat edecek,” demiş, çay içmeden gitmişti. Umursamaz görünseler de ihtiyarları bir korkudur almıştı. Gerçekten de ikinci perşembe, kısa boyundan ötürü adı Uzun Ahmet kalan Ahmet Üşmüş ile gençliğinde pehlivanlık yapmış olduğu için Yağlı Kürşat diye bilinen Kürşat Aktusun, oynadıkları çekişmeli tavla oyununun sonlarına doğru, ne hikmetse Yağlı Kürşat’ın zarı tam iki-iki geldiğinde, terk-i diyar eylemişlerdi. Kâhin karakoldan zor çıkmış, zavallı Yağlı Kürşat’ın iki-ikisini ise mahallenin delisi Tufan oynamıştı. Otopsi raporu iki ölümü de doğal buluyor, Aşırı heyecandan kalp krizi, diyordu.

Her ne kadar bu tavla maçında kaybedenin mahallede çıplak koşacağına dair rahmetlilerin iddiaya girmiş oldukları, Kâhin’in de bu hayati maçın tarihini bildiği için böyle bir tahminde bulunduğu gibi uçuk kaçık komplo teorileri ortaya atılsa da bu olaydan sonra mahalleli, Kâhin’in sözlerine kayıtsız kalamadı.

Epey sonra, muhtarlık seçimlerine yakın, Samet Fenâri’nin Kâhin’i dövdürtmesi olayı patlak verdi. Kimse nedenini tam olarak bilmiyordu. Bir Samet Fenâri’nin gidip Kâhin’e muhtarlığı kimin kazanacağını sorduğunu ama istediği yanıtı alamadığını söylüyorlar, bir Samet Fenâri’nin gelinleri hakkında uygunsuz kehanetler olduğundan dem vuruyorlar, bir öyle bir böyle derken tutmayan tezeği duvardan duvara çalıyorlardı.

Derken muhtarlık seçimleri geldi, oylar verildi ve iki seçimdir kazanan deneyimli aday Muhsin Kıyakçıoğlu, yeniyetme Tolga Tapan karşısında hezimete uğradı.

Seçimden sonra bütün berberler ağız birliği etmiş gibi, kehanet masalının yeni muhtar Tolga Tapan’ın işi olduğunu söylemeye başladılar. Mantıksız değildi. Çünkü hem dubarasını oynayamadan Hakk’a yürüyen Yağlı Kürşat hem onun azılı tavla rakibi rahmetli Uzun Ahmet hem de tırlatan Samet Fenâri, Muhsin Kıyakçıoğlu’nu destekliyorlardı. Samet Fenâri dediğin de sonuçta eski muhtarlardandı, kimi desteklese o kazanıyordu. Kâhin’in dövdürtülmesi demek ki muhtarlık kavgasındandı. Kâhin Tolga Tapan’ın adamıydı. Sayıklarken bile Muhsin Kıyakçıoğlu’nu öven Samet Fenâri’ye büyü yapmasalar adam sandığın başında elektrik dansı yapa yapa Tolga Tapan’a oy verir miydi? Bu pörtlek göz Tolga Tapan, kulağına gitmesin, seçimden önce Kâhin’e uğrayıp seçim sonucunu istememiş miydi? Elinde Kâhin’in şiiriyle çıkıp kapı kapı dolaşmamış mıydı? “Kâhin benim kazanacağımı söylüyor,” dememiş miydi? Şiir de neydi: Kartal iki kez konar dala/ Dal kırılır, yuva olur kanaryaya.

Tolga Tapan allem etmiş kallem etmiş bu şiiri kendi lehine yorumlamıştı. Aslında çoğuna göre şiir derbi maçın sonucunu söylüyordu. Hatta buna göre kupon yapanlar kredi borçlarını kapatmışlardı. Ama hiçbir şey Tolga Tapan’ın kazanmasına engel olamamış, kâfir oyların yüzde elli birini almıştı. Mahallede bir aklıevvel de şiirde tam elli bir harf olduğunu fark etmiş, Tolga Tapan gidip Kâhin’in elini öpmüştü. Bıraksan daha nerelerini öperdi!

Olan oldu, biten bitti. Öyle ya da böyle Tolga Tapan kazandı. Berberler iyi söylüyordu hoş söylüyordu da şiirde elli bir harf olması, Tolga Tapan’ın da yüzde elli bir ile kazanması herkesi işkillendiriyordu. Onca vukuat da ortadayken kimse Kâhin’e ilişmek istemiyordu. Bir imam Timuçin bu büyücüyü mahalleden kovmak gerektiğini dillendirmiş onun da nasıl olmuşsa Elazığ’a tayini çıkmıştı. Arkasından ince hastalığa yakalandığı dedikodusu bile yayıldı. Kâhin’le uğraşmayacaktı.

Yok yok, Kâhin aynı fukara Kâhin’di. Seçim olmuştu da nesi değişmişti? Olan bitenden ne çıkarı vardı?

Sonunda dangalağın biri, bir avukat, tuttu seçimlere hile karıştı diye dava açtı. Kâhin ile yeni muhtar gözaltına alındılar. Muhtar serbest bırakıldı, işinin başına döndü ama Kâhin’i epey zaman gören olmadı. Polisler bıraktıklarını söylüyorlardı. Neredeydi bu adam?

Çilingiri zar zor ikna edip Kâhin’in evine girdiler. Ev yeni terk edilmiş gibiydi. Eski püskü eşyalar yerli yerindeydi. Salonun duvarında ise kırmızı sprey boyayla yazılmış bir kehanet vardı: Işık çekildi mi ona kadar sayın… Lanet gökten gelecek!

Haydaa! Bu duyulur duyulmaz mahallede bir huzursuzluk başladı. Taşınmayı planlayanlar, namaza başlayanlar, türbelerde yatıp kalkanlar oldu. Çilingir dükkânı kapatıp umreye gitti. Muhtar Tolga Tapan, Kâhin’i bulup laneti kaldıracağını bir tweet ile duyurdu. Takipçi sayısı patladı.

Bunun bir kahramanlık senaryosu olduğunu söyleyenler vardı. Belli ki Tolga Tapan ile Kâhin anlaşmıştı. Bir gün çıkıp Lanet kalktı, diyecek, mahalleyi kurtarmış gibi olacaklardı…

Bir aya kalmadan mahalleye çamur yağınca herkes bu fikirden vazgeçti. Daha sonra yeşillikleri keneler bastı. Bu iki etmişti. Lanet, duvarda durduğu gibi durmuyordu. Başlamıştı! Kim bilir artık neler olacaktı?

Samet Fenâri’nin oğulları Kâhin’e dava açan avukatı adaklık kurban niyetine dövdüler ama ne çare! Çok geçmedi kurbağa yağdı. Filmde görsen inanmazsın… Kurbağa.

Zavallıların ellerinde kala kala lanetli bir mahalle kaldı. Samet Fenâri dansına yeni figürler ekleyerek laneti kutluyor, evlenmek istiyordu.


Halil Bilgili

0 görüntüleme